GuncelMekan.com

Güncel Mekan

Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

SiyeR (Peygamberimizin Hayatı)

Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar icinde SiyeR (Peygamberimizin Hayatı) konusu , HENDEK SAVAŞI Hz Peygamber (s a s)'in müşriklerle yaptığı büyük ve en önemli savaşlarından birisi Uhud savaşından iki yıl sonra, Hicret'in beşinci yılının şevval ayında (23 şubat 627) Medine'nin kuzeyinde ...

Geri git   GuncelMekan.com >
..:: Din Bölümü ::..
> Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar

Anlık İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #21 (permalink)  
Alt 05-14-2008
betul_1905 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bayan Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1.492
betul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond repute
Gül Hendek Savaşı

HENDEK SAVAŞI

Hz Peygamber (sas)'in müşriklerle yaptığı büyük ve en önemli savaşlarından birisi Uhud savaşından iki yıl sonra, Hicret'in beşinci yılının şevval ayında (23 şubat 627) Medine'nin kuzeyinde cereyan etmiştir

Kureyş müşrikleri Uhud savaşında başarılı olmuşlardı ama müslümanların gücünü kıramamışlardı Tam tersine müslümanlar Medine'deki birlik ve beraberliklerini sağlamlaştırmış, askeri bakımdan daha güçlü bir duruma gelmişlerdi Medine'de sürekli problem çıkaran Yahudi Benu Nadir kabilesi sürülmüş; doğuda Zatu'r-Rika, kuzeyde Dumetü'l-Cendele yapılan seferler kesin zaferle sonuçlanmış, müslümanların gücü ve etkinliği gün geçtikçe daha da büyümüştü Bunun sonucu olarak Mekke müşriklerinin Mısır, Suriye ve Irak yönündeki kervan yolları tamamen kapatılmıştı

Müslümanların bölgeye hakim bir güç olmaya başlaması İslâma katılanların sayısını hızla artırmış, geçen zaman, müslümanların sosyal hayatlarını düzenleme ve yerleştirme yolunda önemli adımlar atmasına fırsat tanımıştı İslâm'ın bu gözle görülür güçlenişi karşısında müslümanların başlıca düşmanlarından olan yahudiler, düşmanca faaliyetlerine hız verdiler Özellikle Medine'den sürülen Benu Nadir kabilesi bütün çevrede İslâm aleyhinde sürekli propaganda yapıyor, İslâm'ın güçlenmesini önlemek için müslümanlara kesin bir darbe vurmanın yollarını arıyordu Bu çalışmaları sonuçsuz kalmamış, yahudiler aralarında görüş birliği sağlanarak Kureyş ve diğer müşrik kabilelerle birleşmenin yolları aranmaya başlamıştı

Yahudilerden oluşan bir heyet Mekke'ye gelerek kışkırtıcı çalışmalardan sonra Kureyş'e ortak düşmanları olan müslümanlara birlikte saldırmayı Rasûl Aleyhisselâm'ı ve İslâm'ı ortadan kaldırmayı teklif ettiler Ticaret yollarının kesilmesiyle ekonomik bir çıkmaza düşen ve içlerinde hala Bedir'in acısını taşıyan müşrikler bu teklifi olumlu karşıladı (Taberî, Tarihu't-Taberi, Mısır,1961, II, 564-5) Yahudi heyeti ve Kureyş'ten seçilen elli adam Kâbe örtüsünün altına girip göğüslerini kâbe duvarına dayayarak tek başlarına kalıncaya kadar müslümanlarla savaşmaya yemin ettiler Artık tek düşünceleri vardı Bu savaşı mutlaka başarmak ve İslam'ı ebediyyen yok etmek (İbnü'l-Hişâm, es-Siretü'n-Nebeviyye, Beyrut, 1407/1987, II, 254, 255)

Yahudiler Kureyş'le anlaştıktan sonra Necid'e giderek Benu Süleym ve Gatafan kabilelerini de bu ittifaka dahil etmeye çalıştılar Gatafan kabilesini Hayber'in bir yıllık hurmasının yarısı karşılığında müslümanlara karşı savaşmaya razı ettiler Arkasından diğer Arap kabilelerini dolaşarak putperestliğin İslam'dan üstün olduğunu, fakat müslümanlarla savaşılmadığı takdirde putperestliğin sonunun yaklaştığı propagandasıyla savaşa kışkırttılar Bu çalışmaları sonunda Fezare, Süleym, Sa'd ve Esedoğulları kabileleri de ittifaka dahil oldu (Taberî, age, II, 566)

Savaş hazırlıklarına başlayan Kureyş, üçyüz at, bin beşyüz devenin bulunduğu dörtbin kişilik bir ordu donattı Buna Yahudi ve diğer Arap kabilelerinin kuvvetleri de eklenince yaklaşık onbin kişilik bir ordu meydana geldi Bu büyük ordu İslâm'a son ve öldürücü darbeyi vurmâk, Allah'ın nurunu boğmak niyet ve umuduyla Medine'ye yöneldi Arap yarımadası belki de o güne kadar böyle büyük bir orduya şahit olmamıştı (İbn Hişam, es-Siretit'n-Nebeviyye, Mısır, 1375/1955, II, 214, 216, 220):

Râsulullah (sas) müttefiklerin girişimini haber alır almaz derhal bir savaş meclisi topladı Mecliste düşmana karşı ne gibi tedbirler alınması, nasıl bir savaş taktiği izlenmesi gerektiği konusunda istişare edildi Ashâbın çoğunluğu Medine'yi içerden savunmanın uygun olacağı görüşünde idi Bu görüş benimsendikten sonra Selman-ı Farisî hazretleri, "bizde bir şehir üstün kuwetlerle kuşatıldığı zâman daima çevresine bir hendek kazılır ve şehir bu şekilde savunulur" şeklinde görüş bildirince Rasûl aleyhisselam bunu uygun görerek savunma planının bu doğrultuda hazırlanmasını emretti Vakidî'nin Hendek Savaşı sırasında Rasûlullah'ın Kureyş lideri Ebû Süfyan'a yazdığım söylediği bir mektuba göre ise, şehrin çevresine hendek kazılmasını doğrudan doğruya şanı yüce Allah, Rasûlüne ilham etmiştir Düşmanın geleceği yöne kazılacak hendekle şehrin koruması esas olmakla birlikte Selmân-ı Farisî'nin teklifi içinde Medine'yi çevreleyen binalar arasına kapatmak da vardı, zaten şehrin diğer tarafı dağ ve hurmalıklarla çevrili idi (İbn Hişam, age, II, 255)

Rasûlullah, vakit kaybetmeden, ileri gelen sahabîlerle birlikte keşfe çıkarak hendek kazılması gereken yerleri tesbit etti Düşmanın saldırısına açık bulunan yerlerin tesbitinden sonra bütün müslümanlar toplanarak hendek kazma çalışmalarına başladılar Medine'deki bütün araçlar toplandığı halde yine de birçok müslüman araçsız kalmıştı Bunun üzerine Rasûlullah, müslümanlarla anlaşmalı bulunan Benu Kurayza kabilesinden ödünç aletler aldırdı

Başta Rasûl aleyhisselam olmak üzere bütün müslümanlar canla başla çalışıyorlardı Mevsim kış olduğu için çalışmak oldukça güç ve yorucuydu Buna rağmen müslümanlar büyük bir coşkuyla çalışıyor, hep bir ağızdan "bizler ömrümüz oldukça Muhammed'le birlikte savaşa devam etmek üzere bey'ât etmişizdir" anlamında mısralar okuyorlardı Hendek kazarken Hz Peygamberin birçok mucizesinin geldiğini yine İslâm tarihçileri nakletmektedirler (İbn Hişam, a g e, II, 217, 219)

