Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi
Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar icinde SiyeR (Peygamberimizin Hayatı) konusu , HUDEYBİYE BARIŞI Hz Peygamber ve ashabının Kabe'yi ziyaret maksadıyla Mekke'ye gitmek istemeleri ve bunun müşrikler tarafında engellenmesi üzerine çıkan olaylardan sonra müslümanlarla müşrikler arasında yapılan anlaşma Allah Rasûlü'nün hicretinin üzerinden ...
|
|||||||
| Anlık İletiler | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
||||
|
HAZRETİ PEYGAMBERIN ELÇİLERİ:
Hudeybiyeden dönüldükten sonra bütün insanlara ve cinlere Peygamber olarak gönderilen son peygamber Hazreti peygamber tarafindan , Islam dinine davet icin etraftaki hükümdarlara gönderilmek üzere , Hicretin Yedinci senesi Muharrem ayında altı tane mektup yazıldı Hükümdarlar Mühre Itimat ettiklerinden, gümüşten bir mühür yaptırıldı Üzerine ”Muhammed Rasulullah” diye Kazıtıldı Yazılan mektuplara bastırıldı Her Mektubu götürmek icin birer elçi seçildi ve gönderildi![]() Necaşi, Yani Habeş Sultanı Bahr oglu Ashama ya Amr bin Umeyye gönderildi Necaşi Amr bin Umeyye ye layik olduğu ikrami yapmiş ve gereken hürmeti göstermiştir Ve kendiside Gizlice Müslüman olmustur![]() Rum Kayseri de Hazreti Muhammedin Mektubunu saygili bir sekilde eline alip yüzüne sürmüs ve Dihye `ye pek cok hürmet edip bir cok hediyeler vermistir ![]() Cünkü Rum Kayseri ile Iran Kisrasi arasinda bir süredir sert carpismalar oluyordu Önce Kisra üstün gelerek Suriyeyi almis ve bütün Arabistani benimsemisti Iranlilar Müsrik oldugundan, bütün Ehl-i Kitabin düsmani idiler Rumlar ise Ehli Kitab olan Hiristiyan dininde bulunuyorlardi Iranlilarin Rumlara üstün gelmesinden dolayi Kureys Müsrikleri sevinmisler müslümanlar ise üzülmüslerdi![]() Yemame Hükümdari Hevze`ye Selit Amiri gönderilmisti Hevze Mektubu alip okudugunda eger Peygamber beni kendisine veliaht tayin ederse iman ederim demis Peygamberimiz ise "Ya Rabbi sen onun hakkindan gel "diyerek dua etti ve kisa bir zaman sonra Hevze Kafir olarak ölmüstür![]() Gassan Hükümdarina Şuca Esedı (r a)gönderılmiş Gassan Hükümdarı Ebu Şimr Gassani gelen Mektubu yırtıp atmış ve ‘’İşte ben onun üzerıne ordu gönderiyorum ‘diyerek kötü muamelede bulunmuştu Peygamberimiz bu haberi duyunca ‘ Memleketi yok olsun’ diyerek beddua etmiş, çok geçmeden Haris , küfür üzere ölerek cehennemi boylamıştı![]() İran Kisrası Husrev Perhiz’e Abdullah bin Huzafe gönderilmişti Hüsrev Perhiz Rasulullahın Mektubunu Hiddetlenerek yırtıp attı ve emrındekılere ‘’Şu hicaz tarafında peygamberlik davası güden adamı bana gönderın’’ diye emretmiş fakat çok kısa bir süre sonra oda oğlununbaskınına uğrayıp öbür dünyayı boylamıştır Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi… ”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
|
|
||||
|
MUTE SAVAŞI
