GuncelMekan.com

Güncel Mekan

Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

SiyeR (Peygamberimizin Hayatı)

Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar icinde SiyeR (Peygamberimizin Hayatı) konusu , BEDİR GAZVESİ İslâm devletinin Medine'de kurulmasından sonra müslümanlarla müşrikler arasında meydana gelen ilk savaş Bu savaşa, yapıldığı kasabanın adıyla anılarak, Bedir Gazvesi denilmiştir Bedir kasabası Medine'nin 120 km kadar güneybatısında ...

Geri git   GuncelMekan.com >
..:: Din Bölümü ::..
> Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar

Anlık İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #11 (permalink)  
Alt 05-14-2008
betul_1905 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bayan Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1.492
betul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond repute
Gül Bedir Gazvesi

BEDİR GAZVESİ

İslâm devletinin Medine'de kurulmasından sonra müslümanlarla müşrikler arasında meydana gelen ilk savaş Bu savaşa, yapıldığı kasabanın adıyla anılarak, Bedir Gazvesi denilmiştir

Bedir kasabası Medine'nin 120 km kadar güneybatısında ve Kızıl Deniz sahiline 20 km uzaklıktadır Bedir, Mekke'den gelip Medine'den geçerek Suriye'ye kadar uzanan yol üzerinde olup, Mekke-Medine arasındaki konak yerlerinden biri idi Bedir halkı kasabalarına uğrayan ticaret kervanlarına verdikleri hizmetler karşılığında elde ettikleri kazançlarla geçinirlerdi Ayrıca her yıl Zilkade ayında burada kurulan bir panayır kasaba halkına önemli gelir sağlardı Bedir kasabasının İslâm savaş tarihinde önemli bir mevkii vardır Hz Peygamber (sas) müşriklerle çarpışmak üzere buraya üç defa gelmişti Birincisine ilk Bedir Gazvesi adı verilir Savaşa henüz izin verilmediği dönemlerde Mekkeli müşrikler müslümanlara saldırılarına devam ediyorlardı Fakat hicretin altıncı ayından sonra cihat izni verilince artık müslümanlar kendilerini ve İslâm devletini koruma imkânı bulmuşlardı Bir ara müşrikler o sırada henüz müslüman olmamış olan Kürz b Câbir'in kumandası altında bir askerî birlik gönderip Medine'nin çevresine saldırtmışlardı Kürz ve yanındaki müşrikler Medine'nin güneyinde Cemmâ denilen yere gelip müslümanların sürülerine saldırmış ve yağmalamışlardı Bunun üzerine Resulullah (sas) Medine'de Zeyd b Hârise'yi devlet başkanlığına vekil tayin edip bir grup müslümanla Sefevan vadisine kadar ilerledi Kürz ve adamlarını takip eden Hz Peygamber, müşriklerin izlerine rastlamayıp Medine'ye geri döndü Bu gazveye ilk Bedir Gazvesi adı verilir Peygamber, hicretin ikinci yılında Rabîü'l-evvel (623 Eylül) ay'ı başlarında bu sefere çıkmıştı

Müslümanların her şeylerini Mekke'de bırakıp Medine'ye hicret etmeleri müşriklerin İslâm'a ve müslümanlara olan kinlerini dindirmemişti Hatta müslümanların Medine'de devletlerini kurup yerleşmeleri Mekkeliler'e çok ağır gelmişti Müşrikler İslâm'ın bu başarısını hazmedemeyip mutlaka durdurmak için yollar aramağa başladılar Hicretten önce Abdullah b Übey b Selül adındaki kabîle reisi Medine'de taç giyip kral olmak üzere idi Fakat akrabalarının ve destekçilerinin büyük bir kısmı müslüman olup Hz Peygamber (sas)'i şehirlerine davet edince, artık burada bir Arap devleti değil İslâm devleti kurulmuştu Bunu bir türlü içine sindiremeyen Abdullah b Übey, etrafındaki bazı adamlarıyla birlikte İslâm'a girdiklerini söylemişlerse de asla içten iman etmemiş, münafıklıklarını sürdürmüşlerdi Bunu fırsat bilen Mekkeli müşrikler eski dostları olan İbn Übey'e bir mektup yazarak şöyle demişlerdi: "Siz bizimkileri barındırdınız Ya siz Muhammed'i öldürür veya yurdunuzdan çıkarırsınız; yahut biz hepimiz toptan gelip üzerinize saldırır erkeklerinizi öldürür kadınlarınızı esir alırız"