Rasûlullah da coşkuyla çalışan arkadaşları ile birlikte toprak kazıyor, taşıyor, onlarla bir ağızdan şu anlamdaki beyitleri okuyordu: "Allah'ın lütfu ve hidayeti olmasaydı biz ne hidayete erer, ne sadakalar verir, ne de ibadet ederdik Ya Rab! Bizi huzur ve sükuna erdir Düşmanla karşılaşırsak bize sebat ve metanet ver Bize saldıranlar fitne çıkararak fesat peşinde koşuyorlar Biz ise onlara karşı koyuyoruz" Münafıklar ise bu işi ağırdan alıyor ve çeşitli bahanelerle çalışmamak istiyorlardı (İbn Hişam age, II, 216; Taberî, age, II, 566, 567)

Bu şekilde iki hafta boyunca süren gayret sonunda Medine çevresinin gerekli yerleri hendeklerle kuşatılmış, hendeklerden çıkan topraklar iç tarafa yığılarak siperler oluşturulmuştu

Hendek kazma çalışmaları biter bitmez Rasûl aleyhisselam savaşabilecek durumdaki bütün müslümanları topladı Müslüman mücahitlerin sayısı üçbindi ve otuz altı da at vardı Müslüman savaşçılar gruplar halinde siperler gerisine yerleştirildi Bu sırada Ebû Süfyan komutasındaki ordu Medine'nin Batısından, Necid kabileleri de Doğudan Medine önlerine geldiler

Kureyş ordusu Medine'nin kuzeyinden dolaşarak Uhud dağı civarına geldi Ortalığı boş görünce evvelce Uhud savaşında aldıkları mevkiye doğru yaklaştılar Burada diğer kuvvetlerle birleşerek Uhud-Medine yolu üzerinde ilerlemeye başladılar Bir müddet sonra Rasûlullah'ın hendekler gerisinde görülen çadırları karşısına geldiler ve onun karşısında yer aldılar (Taberî, age, II, 570)

Müşrikler çevrede müslümanları görmeyince hızla Medine üzerine atıldılar Fakat müslümanlar tarafından kazılan hendeklere gelir gelmez ne yapacaklarını şaşırdılar O zamanlar böylesi istihkamlar inşa etmek Araplar tarafından bilinmiyordu Rasûlullah'ın bu değişik savunma yöntemi müşrikleri hayret ve şaşkınlık içinde bıraktı İçerlerinde bazıları atlarını hendekler boyu sürerek bir geçit aradılar Fakat hendek gayet derin kazılmış olduğu için geçmeyi başaramadılar Bu arada hendek gerisinde siperlenen müslümanlar düşmanı ok ve taş yağmuruna tuttular Düşman süvarileri de bu şekilde karşılık vermek zorunda kaldılar Müşrikler bir aya yakın bir süre hendek gerisinde kaldılar İki taraf arasında herhangi bir savaş olmadı Bir kaçı mübareze ve karşılıklı ok atmaktan başka ciddi bir hareket olmadı (Taberî, age, II, 572)

Müslümanlar arada sırada taarruz eden düşmanı bu şekilde karşılayarak savunma süresini uzatıyorlardı Fakat bu sırada müslümanlarla anlaşma içindeki Benu Kurayza kabilesinin anlaşmayı bozarak geceleyin Medine üzerinde baskın yapmak için hazırlandıkları söylentisi yayıldı Bu haber müttelik ordulara göre oldukça zayıf olan müslümanlar arasında büyük bir endişeye neden oldu Rasûl aleyhisselam durumun açıklığa kavuşturulması için Kurayza kabilesine birisini gönderdi Benu Kurayza kabilesinin reisi Kaab b Esed'in Benu Nâdir kabilesi reisi Nayy b Ahtab tarafından kandırılmış olduğu ve Kurayzalıların gerçekten anlaşmayı bozmuş oldukları anlaşıldı Kurayza kabilesi ile Evs kabilesi arasında dostluk bulunduğu için Evs'in lideri Sa'd b Muaz ve bazı Evs ileri gelenleri özel olarak Benu Kurayza kabilesine gönderildi ise de olumlu bir sonuç alınamadı

Kur'ân düşmanın gelişini ve durumun vehametini şöyle dile getirir:

"Onlar size yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi Gözler dönmüş, yürekler ağızlara gelmişti Allah için çeşitli tahminlerde bulunuyordunuz" (el-Ahzab, 33/10) Rasûlullah zaman geçirmeden ortaya çıkan yeni duruma uygun tertibatı aldı Müslümanlara hitaben, "emin olunki bunun sonu hayırlıdır Müslümanların yegane koruyucusu Allah'tır" buyurarak müslümanlara güven verdi Şehir içinde ve savunma hattı çerçevesinde güvenlik önlemleri bir kat daha artırıldı Geceleri düşmanın ani bir baskın yapmasını önlemek amacıyla devriye kolları çıkarılmaya başlandı

Gece basar basmaz bütün devriye görevlileri görev yerlerine dağılıyor, Rasûlullah ise savunma hattının en zayıf noktasında bekliyordu Geceleri çok soğuk olduğu için savaşın zorlukları kendisini daha ağır biçimde hissettiriyordu Bununla birlikte Müslümanlar inançla ve sabırla görevlerini yerine getiriyorlardı

Bu arada münafıklar da boş durmuyor bir takım teşvikler ve aldatıcı sözlerle imanı zayıf kimseleri kandırmaya çalışıyorlardı Nitekim Kur'ân bu duruma "İki yüzlüler ve kalplerinde hastalık olanlar" Allah ve Rasûlü size sadece kuru vaadlerde bulundu" diyorlardı (el-Ahzab, 33/12) Ayetiyle işaret etmektedir

Kuşatma onbeş günden fazla sürdüğü halde müşrikler hiçbir sonuç alma başarısını gösteremediler Muhasaranın devamı sabahlara kadar siperlerde bekleyen müslümanları oldukça kötü etkiliyordu Şehrin dışarıyla bütün bağlarının kestirilmiş olması yiyecek sıkıntısının başlanmasına neden oldu Münafıklar bundan da güç alarak yersiz konuşmalarını çoğalttılar Eskiden beri meydan savaşlarına alışmış olan müslümanlar düşman karşısındâ hiçbir şey yapmadan beklemekten sıkılmaya başlamışlardı Mevsimin şiddeti bu durumu daha da etkiliyordu Özellikle geceleri çıkan soğukta devriye görevini yapanlar fazlasıyla muzdarip olmaya başladılar Hatta hayvanlarına yedirecek birşey bulamaz hale geldiler Müslümanların direnci yavaş yavaş kırılmaya yüz tutmuştu Kur'ânın deyimiyle "İşte orada mü'minler denenmiş ve çok şiddetli sarsıntıya uğramışlardı" (el-Ahzab, 33/11)

Durumun vehameti karşısında Hz Peygamber, Müşriklerin birliğini bozabilmek için bir ara Gatafanlıların reisleri Uyeyne b Hısn b Huzeyfe ve el-Haris b Avf b Ebi harise el-Murriye haber göndererek dönüp gitmeleri karşılığında Medine hurmalarının üçte birini onlara vermek üzere anlaşmak istediyse de (hatta anlaşma metni bile hazırlanırken) Sa'd b Mu'az ve Sa'd b Ubâde ile istişaresi sonucu bu fikirden vazgeçti (İbn Hişam, age, II, 223; Taberî, age, II, 572-3)