İslâm devletinin Medine'de kurulmasından sonra Müslümanlarla Rumlar arasında yapılan ilk savaş Mûte, Şam bölgesine giren Belka yakınlarında bir yerin adıdır Hz Peygamber, Ashabtan Hâris b Umeyr (r a)'ı Busra (Havran) Emiri Şurahbil b Amr el-Gassânî'ye İslâm'a davet mektubunu sunmak üzere yollamış, ama bu sahabi Gassanile tarafından şehid edilmişti Halbuki; "elçiye zeval yoktur" anlayışı gereğince düşman ülkeler bile birbirlerinin elçilerine dokunmazlardı Hz Peygamber, ashabına çok düşkündü, onlardan birinin başına bir sıkıntı geldi mi ondan çok rahatsız olurdu Bu sebeple ashabından birinin küstahça öldürülüşüne seyirci kalamazdı Hemen 3000 kişilik bir ordu hazırladı Ordunun kumandanı Zeyd b: Hârise idi Şayet bu zât şehid düşerse yerine Cafer b Ebi Talib, o da şehid düşerse Abdullah b Revâha geçecekti Düşman önce İslâm'a davet edilecekti, kabul etmez ve cizyeye de razı olmazsa İslâm elçisini öldüren bu cânilerle savaşılacaktı Peygamberimiz (s a s) orduyu Seniyyetü'l-Veda'ya kadar yürüyüp uğurladı![]() Halid b Velid gibi yüksek askerî bir deha ve üstün strateji bilgisine sahip bir kimse de bu savaşa bir nefer olarak katılmıştır H 8/M 629 yılında İslâm ordusu Medine'den çıkıp Mûte'ye ulaştığında karşılarında Bizans'ın desteğinde Hristiyan Araplardan oluşan 100 000 kişilik bir ordu bulmuşlardı İslâm ordusunun kumandanları meseleyi tartıştılar; geri dönmek, Hz Peygamber'e haberci yollamak hususlarını görüştüler Ancak savaş görüşü ağır basmış ve iki ordu karşılaşmıştı Zeyd b Hârise (r a) şehit düşünce, sancağı, Cafer aldı Ca'fer'in sağ eli kesildi; bu sefer sancağı sol eliyle tuttu Sol eli de kesilince sancağı yine bırakmadı; kesik iki elinin kalan kısımlarıyla sıkıştırarak göğsü arasında tuttu Nihayet o da şehid düştü Bundan sonra sevgili Peygamberimizin emrine uyularak sancağı, Sahabenin şâirlerinden Abdullah b Revâha aldı; o da şiirler söyleyerekharbetti ve şehâdet şerbetini içti İşte bu sırada askerde genel bir çöküntü doğmak üzereydi ki, askerin hemen hepsinin isteği üzerine Hâlid b Velid kumandayı ve sancağı eline aldı O gün akşama kadar savaş yapıldıktan sonra Halid, ertesi sabaha kadar sağ kanatta bulunan müslüman askerleri sol kanada, sol kanattakileri sağ kanada, arkadakileri öne ve öndekileri arkaya alarak yerlerinde değişiklik yaptı Böylece düşmana yeni destek kuvvetleri geliyormuş izlenimini vermek istiyordu Bir yandan da İslâm ordusunu kesin hezimete uğramaktan ve bütünüyle kılıçtan geçirilmekten korumak için yavaş yavaş geriye çekiliyordu Hatta ric'atten evvelki bir hücumunda Hâlid, düşmana bir hayli kayıp verdirmiş ve bol ganimet de elde etmişti İşte bu şekilde İslâm ordusunu Medine'ye sağ-sağlim geri getirdi Peygamber Efendimiz bu savaşı Medine'de, olduğu gibi görmüş ve her safhasını minberden müslümanlara anlatmıştı Sıra ile kumandanların şehadetini anlattıktan sonra sıra Hâlid'e gelince "En sonunda sancağı Allah'ın kılıçlarından bir kılıç aldı " buyurmuş ve bundan sonra Halid b Velid'e "Seyfullah" lakabı verilmişti Hâlid b Velid diyor ki: "Mûte Savaşında elimde dokuz kılıç parçalandı " Bu ifadeden Mûte Savaşının ne kadar şiddetli geçtiğini anlıyoruz![]() Bu savaşa katılmış bulunan Abdullah b Ömer diyor ki: "Mute günü ben Ca'fer'i şehid edilmiş olarak gördüm Onun vücudunda süngü ve kılıç darbesiyle elli yara saydım Bu elli yaradan hiç biri arkasında değildi "Bundan Ca'fer b Ebu Talib'in ne kadar korkusuzca ve sanki arkasına hiç dönmeden düşmanla