Hz Peygamber ve arkadaşlarının Medine'ye gelmeleriyle krallığı engellenen Abdullah b Übey, etrafındaki münafıklarla İslâm'ı içten yıkmağa çalışıyordu Onun gayesi gayet açık idi Krallık isteyen bir adam İslâm devletinde ve Peygamber'in başkanlığında barınamazdı Münafıklar, dünya ve dünya çıkarlarının peşine takılmış müşriklerle işbirliğiyaparak, İslâm'ın Medine'deki hâkimiyet ve devletini yıkmağa çalışıyordu

Müslümanlar, müşriklerle münafıkların kurdukları bu işbirliğini haber aldılar Mekkelilerin gönderdiği bu mektup onların ve Medine'deki münafıkların gayelerini gayet açık bir şekilde ortaya koyuyordu

O bakımdan, müslümanlar çok dikkatli idiler Bu düşmanlardan gelebilecek saldırıya hazırdılar Resulullah ilk tedbir olarak, Medine-i Münevvere çevresine küçük müfrezeler gönderdi Bu müfrezeler, Kureyş'in ticaret kervanına engel oluyor ve Medine çevresindeki kabîlelerle barış anlaşmaları yapıp, Medine-i Münevvere'nin güvenliğini sağlıyordu

Hamza b Abdülmuttalib, Ubeyde b Hâris ve Sa'ad İbn Ebi Vakkas (r an) gibi ileri gelen sahabiler, bu müfrezelerin başında görev yapmışlardı Bunlar kan dökmemeğe dikkat ediyorlardı Yalnız Abdullah b Cahş (ra) müfrezesi Bedir'den önce düşmanla çarpışan ilk İslâm seriyyesidir Bu hadisenin savaşılması haram aylardan Recep ayının son gecesinde olması, müşriklerin dedikodusuna sebep oldu Bu olay üzerine, haram aylarda savaşmak hakkında aâyetler nazil oldu Bu ayetlerde, müslümanlara, cihat izninin verileceğine dair müjdeler vardı Ve hemen ardından da savaşa izin veren ayetler geldi

"Kendileriyle savaşılan (mü'min)lere izin verildi Çünkü onlara zulmedilmiştir Ve Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeğe kadirdir " (el-Hacc, 22/39)

"Ey inananlar, korunma tedbirleri alın; bölük bölük veya hep birlikte savaşa gidin" (en-Nisâ, 4/71)

"(Yeryüzünde) hiçbir kötülük kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın Eğer vazgeçerlerse muhakkak Allah, ne yaptıklarını görmektedir " (el-Enfâl, 8/39)

Bu ayetler, müslümanları, müşriklerden yıllarca gördükleri işkencelere karşı intikam almaya teşvik ediyor; zalimlerden, Allah'ın hâkimiyetini gasba yeltenmiş müstekbirlerden bu hâkimiyetin alınarak Allah'a iade edilmesini ve hükmün Allah'a ait olduğunun onlara gösterilmesini istiyordu Bunun için de müslümanların gerekli tedbirler alarak ve korunarak savaşmalarını istiyordu Bu ayetlerdeki istek elbette Cenâb-ı Hakk'a aitti Eğer insanlara ve Resule ait olsaydı zaten onlar yıllarca önce savaşmak ve zulme isyan etmek istemişlerdi Ancak, zulme isyan Allah'ın ölçülerine ve rızasına uygun yapılmalı ve bir zulüm kaldırılırken yerine başka bir zulüm ikame edilmemeliydi İşte Medine'deki İslâm toplumu bunu anlıyordu Müslümanlar işte bunun için müşriklerle savaşmayı göze almışlardı

Mekkeli müşrikler defalarca müslümanları tehdit edip, onlara Medine-i Münevvere yakınlarına kadar gönderdikleri çapulcu birlikleri eliyle zararlar veriyorlardı Son zamanlarda Ebû Süfyân'ın da ortaklığıyla oluşturulan bir kervan Suriye'den mallar getirecek ve bununla müslümanlara son ve kesin darbe indirilecekti Bunu haber alan Resulullah (sas), durumu ashabıyla istişare etti Bu kervanın Mekke'ye ulaşmasına engel olunması kararı alındı Bu kararın uygulanması aşamasına gelindiğinde Ebu Süfyan durumdan haberdar oldu ve Damdam b Amr el-Gifârî'yi Mekke'ye göndererek Kureyş'ten yardım istedi

Ebu Cehil bu fırsatı kaçırmak istemediğinden Kâbe'ye koştu Müşrikleri müslümanlara karşı savaşa teşvik etti Tellâllar çıkararak Mekke sokaklarında bağırttı Eli silâh tutan herkes bu müşrik ve putperest orduya katıldı Hatta Resulullah'ın müşrik olan amcası Ebu Leheb, kendisi gidemeyecek kadar hasta olduğu için yerine ücretle bir kiralık asker gönderdi