Diğer yandan düşman ordusu baskısını giderek arttırıyordu Değişik yönlerden peşpeşe saldırılarda bulunuluyor, hendeği aşamayarak çaresiz geri dönüyordu Muhasaranın olağanüstü şiddet kazandığı bir sırada müşrikler ne pahasına olursa olsun hendeği aşmaya karar verdiler Savaşçılıktaki büyük ustalığı ve Kahramanlığıyla şöhret kazanmış olan Amr b Abdived ile İkrime b Ebû Cehl, Nevfel b Abdullah, Dırar b Hattab, Hübeyre b Ebî Vehb hendeği geçmek üzere ileriye gönderildi Ebû Süfyan ve Halid b Velid de onun arkasından genel bir saldırı için kuvvetlerini ileriye doğru hareket ettirdiler Amr ve yanındakiler binbir güçlükle de olsa hendeği aşmayı başardılar

Amr b Abdived atını ileriye sürerek müslümanları kendisiyle savaşacak bir savaşçı taleb etti Amr birçok savaşlarda bulunmuş, yiğitlik ve gözüpekliği sayesinde birçok birlikleri dağıtmış gayet usta bir silahşor, çevik bir süvari olduğundan, onunla dövüşmeye kimse cesaret edemezdi Nitekim müslümanlardan da kimse onun isteğine cevap veremedi

Bu durumu gören Hz Ali, Amr'a karşı çıkmak için izin istedi Fakat Rasûlullah izin vermedi Amr tekrar ileriye atılarak müslümanlara hitaben; "İçinizden kahramanlık meydanına çıkacak kimse yok mu? Hani ölenlerinizin gideceğini söylediğiniz Cennet?" diye bağırdı Müslümanlardan yine ses çıkmayınca Hz Ali ikinci defa izin istedi Rasulullah kendi zırhını çıkarıp Ali'ye giydirdi, beline zülfikâr'ı taktı ve ellerini açarak "Ya Rabb amcam Übeyd Bedirde; Hamza Uhudda şehid oldular bu Ali ise kardeşimdir ve amcamın oğludur Onu koru, beni kimsesiz bırakma Sen Varislerin en hayırlısısın" diye dua ederek uğurladı

Amr'ın karşısına çıkan Hz Ali kendisini tanıttı Amr, Ali'nin gençliğini ve babasıyla olan dostluğunu ileri sürerek onunla savaşmak istemedi Hz Ali ise kendisiyle savaşmayı ve onu öldürmeyi arzuladığını bildirdi Kendisinin savaşa çıkanların üç tekliflerinden birini kabul ettiğini duyduğunu; eğer öyleyse, üç teklifi olduğunu söyledi Ya müslüman olmasını, ya savaşı bırakıp gitmesini, yada kendisiyle dövüşmesini teklif etti İlk ikisini reddeden Amr dövüşmeyi seçti

İlk saldırı Amr'dan geldi Vurduğu kılıç darbesi Ali'nin kalkanını parçalayarak başından yaralanmasına neden oldu Sıra kendisine geldiğinde Ali indirdiği darbe ile Amr'ı cansız yere yuvarladı Müslümanlar sevinçle tekbir getirirken müşrikler büyük bir hayal kırıklığına uğradılar

Hz Ali Amr'ın işini bitirince Dırar ile Hübeyre Ali'nin üzerine yürüdüler Dırar Hz Ali'nin yüzüne bakar bakmaz dönüp kaçmaya başladı Sonradan Dırar, "ölüm meleği surete bürünmüş bana görünmüştü," diyecektir, bu kaçış hakkında Çarpışmaya yeltenen Hübeyre de Ali'nin bir kılıç vuruşu ile zırhı delinince kurtuluşu kaçmakta buldu, (İbn Hişam, age, II 224-225)

Hz Ömer, kaçan kardeşi Dırar'ın peşinden, Zübeyr b Avvam da Hübeyr'in arkasından koştular Bu sırada Nevfel b Abdullah hendeğe düşmüş, yaralanmıştı Müslümanlar onu taşa tuttular Fakat Ali onları durdurdu, hendeğe inerek boynu kırılmış Nevfel'in kafasını uçurdu

Bu kötü sonuç karşısında Ebû Süfyan çaresiz ordugahına döndü

Ertesi günü Benu Kurayza Kabilesi de düşman ordusuna katıldı Müttefikler böylece kuvvet kazanınca bir kat daha cesaretlenerek saldırılarını sıklaştırmaya, tazyiklerini arttırmaya başladılar Ok ve taş muharebeleri akşama kadar sürüp gitti Karanlık basınca müşrikler ordugahlarına çekildiler Genel bir saldırı düşüncesi müslümanlar arasındaki endişeyi bir kat daha artırdı

Bu arada savaşın yönünü değiştirecek önemli bir olay oldu Düşman saflarında iken müslüman olan Nuaym b Mes'ud es-Sakafî gizlice Rasulullah'ın ordusuna katıldı Durumun kötülüğünü gören Nuaym, müttefiklerle Benu Kurayza Kabilesinin arasını bozmak için iyi bir vesile oldu Hz Peygamber ona Benu Kurayza ile müşriklerin arasını açması için talimat verdi İslâma girdiği bilinmediği için rahatça Benu Kurayza lideri Kaab b Esed'in yanına gitti Kaab'ın yanında daha başka Yahudi liderleri de bulunuyordu Onlara yahudilere bir iyilik etmek isteğimi söyleyerek Kureyş ve Gatafan kabilelerinin artık savaştan usandığından söz etti "hatta daha fazla zahmet çekecek olurlarsa sizi bırakıp gidecekler O zaman siz İslâm ordusuna karşı koyamazsınız Bu tehlikeyi önlemek için Kureyş ve Gatafan kabileleri ileri gelenlerinden birkaç kişiyi rehin alın" dedi Yahudiler bu haberden son derece memnun oldu

Nuaym, oradan Ebû Sufyan'ın ordugahına geldi Ona Kurayzalıların anlaşmayı bozduklarından dolayı pişmanlık duyduklarını ve anlaşmayı gizlice yenilediklerini, hatta suçlarını affettirmek için Kureyş ve Gatafan liderlerinden birkaç kişiyi rehin alarak müslümanlara teslim etmeyi düşündüklerini söyledi Bu haber Ebû Süfyan'ı vesveseye düşürdü Derhal kurayza liderine İkrime b Ebî Cehl ve Benî Gatafanlı bir grupla haber göndererek muhasaranın çok uzadığını, askerin açlıktan şikayet ettiğini bu nedenle ertesi günü genel bir saldırı ile bu duruma bir son verilmesi gerektiği arzusunda olduğunu söyledi Buna karşılık Kurayzalılar, Kureyş ve Gatafan ileri gelenlerinden birkaç kişi rehin verilmedikçe kendilerine güvenemeyeceklerini bildirdiler Kureyş ve Gatafan liderleri bu haberi işitince Nuaym'ın sözüne hak vererek rehin vermekten imtina ettiler Kurayza kabîlesi ise onların tavrının Nuaym'ı doğruladığını görünce müttefiklerden ayrılarak onları kendi başlarına bıraktılar, (İbn Hişam, age II 230) (Taberî, age II 578-9)