savaşmış olduğu anlaşılmaktadır Ca'fer şehit olduktan sonra "Ca'fer-i Tayyar: Uçan Ca'fer" diye anılmıştır Allah yolunda kesilen iki koluna karşılık Cenab-ı hak ona iki kanat ihsan etmiştir ki, bu; onun mânen yüce mertebelere eriştirildiğine işarettir denilmektedir Hz Peygamber (s a s), bütün ashabını ayırdetmeksizin çok severdi Bu üç şehid kumandanı ve Habeşistan muhacirlerinden amcasının oğlu Ca'fer'i de çok severdi Bir süre, şehitlerin ardından ağladı Bu; sevgi, şefkat, merhametin eseri olan ağlamaktı, yoksa feryat değildi Nitekim feryat tarzındaki ağlama haberleri kendisine ulaşınca böyle ağlamaktan müslümanları yasakladı Peygamber Efendimiz şehitlerin ve bu arada amcasının oğlu Ca'fer'in ailesini de teselli etmişti Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi… ”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
|
|
||||
|
MEKKENİN FETHİ:
Hudeybiye andlaşmasına göre Huzaa kabilesi, Resulullaha,Bekiroğulları kabileside Kureyş kabilesi himayesine girmişdi Fakat Bekiroğulları kabilesi ansızın Kureyşlilerden Saffan bin Umeyye,İkrime bin Ebu Cehil, Süheyl bin Amr, Huveytıb bin Abduluzza, Mükrez oğlu Hafz ve bir kısım kureyşli müşriklerle Huzaa kabilesi üzerine saldırmışlar ve onlardan 23 kişiyi öldürmüşlerdi Bunun üzerine Huzaa kabilesinden Amr bin Salim Huzai 40 kişilik toplulukla peygamberimize geldiler ve olayı Resulullaha anlattılar Resulullah Kureyşlilere, ya bu saldırıda öldürülen 23 kişinin diyetinin ödenmesini yada Kureyşlilerin Bekiroğullarının himayesini bırakmasını istedi Kureyşli Müşrikler bunları da kabul etmediler Fakat yinede anlaşmayı bozdukları için içlerini korku bürüdü Ve tekrar anlaşma yapmaları için Ebu Süfyan-ı Medineye yolladılar Ebu Süfyan Peygamberimizden ve Sahabilerden Eman dilediysede kabul görmedi ve mekkeye eli boş olarak döndü Peygamberimiz büyük bir ordu hazırlayarak gizlice Mekke şehrini kuşattı Aniden basılan Mekkeli Müşrikler neye uğradıklarını şaşırmışlar ve savaş hazırlığını bile yapamamışlardı On ikibin kişilik büyük islam ordusu hiç bir büyük olaya karışmadan kolayca Mekke şehrini fethetmişlerdir Hicretin sekizinci yılında Resulullah (s a s )'e boyun eğen Mekke, bu tarihten sonra yeni bir dönemi yaşamaya başladı Allah Teâlâ'nın mübarek kıldığı, İslâm dininin merkezi olan bu belde, şirkten, putperestlikten ve bütün diğer hurafelerden arındırılmış yeni bir hayata kavuştu Daha önce bağımsız bir şehir devleti olan Mekke'nin, fetihten sonra ekonomik ve sosyal durumu da değişmişti Mekke, ihtiyaçlarını temin edebilmek için ihtiyaç duyduğu yoğun kervan faaliyetlerine eskisi gibi bağımlı değildi Zira, İslâm devleti elde ettiği gelirleri ihtiyaç olan yerlere adil bir şekilde taksim ettiği için Mekke'nin ihtiyaç duyduğu her şey İslâm devleti eliyle sağlanıyordu Ayrıca eski ticarî faaliyetler, Mekke için artık hayatî olma özelliğini yitirmişti Mekke, Hac zamanlarında çok değişik bir manevî atmosfer altında hareketli ve canlı günler yaşıyordu Bu zaman zarfında çok yoğun bir ticarî faaliyeti de sahne oldu Ayrıca Mekke, yeryüzündeki bütün müslümanların kalplerinde yaşattıkları ve oraya ulaşıp, Hac ibadetini yerine getirmek için büyük fedakârlıkları göze aldıkları bir manevî şehir olma özelliğini kıyamete kadar sürdürecektir Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi… ”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