Resulullah hicretin ikinci yılı Ramazan ayının sekizinci günü Abdullah İbn Ümmü Mektum'u Medine'de kalan yaşlı ve hastalara namaz kıldırmak üzere görevlendirdi Yahudilerin karışıklık çıkarmasından şüphelendikleri için Ebu Lübabe'yi de Medine'de yönetimin başında vekil bıraktı

Müslüman ordusunun sayısı üçyüzbeş kişi idi Bunların seksenüçü Muhacirlerden, altmışbiri Evs'den, geri kalanları da Hazrec kabilesinden idiler Muhacirlerden yalnızca Osman b Affân (ra), hanımı Resulullah'ın kızı Rukiye ağır hasta olduğu için Medine'de kalmıştı Kendisi de ayrıca rahatsızdı

Müslümanların yalnız üç atları ve yetmiş develeri vardı Bineklerine sırayla binmek zorundaydılar Zefiran denilen yere geldiklerinde, Mekkeli müşriklerin büyük bir ordu ile üzerlerine gelmekte olduklarını öğrendiler Biraz duraklayıp tereddüt ettiler Çünkü onların büyük hazırlıklarla gelen Mekke ordusuna karşı koyacak kadar askerleri yoktu Buna hazırlıklı da değillerdi Resulullah ashabıyla yeniden istişare etti Kervanın peşine mi düşülmeliydi; yoksa müşrik ordusuna karşı mı durulmalıydı Allah Resulu ve Muhâcirler ordunun karşısına çıkılması taraftarıydılar Ensâr ise, Akabe beyatında verdikleri sözle Medine' de Rasûlullah'ı koruyacaklardı Şimdi ise Medine dışında idiler Rasûlullah (sas) onlara reylerini sordu Ensardan Sa'd b Muaz şöyle dedi:

"Ya Resulullah, biz sana inandık Allah tarafından getirdiklerinin hak olduğunu tasdik ettik Artık siz ne dilerseniz emrediniz Seni gönderen Allah hakkı için artık denize girersen, seninle beraber biz de gireriz Hiç birimiz geri kalmayız Biz düşmana karşı durmaktan çekinmeyiz Muharebeden geri dönmeyiz Sabrederiz ve sadakatten ayrılmayız Bizden memnun kalacağın işler nasip etmesini Allah' tan dilerim Hemen Allah'ın bereketini dileyerek istediğiniz tarafa yürüyünüz"

Resulullah (sas), ashabının bu birlik ve beraberliğine çok sevindi Allah'a hamd ile, müşriklerle karşılaşmak üzere Bedir kuyuları mevkiine doğru yola koyuldu

Ebu Süfyan, müslümanların Bedir'e gelmekte olduğunu öğrenince kervanın yönünü değiştirdi Deniz tarafından Mekke'ye yollandı Müslümanlar Bedir'e gelince, kervan çoktan uzaklaşmıştı

İslâm ordusu, kumluk bir araziye konakladı Müşrikler ise Bedir kuyularını tutmuşlardı Gece yağan yağmur, hem araziyi pekiştirdi, hem de müslümanların su ihtiyacını giderdi Bu Allah Teâlâ'nın onlara bir yardımıydı

Daha sonra, buraları çok iyi tanıyan Habbâb b Munzir'in teklifiyle ordunun karargâhı değiştirilip Bedir köyünün en sonundaki kuyunun yararına geçildi Resulullah (sas) elini kana bulamak istemediğinden kendisine ordunun gerisinde bir çadır kuruldu Çadırının kapısında Sad b Muaz nöbet tutuyordu

Mekkeli müşrikler zırhlar içinde idi Sayıları bin kişiye yakındı Bunun yüz kadarı süvari yedi yüzü develi ve geri kalanı piyade idi Bu sayı İslâm ordusunun üç katı idi

Ordular ibret alınacak bir dağılım sergiliyordu Tarih hiç bir zaman bu derece anlamlı bir savaşa tanık olmamıştı Bir tarafta Müminlerin dostu Ebu Bekr (ra), diğer tarafta müşrik saflarında yer alan oğlu Abdurrahman; bir tarafta müşrik ordusu komutanı, Utbe b Rabia, karşısında oğlu Huzeyfe bulunuyordu Resulullah'ın amcası Abbas ile Hazreti Zeyneb'in eşi ve Resulullah'ın damadı Ebu'l As, müşriklerin arasındaydı Akîl ise kardeşi Hz Ali'ye karşı müşrik ordusunda yer almaktaydı