Kuşatma yine sürüyordu, ama eski şiddetini kaybetmişti Rasûlullah (sas) bu günlerde, bugün Ahzab Mescidinin bulunduğu yerde ayakta durup ellerini yukarıya kaldırarak müşrik kabileleri aleyhinde üçgün boyunca dua ettiler Üçüncü gün öğle ile ikindi namazı arasında duasının kabul edildiği kendisine vahyedildi Ashab bunu Rasûlullah'ın yüzündedalgalanan sevinçten anladı Cebrail (as) "sevininiz, Allah onlara bir rüzgar saldı"diyerek Allah'ın müşrikleri kasırga ile perişan edeceğini haber vermişti Allah Rasûlü hemen iki dizi üzerine çöküp ellerini kaldırdı gözlerini yere indirdi ve "bana ve ashabıma acıdığın için sana şükranlarımı sunarım Allah'ım" dedi Sonrada haberi ashâbına o müjdeledi

Beklenen rüzgar birkaç gün sonra geldi Bu soğuk, dondurucu bir rüzgardı Tozları, toprakları müşriklerin gözlerini dolduruyordu Rüzgar, onları kendi başlarının derdine düşürmüş, çekilmek, zorunda bırakmıştır Çadırların bezlerini, derilerini yırtıyor, direklerini söküyor, sergileri kumlara gömüyor, yakılan ateşleri, aşıkları söndürüyor, develeri, atları birbirine karıştırıyor, hiç kimse kimsenin yanınagidemiyor Müşrikler ordugahlarından devamlı tekbir sesleri, silah şakırtıları duyuyorlardı Kalplerine büyük bir korku düşmüş, amansız bir paniğe kapılmışlardı Kur'an sonradan bu olayı mü'minlere şöyle hatırlatmaktadır: "Ey mü'minler Allah'ın size olan nimetini anın Hani üzerinize ordular gelmişti Biz de onların üzerine rüzgar ve görmediğiniz ordular göndermiştik Allah yaptıklarınızı görüyordu "(ef-Ahzâb 33/9)" "Allah kâfirleri öfkeleri ile geri çevirdi Hiçbirşey elde edemediler Savaşta iman edenlere Allah'ın yardımı kâfi geldi Allah güçlüdür, herşeye galiptir" (el-Ahzâb; 33/25)

Gece boyunca devam eden fırtına, sabahleyin biraz sükûnet buldu Allah Rasûlü, Huzeyfe b Yeman'ı düşman ordusu hakkında bilgi alması için gönderdi Huzeyfe, düşman ordusunun perişan halini görerek geri döndü Hz Peygamber bundan son derece memnun oldu ve sonucu beklemeye başladı (İbn Hişâm, age II 231-2)

Ebû Süfyan ansızın uğradığı bu büyük felâket üzerine Kurayza kabilesinin ordudan ayrıldığı ve orduda ihtalâf çıktığı bahanesiyle kuşatmayı sona erdirerek geri çekilme emrini verdi Amr İbnû'l-âs ile Halid b Velid ikiyüz süvari ile müşriklerin geri çekilişini denetlediler Müşrikler başansızlıklarından doğan umutsuzluk ve sıkıntı içerisinde hızla ricat etmeye başladılar

Kureyş ordusu Mekkeye, Gatafan kabileleri Necid'e doğru yol alırken müslümanlar savunma hattından çıkarak düşman ordugahına vardılar Düşmanın telaş ve heyacan içinde geri çekilirken bırakmış oldukları erzak ve zahirelere ve Ebû Sufyan'ın yahudi reislerinden Hayg'a gönderdiği yirmi deveye el koydular Develer kurban edildi, hurma dolu sepetler boşaltıldı ve müslümanlara dağıtıldı Bu ganimet vasıtasıyla muhasaranın ortaya çıkardığı kıtlık ortadan kalkmıştı Rasûlullah (sas) müslümanlara hitab ederek, "Ey İslâm mücahidleri! Emin olunuz ki bu muzafferiyet sizin için ölümsüz bir başaııdır Bundan böyle Kureyş kabilesi size değil, siz Kureyş'e taarruz edeceksiniz" buyurdu Rasûlullah'da bu sözleriyle müşriklerin bütün gücünün tükendiğini, artık müslümanların zafer yollarının açıldığını da müjdelemiş oluyordu

O gün öğleye doğru Hz Peygamber, aldığı ilâhi bir emir gereği müslümanlara derhal bir ilan yaptırarak bu savaşta müşriklerle bir olup, kendilerini arkadan vuran Benu Kurayzaya karşı savaşmak üzere şu emri verdi: "Kim dinler ve itaat ediyorsa, ikindi namazını Benû Kurayza önlerinden başka yerde kılmasın" Bu emri alan müslümanlar derhal hareket ederek bu yahudi belasını da ortadan kaldırdılar, (bk Benû Kurayza Savaşı) (İbn Hişam, age II 233-34)


Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi…
”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
Alıntı ile Cevapla
  #22 (permalink)  
Alt 05-14-2008
betul_1905 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bayan Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1.492
betul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond repute
Gül Tebük Seferi

TEBÜK SEFERİ

Hz Peygamber'in Hicretin dokuzuncu yılında, Şam'da toplanan kırkbin kişilik Bizans ordusuna karşı çarpışmak üzere Medine'den Tebük'e kadar sevkettiği en son ve en güçlü askerî hareket

Tebük arap yarımadasının kuzeyinde Medine ile Şam'ın ortasında bir yerin adıdır Suyu ve hurmalığı olan bir yerdir Bu savaş yolculuğunun son ucu burası olduğu için "Tebük Gazası" adı ile anılmıştır Bu seferde savaş olmamış fakat en güçlü bir İslâm ordusu techiz edilmiş, böylece askerî ve siyasî açıdan önemli bir zafer kazanılmıştır

Seferin nedeni: Bizans İmparatoru Heraklius'a bir mektup yazan Suriye'li hristiyanlar, Muhammed'in öldüğünü, müslümanların da kıtlık ve yokluk içinde perişan olduklarını, üzerlerine asker gönderilirse, onları kendi dinine katmanın tam zamanı bulunduğunu bildirdiler (Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, VI, 191) Bunun üzerine Heraklius silahlandırdığı kırk bin kişilik askeri bir gücü Kubad'ın komutası altında yola çıkardı Cüzam, Lahm, Gassân ve Âmile adını taşıyan arap kabilelerinin de Rumlarla birlikte hareket edecek!eri haberi Medine'ye ulaştı Zaten Allah'ın elçisi kuzey sınırından güvende değildi Böyle bir askerî harekât hazırlığını öğrenince genel seferberlik ilân etti Allah'ın Resulu diğer gazvelerde genellikle seferin nereye olacağını gizli tutarken bu defa Bizans ordusuna karşı bir sefer düzenleneceğini açıklamıştı Çünkü gidilecek yer uzak, havalar sıcak ve kurak, düşman güçlü idi Ordunun buna göre hazırlık yapması gerekiyordu Mekke'den ve diğer arap kabilelerinden asker toplamak için de görevliler çıkarılmıştı