|
|
||||
|
HUNEYN SAVAŞI: (Şevval, 8
H/630 M )Mekke'nin fethinden sonra Müslümanlarla Havazin Müşrikleri arasında meydana gelen savaş ![]() Rasûlüllah (s a s) Mekke'nin fethi için Medine'den ayrıldığı zaman, nereye gideceğini açıklamamıştı Rasûlüllah'ın Havazin kabilesi kendi üzerlerine gelebileceği endişesiyle savaş hazırlıkları yapmıştı Müslümanlar Mekke üzerine yürüyüp orayı fethedince, Havazin kabilesi artık sıranın kendilerine geldiğini anladılar ve savaş hazırlıklarını tamamlayıp kendilerinin saldırmalarının daha uygun olacağını hesapladılar Rasûlüllah bütün Arabistan'ı tevhid bayrağı altında birleştirmek kararında olduğu için, müslümanlarla müşriklerin er veya geç çatışmaları kaçınılmazdı![]() Havazinliler; Taifli Sakifoğulları ve diğer müşrik Arap kabileleri ile ittifak kurarak kısa bir zaman içinde yirmibin kişilik bir ordu hazırlamışlardı Havazinlilerin lideri Mâlik bin Avf, bu savaşın bir ölüm kalım savaşı olduğunun farkında idi Askerlerinin bütün güçleriyle savaşmasını sağlamak için kabilesinin bütün çocuklarını, kadınlarını ve mallarını birlikte getirmişti Bu hareketiyle, bir yenilginin onlar için top yekûn yok olma anlamı taşıyacağını herkese anlatmak istiyordu![]() Rasûlüllah (s a s), müşrik kabilelerin bu ittifaklarını ve savaş hazırlıklarını haber alır almaz derhal savaş hazırlıklarına başladı Hazırlıkları süratle tamamladıktan sonra 12 000 kişilik bir orduyla Mekke'den çıktı İslâm ordusunun dörtbini Ensardan, bini Muhacirlerden, beşbini müslüman olan Arap kabilelerinden, ikibini de Mekkelilerden oluşuyordu Hatta Seksen kadar Mekkeli müşrik de onlarla birlikte idi Müşriklerin başlıca amacı, galibiyet halinde ganimetten pay almak ve müslümanların durumlarını görmekti![]() İslâm ordusu muntazam bir yürüyüşle Huneyn civarına geldi İslâm ordusunun böylesine büyük bir kuvvetle savaşa çıkması müslüman savaşçılar üzerinde son derece büyük bir etki uyandırdı Hatta içlerinden bazıları işi kibir noktasına kadar götürerek böyle büyük bir ordunun asla yenilemeyeceğini düşündüler Bunu Rasûlüllah'a açıkça söyleyenler bile oldu Rasûl aleyhisselam bu sözlerden hiç hoşlanmadı Çünkü, ordu ne kadar büyük ve kuvvetli olursa olsun, gurur ve ihmal yüzünden darma dağın olabilirdi Müslümanları şimdiye kadar zafere ulaştıran sayıları ve kuvvetleri değil, Allah'a olan imanları ve Allah'ın yardımı idi Bunu unutmak, kulluk bilincinin zedelenmesine ve her zaman felâketlere neden olmuştu![]() Mâlik bin Avf, ordusuyla Huneyn'e daha önce gelmişti Huneyn, Mekke ile Tâif arasında, Tihame bölgesinde birçok inişli çıkışlı, dar geçitleri ve gizli yolları olan geniş bir vâdidir Mâlik, vadinin doğal durumundan yararlanarak ordusunu pusuya yatırdı![]() Rasûlüllah Huneyn civarına gelince bir yoklama yaparak İslâm ordusuna savaş düzeni aldırdı Öğütler vererek çarpışmaya teşvik etti; sadakat ve bağlılık gösterirler, güçlüklere göğüs gererek dayanırlarsa zafere ulaşacaklarını