Bu sırada Ebû Süfyan'ın kervanının Mekke'ye ulaştığı haberi geldi Ebu Süfyan müşriklere bir haber göndererek, "Siz kervanınızı korumak için harekete geçtiniz Artık savaşmadan geri dönünüz" dedi Ancak geri dönmek için arzulu olanlar olduysa da savaşma kararı alanlar çoğunluktaydı Ebû Cehil, "Müslümanları öldürmeye bile lüzum yoktur Ellerini bağlayıp onları tekrar Mekke'ye götüreceğiz ve böylece İslâm da bitecek" diyordu

Bu ordu, İslâm'ın tek ordusuydu Eğer bu ordu ezilecek ve silinecek olursa Allah'ın hükmünü hâkim kılacak bir başka topluluk kalmayacaktı Hz Peygamber (sas): "Allah'ın, vadettiğin yardımını bugün lutfet Ya Rab, bu bir avuç mücahid yok olursa, bir muvahhidler bu gün telef olursa, yeryüzünde sana ibadet eden kalmayacak!" diye dua ve niyazlarına devam etti Bu sırada da şu mealdeki vahiy gelmişti:

"Bütün bu toplananlar (müşrikler) hezimete uğrayacak ve arkalarına dönüp kaçacaklardır " (el-Kalem, 68/45)

Resulullah (sas) kan dökülmesini istemediğinden Ömer b el-Hattab'ı elçi olarak müşriklere gönderdi Onlar savaş konusunda kararlı olduklarından Resulullah'ın bu şerefli elçisinin tekliflerini dinlemediler Kur'an bir başka ayetiyle müminleri desteklemekte ve Mekkeli müşriklerin cezalandırılmasını talep etmektedir:

"Onlar, (insanları, Rasülü ve mü'minleri) Mescid-i Haram'dan geri çevirdikleri ve onun velisi, bakıcısı ve koruyucusu olmadıkları halde Allah onlara neden azap etmesin? Onun velileri sadece muttakîlerdir Fakat çokları bunu bilmez " (el-Enfal, 8/34)

Bu harpten itibaren, Kur'an-ı Kerîm'de, girişilen bütün savaşlarda müslümanların yanıbaşında çok sayıda meleğin savaşa katıldığından bahsedilir Ancak Bedir savaşı ötekilerden bir farklılık gösterir

"O zaman sen müminlere' Rabbinizin size indirilmiş üç bin meleği ile yardım etmesi, size yetmez mi?' diyordun , "Evet, sabreder, (Allah' dan) korkarsanız, onlar hemen şu dakikada üzerinize gelseler, Rabbiniz, size nişanlı beş bin melek ile yardım eder", Allah, bunu size sırf müjde olsun ve kalpleriniz yatışsın diye yaptı

Yardım, daima galip ve hikmet sahibi Allah katındadır " (Âli İmrân, 3/124-126)

17 Ramazan (13 Mart 624) Cuma günü sabahleyin her iki ordu Bedir kuyularına doğru ilerledi Müslümanlar bu kuyuların başına kâfirlerden önce ulaşmışlardı Müşriklerin tarafındaki kuyular tamamen kapatılıp tutulduysa da Hz Peygamber (sas) düşmanın kendi tarafındaki bir kuyudan su almalarına müsaade etmiştir Cahiliye adetlerine göre savaşı iyice kızıştırıp heyecan doğurmak için gruplar öne adam çıkararak birbirlerine meydan okurlardı Müşrikler tarafından Esved adındaki şahıs ortaya çıkıp er istemiş, buna karşı Hz Hamza çıkarak onu derhal öldürüvermişti Bunun üzerine Kureyş'in ileri gelenlerinden Utbe b Rabîa, kardeşi Şeybe ve oğlu Velid ortaya atıldılar Bunların karşısına Medineli gençlerden üç kişi çıkınca, kim olduklarını sormuş ve onlara: "Siz bizim dengimiz ve muhatabımız değilsiniz, bizim kavmimiz ve kabilemizden adamlar çıksın" demişlerdi

Kureyş kâfirlerinin bu istekleri üzerine Hz Hamza, Hz Ali ve Ubeyde b Hâris çıktılar Hz Hamza ile Hz Ali hasımlarını derhal öldürdüler Ubeyde ise hasmını yaralamış kendisi de yaralanmıştı Onun yardımına koşan Hz Hamza ve Hz Ali (ra) derhal Utbe'yi öldürüp yaralı arkadaşlarını müslümanların karargâhına taşımışlardı Bu mubarezelerin sonunda taraflar birbirlerine saldırıya geçtiler İkindiye doğru müslümanlar tarihin kaydettiği büyük zaferlerden birini gerçekleştirmişlerdi Savaş sona ermişti Müslümanların, İslâm'ın ve özellikle Hz Peygamber'in en büyük düşmanı Ebu Cehil başta olmak üzere müşriklerin ileri gelenlerinden çok kimse hayatını kaybetmişti Müşriklerden tam yetmiş kişi öldürülmüştü Müslümanlar ise on dört şehid vermişlerdi Hz Peygamber (sas) namazlarını kıldırdıktan sonra Allah yolunda canlarını veren bu ilk şehitleri toprağa verdi Müslümanlar Kureyş'in ölülerini de yerde bırakmayıp açtıkları bir çukura gömdüler