Sıcak, kuraklık, kıtlık, uzaklık ve güçlü düşman unsurları bu seferi "güç ve zor bir sefer" haline getirmişti Bu yüzden seferin rastladığı zamana Kur'an-ı Kerim'de "Sâatü'l-usre" (güçlük zamanı) denilmiş, bu sefere de Kur'an dilinden alınarak "Gazvetü'l usre (zorluk gazâsı)" adı verilmiştir Bu sefere katılan orduya da "Ceyşü'l-usre (Güçlük ordusu)" denilmiştir (bk et-Tevbe, 9/117; ez-Zebîdî, Tecrîd-i Sarih, Terc ve Şerh, Kamil Miras, 6 Baskı, Ankara 1983, X, 408, 409; İbn İshak, İbn Hişam, es-Sîre, IV, 161; Ahmed b Hanbel, Müsned, IV, 75; Vâkıdî, Meğâzî, III, 991)

Hz Peygamber savaş için hazırlık yapılmasını emrettiği zaman mevsimin olumsuzlukları, ürünün hasat zamanı oluşu ve insanların yazın sıcağında ağaç gölgesinde oturmayı sevmesi yüzünden, böyle sıkıntılı bir yolculuğa isteksizlik vardı Ashab-ı kiramın ağır davranması dikkati çekmişti Bu yüzden Allah'u Teâlâ müminleri şöyle uyardı:

"Ey iman edenler! Size ne oluyor da: Allah yolunda cihata çıkın, denildiğinde, bazılarınız ağırdan alarak, bulunduğunuz yerden kımıldamak istemiyorsunuz? Yoksa siz ahireti bırakıp, sadeœ dünya hayatına mı razı oldunuz? Halbuki dünya hayatının geçici zevki ahiret saadeti yanında pek az ve değersizdir" (et-Tevbe, 9/38) Devamı ayetlerde, eğer bu cihata çıkmazlarsa can yakıcı bir azapla karşılaşacakları, bunun zararının Allah'a değil kendilerine olacağı, Allah'ın Resulune yardım etmeseler bile, Allah'ın O'na yardım edeceğini, nitekim Mekke'den hicret ederken de Resulullah'a yardım edildiği, mağarada da o, arkadaşına; "üzülme, Allah bizimle beraberdir" diyordu, böylece Allah'ın Resulune emniyet ve güven verdiği, şimdi de aynı yardımı yapabileceğini bildirdi (et-Tevbe, 9/39, 40)

İİslâm toplumu su ayetle topluca cihata çağrıldı: "Ey müminler! Güçlünüz zayıfınız hep birlikte savaşa koşun Allah yolunda mallarınızla canlarınızla cihat edin Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır" (et-Tevbe, 9/41)

SAHABENİN ORDUYA YARDIMLARI:

Hz Peygamber her gün minberine oturur ve "Allahım! Sen şu bir avuç İslâm toplumunun yok olmasına fırsat verirsen, artık yeryüzünde sana ibadet olunmaz" diyerek yalvarır ve müminleri mallarıyla ve canlarıyla cihata teşvik ederdi Bunun üzerine servet sahibi müminler orduya yardım getirmeye başladılar

Hz Ömer bu sefere dörtbin dirhem gümüş para (beş dirhem yaklaşık bir koyun bedeli) getirmiş ve Hz Peygamber'in "Geride ne bıraktın?" sorusuna "malımın yarısını" diye cevap vermiştir (İbn Esîr, Üsdü'l-Gâbe, III, 326-327; M Asım Köksal, İslâm Tarihi, 2 baskı, İstanbul, ty, IX, 156, 157) Hz Ebû Bekir de dörtbin dirhem getirince, Allah elçisinin "Aile fertleri için ne bıraktın?" sorusuna; "Onlara Allah ve Resulunü bıraktım" diye cevap verince, bunu işiten Hz Ömer hayır yarışında Ebû Bekir'i geçemeyeceğini belirterek ağlamıştır (Vakıdî, Meğâzî, III, 991; İbnü'l-Esîr age, III, 327)

Abdurrahman b Avf da sekizbin dirhem sermayesinin yarısını getirince Allah elçisi; "Allah senin getirip verdiğini de, ev halkın için ayırdığını da bereketlendirsin" (Vâkîdî, Meğâzî, III, 991; Taberî, Tefsir, X, 197) diye dua etmiştir

Hz Osman ise ordunun techizinde en büyük yardımı yapmıştı O, üçyüz deve, yüz at bağışlamış, ayrıca bin altın lirayı Resulullah'ın kucağına dökünce, Allah elçisi; "Ey Allah'ım! Ben Osman'dan râzıyım, sen de razı ol” diye dua etmiş ve Osman'ın bundan sonra olmuş olacak şeylerden bir sorumluluğunun bulunmayacağını bildirmiştir (bkAhmed b Hanbel, IV, 75; Vâkıdî, age, III, 991; İbn Ishak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 161) Ayrıca Hz Osman'ın birer altın sarfı ile onbin askeri techiz ettiği, su içtikleri kapların ağız bağlarına ve askı iplerine kadar sağlanmadık ihtiyaçlarının bırakmadığı nakledilmiştir (Vâkıdî, Megâzî, III, 991; Belâzurî, Ensâbü'l-Eşraf, 1, 368)

Malî durumu zayıf olanlar da ellerinden gelen yardımı yapıyorlardı Hz Peygamber; "Kim bugün bir sadaka verirse sadakası kıyamet günü Allah katında onun lehine şahitlikte bulunacaktır" buyurunca, bir adam başına sardığı sarığı vermiş, siyah, hor görünüşlü bir yoksul da çok güzel bir deveyi bağışlayıp gitmişti Ebû Ukayl iki ölçek hurma karşılığında sabaha kadar su çekmiş, bir ölçeğini ev ihtiyacı için ayırmış, bir ölçeğini de orduya bağışlamıştı Hz Peygamber onun için de hayır ve bereketle dua etti (Taberî, Tefsir, X, 194, 195) Başka bir yoksul Ulbe b Zeyd ise malı, mülkü, biniti olmadığı için cihata hiçbir katkısı olamayışından çok üzgündü Gece namazından sonra Allah'a niyazda bulundu, imkânlarının olmayışından yakındı Ertesi gün sıkılarak, alay edilmeyi göze alarak çok az bir meta'ı Hz Peygamber'e getirdi Bu da sadakalara karıştırıldı Ertesi gün Hz Peygamber az bir sadaka veren bu yoksulu davet etti ve şöyle buyurdu:"Muhammed'in varlığı, kudreti elinde bulunan Allah 'a yemin ederim ki, sen sadakası kabul olunanların Divan'ına yazıldın" (İbn Kayyim, Zâdu'l-Meâd, Mısır 1390/1970, III, 4; Vâkıdî, age, III, 994; İbn Hacer, el-İsâbe, II, 500)

Kadınlar da ellerinden gelen yardımı yapmaktan geri durmuyorlardı Ümmü Sinan el-Eslemiyye şöyle anlatır: "Hz Âîşe'nin evinde Resulullah (sas)'ın önüne serilmiş bir örtü gördüm ki üzerinde bilezikler, bazubentler, halhallar, yüzükler, küpeler, develerin ayaklarını bağlayacak bir takım kayışlarla, kadınlar tarafından gönderilen ve savaşta işe yarayabilecek bir takım şeyler bulunuyordu" (Vâkıdî, Meğâzî, III, 991, 992)

Tebük Seferi ve Münafıklar:

Münafıklar müminleri başarıya götürebilecek her önemli işte olduğu gibi gerek Tebük gazvesi hazırlıkları ve gerekse yolculuk sırasında bozgunculuk yapmaktan geri durmadılar