müjdeledi![]() İslâm ordusunun öncü süvârî birliğinin kumandanı Halid b Velid idi Ordu Huneyn vadisine doğru hareket etti Halid b Velid gururlu bir şekilde, düşmanın pusu kurması ihtimalini hiç hesaplamaksızın düşmanın işgal ettiği tahmin edilen yere doğru ilerledi Fakat hiç ummadıkları bir anda müthiş bir saldırıya uğradılar Askerler ne yapacaklarını şaşırdılar Bu ani ve amansız saldırı, Halid b Velid'in komuta ettiği Süleymoğulları atlıları arasında büyük bir bozguna yol açtı Geriye dönüp hızla kaçmaya başladılar Korku ve panik bir anda asıl ordu içinde de yayıldı Ordu şaşkın bir vaziyette kaçışmaya başladı![]() Yirmi yıldır çetin mücadelelerle elde edilen parlak sonuç, şimdi, bu sabahın alaca karanlığında bir anda sönüp gidecek miydi? Hayır Allah, Rasûlünü bırakmaz, dünya yine şirkin karanlığına dönemez, tevhid dini sönmezdi Ufuktan güneş doğmadan, sabahın alaca karanlığında, İslâm'ın güneşi batamazdı Yalnız Allah'ın emir buyurduğu üzere sabretmek, dayanmak gerekiyordu![]() Rasûlüllah da öyle yaptı Yanında sadece Hz Ali, Hz Abbas, amcası Haris'in oğlu, Ebu Süfyan ve iki oğlu (ki birisi ilk anda şehid olmuştur) Fazl ibn Abbas, Eymen ibn Ubeyd (Rasûlüllah'ın azadlısı Ümmü Eymen'in oğlu) ve Üsame İbn Zeyd'den oluşan sekiz kişi kalmıştı Buna rağmen büyük bir kahramanlık ve dayanaklılık örneği göstererek yanında kalan bir avuç müslümanla birlikte savaşa koyuldu Hz Abbas, Rasûlüllah (s a s)'e bir zarar gelmemesi için atının dizgininden tutmuş, çevrelerini saran düşmanı yarmaya çalışıyordu![]() Bu arada, bazı Mekkeliler müslümanların dağılışını görünce, sevinç duygularını gizlemeye bile gerek görmeden kalblerinde bulunanı dile getiriyorlardı Çantasında taşıdığı fal oklarıyla savaşa gelen Ebu Süfyan b Harb, "artık onların bu bozgunları denize varıncaya kadar sürer Andolsun ki Havazinliler onları yener" derken, Safvan b Ümeyye'nin sözde müslüman olan kardeşi Kelede, "Muhammed ile ashabının bozguna uğradıklarım müjdelerim; artık bugün sihir bozuldu" diyordu Uhud'da öldürülen Kureyş'in sancaktarı Osman ibn Ebi Talha'nın oğlu Şeybe ise, "Bugün Muhammed'den intikam alıyorum" diye bağırıyor, fırsattan istifade ederek Rasûl aleyhisselâmı öldürmenin yollarım arıyordu![]() Savaşın kargaşası içinde Rasûlüllah vadinin sağ tarafına doğru çekildi Câbir'den yapılan bir rivâyete göre Rasûlüllah (s a s) kaçışan müslümanlara, "Nereye gidiyorsunuz ey insanlar! Ben Rasûlüllahım, Ben Muhammed b Abdullah'ım" diye sesleniyordu Fakat develer birbirine giriyor, insanlar alabildiğine kaçışıyordu Bunun üzerine Rasûl aleyhisselâm yanındaki Hz Abbas'tan müslümanları çağırmasını istedi Hz Abbas yüksek sesle "Ey Akabe'de biat eden Ensar, gelin! Ey Rıdvan ağacı altında bey'at edip söz veren Muhacirler, dönün! Muhammed buradadır! Nereye gidiyorsunuz?" diye bağırmaya başladı Bu çağrıyı duyanlar "lebbeyk" diyerek koşup Rasûlüllah'ın çevresinde toplanmaya başladılar![]() Rasûlüllah (s a s), çevresinde toplanan müslümanları muntazam bir birlik haline getirerek düşmana karşı saldırıya geçti Çarpışmanın olağanüstü bir şiddet kazandığı sırada "İşte ocak şimdi kızıştı" buyuran Rasûlüllah, yerden bir