Mekkeli müşriklerden bir miktar esir alındı Ama henüz Cenâb-ı Allah esirler hakkında hükmünü bildirmemişti Peygamberimiz bu esirlerle ilgili olarak ashabıyla istişarede bulundu Ashabtan bazıları bunların derhal öldürülmesini teklif ederken, en yakın müslüman akrabalarının bunu infaz etmelerini tavsiye etmişlerdi Buna karşılık başta Hz Ebu Bekir olmak üzere bazı sahabeler de bu esirlerin fidye karşılığında serbest bırakılmalarını teklif ettiler Rasûlullah bu ikinci teklifi uygun buldu Fidye ödeyemeyenlerden okuma yazma bilenlerin müslümanların çocuklarından onar kişiye okuma-yazma öğretmeleri istendi Esirler müslümanlar arasında dağıtıldı

Hz Peygamber onlara iyi muamele edilmesini istedi Esirlerden elbisesiz kalmış olanlara giyecekler verildi Bu esirler müslümanlarla birlikte ve onlarla eşit şartlar altında yemeğe oturuyorlardı Esir alınanlardan sadece ikisi idama mahkûm edilmiştir Çünkü bunlar Mekke'de inananlara yapmış oldukları zulümden dolayı idamı haketmişlerdi Rasûlullah'ın, bu ilk askerî karşılaşmada gösterdiği bu insânî tutum ve davranış daha sonraki olaylarda da değişmemiştir

Mekke müşriklerinin ileri gelenleri ve başkanları, Bedir'de öldürülmüştü Ebû Süfyan ise büyük ticaret kervanının başında olduğu halde kaçıp kurtulmuş ve bundan böyle Mekke' nin başkanı olmuştu Oğlu, kayınpederi ve kayınbiraderi Bedir savaşında öldürülen Ebu Süfyan, bunların intikamını alıncaya kadar hanımına yaklaşmayacağına, saç ve sakalını kestirmeyeceğine yemin etti Bunun yanında karısı Hind de kendi akrabalarını öldürenleri bulup onların ciğerlerini yiyeceğine and içmişti

Bedir zaferi, siyasi-dini yapıdaki İslâm devlet ve camiasının daha da sağlam temeller üzerine oturmasını sağladı Hz Muhammed (sas) Bedir' de savaş başlayacağı sırada, secdeye kapanıp Allah'a yönelerek O'na, yardımını esirgememesi için dua ettiğinde o günkü durumu en güzel bir şekilde dile getiriyordu:

"Ey Allah'ım! Şayet şu küçücük ordu eriyip giderse sana (yeryüzünde) artık ibadet edecek kimse kalmayacaktır "


Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi…
”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink)  
Alt 05-14-2008
betul_1905 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bayan Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1.492
betul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond repute
Gül Kaynukaoğulları Ve Medineden Sürülmeleri

KAYNUKAOĞULLARI VE MEDİNEDEN SÜRÜLMELERİ:

Kaynukaoğullari Medine (Yesrib)de yaşamış bir Yahudi kabilesidir Yahudiler (Eskiden büyük Arap mabedinin yeri olan) Siondan Hristiyanlar tarafından kovulduktan sonra, yeryüzünün çeşitli yerlerine az veya çok büyük cemaatlar halinde dağılmışlardı Ancak Arap yarımadasına ne zaman geldikleri, cemaatlerinin burada ne zaman oluştuğu bilinmiyor Ancak İslam'ın yayılışından önce Arabistan'ın her tarafında Yahudiler vardı Ferdî ve pek az sayıda olduğu gibi sağlam cemaatler halinde, Eyle (Akabe Körfezi)'den Yemen'in veya Uman'ın uçlarına kadar, Medine'den Bahreyn'e kadar; Meknâ'da Vadiül-Kura'da, Teymâ'da, Fedek'te, Tâif'te kısacası bütün şehirlerde, aynı şekilde panayırlarda ve kervanlarda onlara rastlanır (Muhammed Hamîdullah, İslâm Peygamberi Çev Salih Tuğ I, 393, 394)