Münafıkların başı Abdullah b Ubey b Selül; "Muhammed Roma devletini oyuncak mı sanıyor? Onun ashabıyla birlikte yakalanıp esir olacaklarını gözümle görmüş gibi biliyorum" diyerek halka korku ve ümitsizlik vermeye çalışıyordu (Ahmet Cevdet Paşa, Peygamberlerin Kıssaları ve Halifelerin Tarihleri, İstanbul 1977, I, 206)

Münafıklardan bir topluluk hiçbir özürleri olmadığı halde Tebük seferine katılmamak için Hz Peygamber'den izin istediler Allah'ın Resulu seksenden fazla münafığa izin verdi Kimi münafıklar da ganimet almak için Tebük ordusuna katılmış ve gittikleri yerlerde bozgunculuk yapmaktan geri durmamışlardır (İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, 160 vd; Taberî, Tarih, III, 142 vd; Vâkıdî, Megâzî, III, 995; et-Tevbe, 9/66)

Orduya özürsüz katılmayan münafıklarla ilgili çeşitli ayetler indi Bazıları şunlardır: "Onlardan bazısı peygambere: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" diyordu Bilin ki onlar zaten fitne içine düşmüşlerdir Şüphesiz cehennem, kâfirleri çepeçevre kuşatıcıdır" (et-Tevbe, 9/49) "Cihatdan geri kalanlar, Allah'ın Resulune muhalefet ederek oturup kalmalarına sevindiler Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat etmeyi hoş görmediler "Bu sıcakta savaşa çıkmayın " dediler De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır" Keşke bilseydiler Yaptıklarının cezası olarak, artık az gülsünler çok ağlasınlar" (et-Tevbe, 9/81, 82; ayrıca bk 9/42-48, 63-64, 79, 83, 86, 87, 90, 93-96)

YAHUDİ SÜVEYLİM 'İN EVİNİN YAKILMASI:

Münafıklardan bazı kişilerin Yahudi Süheylim'in Casum mevkiindeki evinde toplanıp, Tebük gazasına çıkacak halkı Hz Peygamber'in etrafından dağıtmak üzere toplandıkları haber alındı

Bunun üzerine Allah elçisi Talha b Ubeydullah'ı (ö 36/656) bazı sahabelerle birlikte onlara gönderip Süveylim'in evini ateşe vererek üzerlerine yıkmasını emretti Emir yerine getirildi Dahhâk b Halîfe evin damından atlayınca ayağı kırıldı İbn Übeyrık ve arkadaşları ise damdan atlayıp kaçtılar (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 160; Diyarbekri, Hâmis, II, 124)

İHMALCILIK YÜZÜNDEN SEFERE KATILMAYAN MÜSLÜMANLAR:

Mümin oldukları halde ihmalcilik yüzünden sefere katılamayanlar da olmuştu Bunlar: Kâ'b b Mâlik, Mirâre b Rabî' ve Hilâl b Ümeyye (r anhüm) idi

Kâ'b b Mâlik; Akabe'de Hz Peygamber'e bey'at etmiş, Bedir dışında tüm gazalara katılmıştı Tebük seferine katılmak için her türlü imkâna sahip olduğu halde sırf ihmalciliği nedeniyle bu gazaya katılamadığını şöyle belirtmiştir: "Hz Peygamber bu gaza için hazırlanmaya başladılar Ben de onlarla birlikte yol hazırlığını görmek üzere sabahleyin evden çıkıp dolaşır, hiç bir iş görmeden akşam üzeri döner, gelirdim Kendi kendime; hazırlanmak için çok vaktim var, derdim Bu ihmalcilik bende sürdü gitti Sonunda Resulullah ve ashabı birden yola çıkıverdiler" (Vâkıdî, Meğazî, III, 997, 998)

Diğer iki sahabe de benzer ihmal içinde olup gecikmişler ve sefere katılmamışlardı Ancak daha sonra bu üç sahabe ruhen çok daraldı ve dünya kendilerine dar geldi Onların bu sıkıntısı Kur'an-ı Kerîm'de şöyle açıklanır: "Ve savaştan geri kalan o üç kişinin tövbesini de kabul etti Bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kendilerine dar geldiği, ruhları son derece sıkıldığı, Allah'tan başka bir sığınak olmadığını anladıkları zaman tövbe etsinler diye, Allah onları bağışlamıştı Şüphesiz ki, Allah, tövbeleri çok kabul eden ve çok merhametli olandır" (et-Tevbe, 9/118)

ÖZÜR NEDENİYLE SEFERE KATILAMAYANLARIN ECRE ORTAK OLUŞU:

Ashab-ı kiramdan meşrû özürleri yüzünden Tebük gazvesine katılamayanların, katılan askerlerin kazandığı tüm ecre ortak oldukları hadis-i şerifle sabittir

Enes b Mâlik (ra)'den rivayete göre Hz Peygamber Tebük seferi sırasında şöyle buyurmuştur: "Medine'de bir topluluk kalmıştır ki, biz bir dağ yolunda, bir vadide her yürüyüşümüzde, onlar da bizimle birliktedirler Ashap: Yâ Resulullah, onlar nasıl bizimle birlikte olur?" diye sorunca da; "Onları burada bulunmaktan (hastalık, gücü yetmemek gibi) meşrû özürleri menetmiştir" (Buhârî, Cihâd, 140, Temennî, 9, Menâkıbu'l-Ensâr, 1, 3, Megâzî, 56; Müslim, Zekât, 133, 136136; Tirmizî, Menâkıb, 65; Kâmil Miras, Tecrid-i Sarîh, VIII, 299, 300)

TEBÜK'E BÜYÜK YOLCULUĞA İMKÂN BULAMAYANLARIN AĞLAYIŞI:

Varlıklı sahabelerin yardımı ile ihtiyaçlı gaziler techiz ediliyor, fakat sayı çok fazla olduğu için bu yardım da yetişmiyordu İslâm tarihinde "ağlayanlar" diye anılan yedi kişi Resulullah (sas)'a gelerek, bu gazveye katılmak istediklerini, fakat binit ve yiyeceklerinin bulunmadığını bildirdiler Hz Peygamber'in kendilerine binit kalmadığını söylemesi üzerine bu yedi kahraman ağlayarak geri dönmüşlerdi Bunlar Salim b Umeyr, Ulbe b Zeyd, Ebû Leylâ el-Mâzinî, Seleme b Sahr, Irbâd b Sâriye; bir rivâyete Abdullah b Muğaffel ve Ma'kıl b Yesâr veya Amr b Gunme (r anhüm)'dür Onların bu hali Kur'an-ı Kerim'de şöyle haber verilir: "Cihada çıkabilmek için binek vermen için sana geldikleri vakit: "Size verecek bir binit bulamıyorum" dediğinde, savaş araç ve gereçleri bulamadıklarını üzülüp gözleri yaşla dolu olarak geri dönenlere de bir sorumluluk yoktur" (et-Tevbe, 9/92)

Bunun üzerine bu yedi mücahidden ikisine İbn Yamin, ikisine Hz Abbas b Abdilmuttalib, üçüne de Hz Osman binit sağlamıştır (İbn İshak, İbn Elisâm, Sîre, IV, 161, 162; Vâkıdî, Megâzi, III, 994; Taberî, Tarih, III, 143)

TEBÜK YOLCULUĞUNUN BAŞLAMASI:

Hz Peygamber (sas) Tebük gazasını Medîne'den Hicretin 9 yılı Recep ayında perşembe günü çıkmıştı Çünkü O, cihada perşembe günü çıkmayı severdi Bu, Resulullah (sas)'ın sonuncu gazası oldu