avuç toprak alıp düşmanların üzerine fırlattı![]() Çarpışma şiddetle sürerken Hz Ali büyük bir fedâkarlık ve teslimiyet örneği göstererek Havazin kabilesinin sancaktarını öldürmeye muvaffak oldu Bu olay müslümanların savaş güç ve isteklerini bir kat daha artırdı Savaş öylesine şiddet kazanmıştı ki, düşman bu kesin taarruza karşı koyamayarak hezimete uğradı ve kaçmaya başladı![]() Allah'ın yardımı bir kere daha yetişmişti Allah müslümanları sınamış, bir anlık gafletlerinin sonucunu onlara acı bir şekilde göstermişti Bu savaştan sonra nazil olan bir âyette bu durum şöyle dile getirilmektedir: "Andolsun ki Allah size birçok yerlerde ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanızı döndüğünüz Huneyn gününde yardım etmişti" (et-Tevbe, 9/25)![]() Rasûlüllah (s a s) düşmanın kaçmaya başladığını görür görmez derhal takip edilmesini emir buyurdu Düşman gayet şiddetli bir şekilde takip edilmeyle başlandı Havazin kabilesi reisi Mâlik bin Avf yanında az bir kuvvet olduğu halde yüksek bir tepe üzerinden ordusunun geri çekilmesini himaye etmeye çalıştı Fakat ordu ile birlikte getirdiği kadın ve çocukları savunma başarısını gösteremedi![]() Bu savaşta müslümanlar düşmandan çok sayıda esir ve ganimet elde ettiler Savaşta öldürülmüş olanların miktarı sayıldığında İslâm ordusunun beş şehid, düşman ordusunun ise yetmiş kayıp verdiği anlaşıldı![]() Düşman ordusu dağınık biçimde ve değişik yönlerde geri çekildiği için birçok kollara ayrıldı Bir kısmı Mâlik bin Avf komutasında oldukları halde Mekke-Taif yolunu izleyerek Taif kalesine, bir kısmı Batn-ı Nahle'ye, bir kısmı da Evtâs taraflarına gittiler![]() Rasûlüllah Evtâs yönünde kaçanları izlemek üzere bir birlik görevlendirdi Bu birlik düşmana Mekke'nin kuzey doğusunda bulunan Evtâs'a vardı Aralarında son derece kanlı bir savaş oldu Hatta savaş sırasında müslüman birliğin komutanı Ebu Amr şehid oldu Fakat onun yerine geçen kardeşi Ebu Mûsâ el-Eş'arî düşman kesin bir yenilgiye uğrattı![]() Rasûlüllah (s a s) bu zaferden son derece büyük bir memnunluk duydu Elde edilen ganimeti münasib bir zamanda müslüman savaşçılar arasında taksim etmek üzere bir sahabenin muhafazasına bırakan Taif` kalesine sığınan düşmanı takiben Taif'e doğru hareket etti Huneyn savaşıyla Arap yarımadasının Şirkten temizlenmesi ve tevhidin hakim kılınması yolunda önemli bir adım daha atılmış oluyordu Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi… ”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Peygamberimizin Vakarı ve Sükutu | betul_1905 | Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar | 0 | 05-13-2008 16:25 PM |
| Peygamberimizin Kölelere Şefkati | betul_1905 | Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar | 0 | 05-13-2008 16:13 PM |
| Peygamberimiz (S.A.V) Örnek Ahlakı | betul_1905 | Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar | 0 | 05-05-2008 19:03 PM |
| Esma-i Ashab-ı Kiram (Ridvanullahi aleyhim ecmain) | betul_1905 | Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar | 0 | 04-10-2008 23:11 PM |
| Atatürk'ün Hayatı Ve Kişiliği | SouL_OF_RocK | Gazi Mustafa Kemal Atatürk | 0 | 02-17-2008 03:01 AM |