Medine'de vekil bırakılan Hz Ali için münafıkların "Muhammed, Ali'yi onda görüp hoşlanmadığı bir şey için geri bırakmıştır" gibi dedikodular yapması üzerine, Hz Ali silahlanıp Cürf mevkiinde Hz Peygamber'e yetişti Resulullah'ın geliş nedenini sorması üzerine hakkındaki dedikodudan söz etti Hz Peygamber; "Onlar yalan söylemişlerdir Ben seni arkamda bıraktıklarıma vekil tayin ettim Hemen geri dön, gerek benim ev halkım ve gerekse senin ev halkın içinde vekilim ol Sen bana göre, Musa'ya göre Harun'un durumunda olmak istemez misin? Ancak benden sonra Peygamber gelmeyecektir" dedi Hz Ali; "Ey Allah'ın elçisi öyledir" diye cevap verdi ve Medîne'ye geri döndü" (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 163, İbn Sa'd, Tabakât, III, 24 25, Taberî, Tarih, III, 144, İbnü'lEsîr, el-Kâmil, Beyrut 1385/1965, II, 278)

Hz Peygamber'in komutasındaki onbin kişilik İslâm ordusu Medine'den Tebük'e kadar onsekiz yerde konakladı, ondokuzuncu konaklama yeri Tebük oldu Bu konaklama yerlerinde namaz kılınan yerler günümüzde de adlarıyla mescit olarak bilinmektedir Zülhuşub, Feyfâ, Zülmerve, Rak'a ve Vâdilkurâ mescidleri gibi

Yolculuk sırasında ve konaklama yerlerinde pek çok ibretli ve hikmetli olaylar vuku buldu Allah'ın elçisi yol boyunca öğütlerini sürdürdü Bunlardan bazıları şunlardır:

1) Sekizinci konaklama yeri olan Hicr'da olanlar:

Hicr, Semûd kavminin yaşayıp helâk olduğu yerdir Salih Peygambere isyan eden bu topluluğu Yüce Allah korkunç bir haykırışla helâk etmişti (bk el-A'râf, 7/73-9; el-Hicr, 15/80-84; eş-Şuarâ, 26/141-159; Hûd, 11/61-68; en-Neml, 27/45-53) Hz Peygamber bu kavmin mucizeleri gördükleri halde peygamberlerine karşı gelmelerini açıkladı ve bu yerden hızlı geçilmesini emir buyurdu

Hicr kuyularından alınan suları döktürdü ve bununla hazırlanan ekmek hamurlarının develere yedirilmesini emir buyurdu (Vâkıdî, Megâzî, III, 1008; Ahmed b Hanbel, II, 9: Asım Köksal, age, IX, 185 vd) Böyle hüzünlü bir beldeye neş'eyle girilmesini, Hıcr'da oturan halkla temas etmemelerini emir buyurdu (Vâkıdî, Meğâzî, III, 1008; Ahmed b Hanbel, V, 231)

Allah elçisi, Hicr'da gece şiddetli kasırganın kopacağını, bu yüzden kimsenin yanında arkadaşı olmaksızın dışarı çıkmamasını ve develerin dizlerinin bağlanmasını bildirdi Kasırga çıktı ve uyarıya uymayan iki kişiden birisi nefes darlığına uğradı, diğerini fırtına sürükledi

Mücahitler Hicr'da sabahlayınca şiddetli susuzlukla karşılaştılar Allah elçisi özellikle Hz Ebû Bekir'in yağmur duası yapmasını istemesi üzerine, ellerini kaldırıp yağmur için dua etti Daha ellerini indirmeden yağmur yağmaya başlamıştı (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 165; Taberî, Tefsîr, XI, 55; Tarih, III, 144) Bunun üzerine daha önce; "Muhammed hak peygamber olsaydı, Musa peygamber'in Allah'tan yağmur istediği ve yağdırdığı gibi, O da yağmur ister ve yağdırırdı" diyerek dedikodu yapan münâfıklar seslerini kesmişlerdi

Hz Peygamber'in devesi "Kasvâ"ın kaybolması:

Bir konaklama yerinde Resulullah (sas)'in devesi Kasvâ kaybolmuş ve aramalara rağmen bulunamamıştı Benî Kaynuka Yahudilerinden müslüman olan Zeyd b Lusayt adlı münafık; "Kendisinin peygamber olduğunu söyleyen ve size göklerden haberler veren Muhammed bugün kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor" diyerek müminlerin kalbine şüphe sokmaya çalışıyordu Bunu haber alan Resulullah (sas), Cebrail (as) haber vermesi üzerine devenin bulunduğu yeri ve ipinin bir dala takılı bulunduğunu bildirdi ve "Allah'a yemin olsun ki, gerçekten ben, bir şeyi Allah bana bildirmedikçe bilemem" buyurdu Gerçekten o yana giden sahabiler deveyi bulup getirdiler (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 166, 167; Vâkıdî, age, III, 1010)

Zeyd b Lusayt bu olaydan sonra, ertesi sabah kalbindeki Hz Muhammed'in peygamberliği konusundaki şüphelerinin yok olduğunu söylemiştir (Vâkıdî, Megâzî, III, 1010) Bazıları onun tövbe ettiğini söylerken Hârice b Zeyd gibi bazı sahabiler de onun tövbe ettiğini kabul etmemişlerdir (İbn İshak, İbn Hişâm, IV, 167;Vâkıdî, age, III, 1010)

Abdurrahman b Avf'ın imam oluşu:

Hicr'le Tebük arasında bir konaklama yerinde tan yeri ağardıktan sonra Allah elçisi ihtiyacını gidermek için uzak bir yere gitmişti Cemaat güneşin doğmasından korkarak Abdurrahman b Avf (ra)'ı öne geçirdiler Hz Peygamber abdest alıp dönünce Abdurrahman rukû'da idi Cemaat Resulullah'ın geldiğini anlayınca neredeyse namazı bozacaklardı Abdurrahman da imamlıktan çekilmek istedi Fakat Resulullah (sas)'in işareti ile namaza devam etti Allah elçisi bir rekâtı imamla, bir rekâtı da selãmdan sonra ayağa kalkarak tek başına kıldı Namaz bitince de; "Güzel yaptınız" buyurdu (Ahmed b Hanbel, IV, 247; Vâkıdî, Megâzî, III, 1011)

Abdestte tek yıkama ve mestlere meshetme:

Avf b Mâlik'ten rivayete göre, Hz Peygamber Tebük seferi sırasında yolcular için mestler üzerine üç gün üç gece, mukîm olanlar için bir gün bir gece süreyle meshedilmesini emir buyurmuştur (Ahmed b Hanbel, Müsned, VI, 27) Hz Ömer'in bildirdiğine göre abdest alınırken abdest azaları birer defa yıkanmakla yetinilmiştir (Ahmed b Hanbel, 1, 23)

Vaktinde kılınamayıp kaza edilen sabah namazı:

Yolculukta Allah elçisi uykuda iken kaldırılmamış ve sabah namazı vakti çıkıp güneş bir mızrak boyu yükselmişti Resulullah (as) Bilâl'e: "Ben sana bu gece bizi bekle ve sabah olunca uyandır" demedim mi?" buyurdu Bilâl: "Seni uyutan beni de uyuttu" dedi Hz Peygamber o yerden kalkıp biraz gittikten sonra, önce sünneti sonra da farzı kaza etti (Vâkıdî, Megâzî, III, 1015, 1016)

Hz Peygamber'in Tebük'te ashabı ile istişare etmesi:

Tebük'e geldikten sonra Şam üzerine yürünüp yürünmemesi konusunda Allah elçisi ashabı ile istişare etti Hz Ömer: "Eğer gitmekle emrolundun ise git" dedi Hz Peygamber: "Eğer bu konuda Allah tarafından emrolunmuş bulunsaydım, size danışmazdım" buyurdu Bunun üzerine Hz Ömer: "Ey Allah'ın Resulu orada Rumlar çok fazladır, müslümanlardan tek kişi bile yoktur, senin bu derece yakına gelmen onları korkutmuştur Uygun bulursanız bu yıl buradan geri dönülsün veya yüce Allah bu konudaki buyruğunu bildirir" Bunun üzerine Hz Peygamber Tebük'ten ileri geçmedi (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre; IV, 170; İbn Sa'd, Tabakâl, II, 166; Vâkidî, age, III, 1019)

Diğer peygamberlere verilmeyip yalnız Hz Muhammed'e verilen beş haslet:

Hz Peygamber Tebük'te gece namazını (teheccud) çadırının önünde kıldığı bir gece, yanına gelen sahabilerle sohbet ederken şöyle buyurmuştur: "Benden önceki peygamberlerden hiç birisine verilmeyen şu beş şey bana verilmişti:

a- Önceki peygamberler yalnız bir kavme gönderilmişken, ben bütün insanlara gönderildim

b- Yeryüzü bana mescit ve temizlik aracı kılındı Bu yüzden namaz vakti nerede olursa teyemmüm edip namazımı kılarım Önceki ümmetler ise ibadetlerini ancak Kilise ve Havralarda yapabilirdi

c- Savaş ganimetleri bana helal kılındı Halbuki önceki peygamberlere helâl kılınmamıştı

d- Bana şefaat makamı verildi

e- Ben bir aylık uzak yerdeki düşmanın kalbine korku salmakla yardım olundum" (bk Buhârî, Teyemmüm, 1, Salât, 56; Müslim, Mesâcid, 3, 4, 5; Ebû Dâvud, Salât, 24; Tirmizî, Mevâkît, 119, Siyer, 5; Nesâî, Cusl, 26; İbn Mâce, Tahâre, 90; Dârimî, Salât, 111, Siyer, 28; Ahmed b Hanbel, I, 250, 301, II, 222, 240, 250, 312; Vâkıdî, Megâzî, III, 1021 vd )

Hz Peygambere ve ümmetine ayrıcalık sağlayan bu niteliklerin Bizans'a karşı yapılan böyle büyük bir harekât sırasında açıklanması şu noktaları akla getirmektedir

Çevrede en güçlü olarak bilinen Doğu Roma imparatorluğuna karşı durabilecek bir güce sahip olan İslâm topluluğu, yakında bu yöreleri ele geçirecek ve rum diyarı İslâm'a girecek, böylece arap toplumları dışına çıkan İslâm evrensellik özelliğine kavuşacaktır

İslâm ordusu yolculuk sırasında günlerce çeşitli yer ve mevkilerde, arz üzerinde farz ve nafile namazları kılmış ve böylece ibadetin yalnız mescidlerde yapılabileceği imajı yerine namaza evrensel bir mescid anlayışı kazandırılmıştır Abdest ve gusülde de su yerine, gerektiğinde teyemmümle yetinmenin uygulamaları yapılmıştır

Bu gibi askeri hareketlerde zafer sonrası elde edilecek ganimetlerin beşte biri beytülmalin, beşte dördü de gazilerin hakkı olmak üzere meşrû kılınmıştır Bu da savaşlarda ayrı bir teşvik unsurudur (bk "Ganimet" mad )

Çevrede bir aylık uzak yerde bulunan düşman o gün için Doğu Roma İmparatorluğu ve bunların başkanı Heraklius olmalıdır İmparatorun ve askerlerinin kalbine korku düştüğü için Hicaz'a saldırıp yakıp yıkmak üzere yola çıktıkları halde bu cesareti gösterememişlerdir Güçlü İslâm ordusunun hazırlıklı, düzenli ve her çeşit savaş rizikosunu göze alarak Tebük'e kadar gelmesi, güç dengesini psikolojik bakımdan Müslümanların lehine çevirmiştir Böylece düşman için, savaş olmasa bile güç hazırlamayı emreden ayetin hükmü gerçekleşmiştir

Ayette şöyle buyrulur: "Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın ki, bununla Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve daha bundan başka sizin bilmediğiniz, fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız Allah yolunda ne harcarsanız, karşılığı size eksiksiz ödenir, asla haksızlığa uğratılmazsınız" (el-Enfâl, 8/60)

Hz Peygamber Tebük'te bulunduğu sırada Halid b Velid'i dört yüz atlı ile bir hristiyan topluluk olan Dûmetülcendel'in kralı Ükeydir b Abdilmelik üzerine gönderdi Dûmetülcendel Şam yolu üzerinde Tebük'e yakın, sulu, hurma ve ekinleri bol, büyük bir ticaret merkezi idi Halid b Velid az sayıda bir askerle bilmedikleri bir yörede kralı nasıl bulacaklarını sorunca, Allah elçisi onu "yabanî sığır avlarken bulup yakalayacağını" haber verdi

Gerçekten Halid ve arkadaşları kaleye yaklaştıkları sırada normal kırsal kesimde az rastlanan bir yaban sığırının kale kapısına yaklaşmakta olduğunu gördüler Yukarıdan Ükeydir ve ailesi de bu semiz hayvanı görmüşlerdi Ükeydir silahlanıp birkaç adamı ile birlikte sığırı avlamak üzere kaleden dışarı çıkınca da onu yakaladılar ve elleri bağlı olarak kalenin önüne getirdiler

Orada Halid'le Ükeydir arasında yapılan anlaşmaya göre, Ükeydir Müslümanlara: İki bin deve, sekiz yüz at, dört yüz zırh gömlek, dört yüz mızrak vermek ve Ükeydir ile kardeşi Mudad Hz Peygamber'e kadar götürülüp haklarında Allah elçisi hüküm vermek üzere sulh oldular Bundan sonra kaleye girilerek belirlenen ganimet malları teslim alındı (bk Vâkıdî age, III, 1027, 1034; İbn İshak, İbn Hişam, Sire, IV, 169 vd; İbn Sa'd, Tabakât, II, 62, 166)

Eyle, Ezruh ve Cerba Melikleri ile Sulh Anlaşması Yapılması:

Hz Peygamber Tebük'te bulunduğu sırada Kızıldeniz'in kuzeyinde ve Akabe körfezinin sonunda deniz sahilindeki Eyle hükümdarı Yuhanna b Ru'be, gelerek yıllık belirli miktarda cizye vermek üzere kendisi ile sulh anlaşması yaptı Hz Peygamber Yuhanna'ya şu ahitnameyi yazılı olarak verdi

"Bismillahirrahmânirrahîm Bu, Allah ve Peygamberi Muhammed'den Yuhanna b Ru'be ile Eyle halkından denizdeki gemilerde bulunanları ve karadaki gezen, dolaşanları için eman yazısıdır: Gerek bunlar ve gerek Şam, Yemen ve deniz sahili halkından Eylelilerle birlikte bulunanlar, Allah'ın ve Resulunün himayesindedirler Onlardan bir kötülük işleyeni yanındaki malı koruyamayacak, bu mal, alana da helâl olacaktır Denizde, karada herkes