Mekke'de hemen hemen hiç Yahudi yoktu Ancak onlar, bölgenin yıllık panayırlarında, özellikle Ukaz'da bulunurlardı Ukaz'da hem ticaret eşyası satarak, hem de kendilerini gizli şeyleri bilen veya istikbâlden haber veren kâhin olarak tanıtmak suretiyle iyi para kazanmasını bilirlerdi Ehl-i Kitab olarak, câhil bedevîler üzerinde özel bir prestij icra ediyorlardı (M Hamidullah, age, I, 394)

Hz Peygamber Medine'ye hicret ettiği zaman, halkın hemen hemen yarısı Yahudi idi Ancak Yahudilerin bu bölgeye gelişi hakkında açık bir bilgi yoktur İslâmiyet ortaya çıktığı sırada, büyük çapta Araplaşmış görünüyorlardı; Arapça konuşuyorlar, çocuklarına Arap isimleri veriyorlar, kabileleri bile Arap isimleriyle çağrılıyordu (M Hamîdullah, age, I, 405)

Komşuları müşrik Araplar gibi Yahudiler de kabile halinde yaşıyorlardı Hz Peygamber (sas) tarafından oluşturulan Medine İslâm devleti anayasasında dokuz Yahudi kabilesinde söz ediliyor (Salih Tuğ, İslâm Ülkelerinde Anayasa Hareketleri, İstanbul 1969, s31-40 vd) Fakat tarihçiler bunları üç grupta topluyor Kaynuka oğulları işte bu üç kabileden biridir Diğerleri; Nadîr ve Kurayzaoğullarıdır (M Hamîdullah, age, I, 405)

Kaynuka; kuyumcu anlamına gelmektedir Gerçekten de onlar İslâmiyet'in başlangıcında bu mesleği yapıyorlardı Ayrıca umûmî ticaretle de meşgul oluyorlardı "Sûk beni Kaynuka=Benî Kaynuka Çarşısı'nda hatıraları kalmıştır (M Hamidullah, age I, 405)

Rasûlullah (sas), Medine'ye gelir gelmez yaptığı en önemli işlerin başında bir anayasa hazırlamak gelir Bu anayasada Yahudilerle olan karşılıklı hak ve ödevler belirtilmiştir ki bunlardan biri, hariçten gelecek saldırılara karşı bütün cemaatların Medine'yi savunmalarıdır (Salih Tuğ, age, aynı yer)

Bundan sonra Peygamber (sas), Yahudileri İslâm'a davet etmiş, kendisini bir Allah elçisi, bir peygamber olarak Kur'an-ı tebliğ etmiştir Bazıları Müslüman olmuş bazıları çekinmiş, kimileri de İslâmiyet'le alay etmişler, hatta Peygamber (sas)'e karşı harbedenlere aktif bir şekilde yardım etmişlerdir

Bedir savaşında Müslümanlarla Yahudiler arasındaki münasebetler büsbütün bozuldu Yahudiler hep birden peygambere karşı düşmanca bir tavır takındılar Böylece İslâm için büyük bir tehlike arzetmeye başladılar

Rasûlullah (sas), bir seferinde Kaynuka oğulları yahudilerinin pazarına giderek onları toplamış ve şu şekilde hitabetmiş:

"Ey Yahudi cemaati! Kureyşlilerin başına gelen felâketin sizin başınıza da gelmemesi için Allah'tan korkunuz ve İslâmiyeti kabul ediniz Zira biliyorsunuz ki ben gönderilmiş bir peygamberim Siz bunu kitabınızda buluyorsunuz ve sizi davet etmiştir" Yahudiler ona şu cevabı vermişler: "Ya Muhammed! Sen ancak kendi kavmini tanıdın; askerlik ve savaş sanatını bilmeyen bir kavimle karşılaşman seni aldatmasın, tesâdüfen sen onları bozguna uğrattın Vallahi şayet biz seninle savaşırsak, yiğit olduğumuzu anlarsın" (İbn İshak, Sîre, Neşr M Hamidullah, Konya 1401/1981, s294; et-Taberi, Tarîhür-Rusül vel-Mülûk, Neşr Degoeje, III, 1360)

Bu konuşmalardan sonra, Müslümanlarla Kaynuka oğulları arasındaki ilişkiler daha da bozuldu ve nihayet bir Yahudinin, Müslüman bir kadına karşı çirkince davranışı, bardağı taşıran son damla oldu Kaynakların nakline göre olay şöyle cereyan etmiştir:

Bir Arap kadını bazı şeyler satmak üzere Kaynuka oğulları pazarına giderek eşyasını satar sonra bir kuyumcu dükkanına oturur Orada bulunan Yahudiler, kadından yüzünü açmasını isterler O buna yanaşmayınca kuyumcu, kadının eteğini arkasından beline iliştirir, kadın ayağa kalkınca avret mahalli görülür, onlar da buna gülüşürler Kadın feryad etmeye başlayınca Müslümanlardan biri kılıcını çekerek Yahudi kuyumcunun üzerine atılıp onu öldürür Yahudiler de toplanıp Müslümanı şehid ederler Şehid edilen müslümanın ailesi imdat ister Bu durum Müslümanları çok öfkelendirir (İbn Hişam, es-Sîretü'n-Nebeviyye, Nşr M es-Sekâ, İ el-Ebyârî, AHafız Çelebi, Lübnan 1391/1971, III, 51)

Kaynuka oğulları, Peygamber (sas)'le savaştıkları zaman onların işlerini Abdullah b Übeyy b Selûl üstlenmiş ve önlerine düşmüştü Onların Abdullah ile anlaşmaları olduğu gibi Hazrec oğullarından Ubâde İbn esSâmit ile de ittifakları vardı Ubâde, onların Hz Peygamberle olan antlaşmalarını bozduklarını duyunca Peygamber (sas)'e gelerek O'nun huzurunda, Kaynuka oğulları ile olan ittifakını reddetti Onlarla ittifaktan Allah'a ve Resûlüne sığındı ve; "Ya Rasûlallah! Ben, Allah'ı, Resûlünü ve mü'minleri dost biliyorum; bu kâfirlerle ittifak yapmaktan ve onlarla dostluktan Allah'a ve Resûlüne sığınırım" dedi (İbn İshak, age, 295)

Mâide Sûresindeki kıssa, Ubâde ve Abdullah b Übeyy hakkında nazil oldu:

"Ey İman edenler! Yahudilerle Hristiyanları dost edinmeyin Onlar ancak birbirlerinin dostlarıdırlar İçinizden kim onları dost edinirse o da onlardandır Allah zalimleri doğru yola eriştirmez" (el-Mâide, 5/51; İbn İshak, age, 295)

Ubâde Kaynuka oğulları ile olan ittifakını, muhtemelen bu âyetin nüzûlünden sonra bozmuştur

Kaynuka oğulları; Rasûlüllah (sas) ile aralarındaki antlaşmayı bozan, Bedirle Uhud arasında O'nunla savaşan ilk Yahudilerdi Rasûlullah (sas), onları muhasara etti Onbeş günlük bir kuşatmadan sonra Rasûlüllah'ın hükmüne razı olarak savaşsız teslim oldular Hz Peygamber, erkeklerin ellerinin bağlanmasını emretti Fakat münafıkların başı Abdullah b Übeyy Hz peygamber'e gelerek:

"Ey Muhammed! Müttefiklerime iyilik et" dedi Resûlullah ağırdan alınca İbn Selûl tekrar; "İyilik et" dedi Resûlullah (sas) ondan yüz çevirdi Bunun üzerine İbn Selûl, elini Hz Peygamber'in zırhının yakasından içeri soktu Resûlullah kızarak: "Yazıklar olsun sana! Bırak beni!" dedi İbn Selûl: "Hayır vallahi dostlarıma iyilik etmedikçe seni bırakmam Onlar, beni altından ve mal-mülkten mahrum ettiler sen ise bir sabah vakti onları biçiyorsun Allah'a yemin ederim ki ben, bir takımmusibetler gelmesinden korkuyorum" dedi Bunun üzerine Resûlullah (sas): "Onlar senindir" buyurdu ve "Çözünüz onları, Allah onlarla birlikte ona da lanet etsin" dedi Serbest bırakılınca sürgün edilmelerini emir buyurdu (İbn İshak, age 295; Taberî, age III, 1360 vd)

Allah, Resûlüne ve Müslümanlara onların mallarını ganimet olarak ihsan etti Onların arazileri yoktu, kuyumculukla uğraşıyorlardı Resûlullah (sas), onların birçok silahlarını ve kuyumculuk aletlerini aldı Onları, tüm çoluk çocuklarıyla birlikte Medine'den çıkarmaya Ubâde İbn es-Sâmit memur edilmişti O da, onları Dibâb'a kadar götürdü (Taberî, age, III, 1362)

Kaynuka Yahudileri, Ubâde İbn es-Sâmit'e, "Ey Velid'in babası! Evs ve Hazrecle aramızda ittifak vardı Biz senin müttefikin idik, sen bize ne diye böyle yaptın?" dediler Ubâde İbn es-Sâmit de onlara: "Siz harb açtınız" dedi Abdullah İbn Übeyy de; "Sen müttefiklerinden uzaklaştın da bundan eline ne geçti?" dedi Ubâde; "Hubâb'ın babası! Kalbler değişti, İslâmiyet ahidleri yok etti" dedi

Kaynuka oğulları Vâdiül-Kura'ya gelip bir müddet kaldıktan sonra Azruat'a gidip orada yerleştiler (ibnü'l-Esir, el-Kâmil, II, 66)



Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi…
”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
Alıntı ile Cevapla
  #13 (permalink)  
Alt 05-14-2008
betul_1905 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bayan Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1.492
betul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond repute
Gül Uhud Savaşı

UHUD SAVAŞI:

(H 3/M 625)

Hicret'in üçüncü yılında Uhud dağı civarında müşriklerle yapılan savaş

Uhud savaşından önce Kureyş'in öfkesi kabarmış, kin ve intikam duyguları artmıştı Bedir'de yakınlarını kaybeden Utbe kızı Hind " Muhammed'le arkadaşlarından öç almadıkça içim rahatlamayacak, Muhammed'le savaş yapmadıkça koku sürünmek bana haram olsun Sevdiklerimin intikamının alındığını gözümle görmedikçe bana sevinmek yok!" diyordu Ebu Süfyan ve başkaları da buna benzer şekilde and vermişlerdi Ebu Süfyan'ın yürüttüğü kervanın malları Daru'n-nedve'de topluca durmaktaydı Müşriklerin ileri gelenleri, herkese katılma payını verdikten sonra geri kalan kâr ile güçlü bir ordu hazırlanmasına karar verdiler Onlara göre Müslümanlar Kureyş büyüklerini öldürmüşlerdi, onların intikamını almak gerekliydi Bedir'de yakınları öldürtücüler karalar giyinmiş vaziyette kabileler arasında dolaşıyor, şairler mersiyeler söyleyerek Araplar savaşâ teşvik ediyorlardı

Putperest Kureyşliler Mekke dışındaki Arap kabilelerinin de katılmasıyla 3000 kişilik bir askerî kuvvet hazırladılar Bu kuvvette 700 zırhlı, 200 atlı süvari, 3000 deve vardı Aralarında, başta Ebu Süfyan'ın karısı Hind olduğu halde 14 tane de kadın vardı Bedir'de babasını ve öteki yakınlarından bazılarını kaybetmiş olan Hind'in kalbini iğrenç bir intikam duygusu bürümüştü Amcası Abbas (ra) Hz Muhammed (sas)'i çok severdi Bu sebeple bir mektup yazarak Kureyş'in savaş hazırlıklarını yeğenine bildirdi Peygamberimiz (sas) amcasından gelen mektubu okuttu ve mektupta bildirilen haberi gizli tutarak keşifçiler gönderdi Keşifçilerin getirdiği haberler mektupta amcasının bildirdiklerine aynen uyuyordu Düşman büyük bir ordu hazırlamıştı ve Medine'ye doğru ilerliyordu

Bunun üzerine Resulullah (sas) bir savaş meclisi kurarak meseleyi ayrıntılı olarak ashabıyla görüştü Resulullah (sas) düşmanı şehrin dışında karşılamayıp şehri içerden savunmak görüşündeydi Fakat özellikle Bedir savaşına katılan gaziler hakkında nazil olan övücü ayetlerin etkisinde kalan gençler, düşmanın dışarıda karşılanmasından yana idiler Düşmanla bir meydan savaşı yapmak istiyorlardı:

Resulullah (sas) ashabın isteklerini kırmayarak düşmanı karşılamak üzere kılıcını kuşandı, zırhını giydi Münafıkların reisi Abdullah b Ubey b Selül şehrin içinde kalınarak savunma yapılmadığını bahane ederek 300 kişilik kuvvetini geri çekti Gayesi savaşmak değildi Müslümanları düşman karşısında güçsüz bırakmak istiyordu Böylece Müslüman ordusunun mevcudu 1000'den 700'e düşmüş bulunuyordu

İslâm Ordusunun Harp Alanına Hareketi

Düşman, Medine'nin yegane açık sahası olan kısımdan içeriye sızarak karargâhını Uhud dağının Medine'ye bakan eteklerinde kurmuştu Resulullah (sas) 700 Müslümanla Cumartesi sabahı Uhud dağına ulaştı Sırtını dağa vererek karşıdaki çorak arazide yer tutan düşmana karşı saf tuttu Düşmanın düşüncesi Müslüman ordusunu mağlub ettikten sonra şehri yağmalamaktı Bunun için Medine'nin yakınında Uhud önleri savaş sahası seçilmişti

Resulullah (sas) Bedir'de olduğu gibi bu savaşta da İslâm ordusunu savaş düzenine göre yerli yerine yerleştirdi, düşmanın sızabileceği, kuşatma yapabileceği geçit ve gedikleri de okçularla korudu ve özellikle ordunun sol tarafındaki dağın vadisini beklemek üzere Abdullah b Cübeyr kumandası altında elli kişilik, okçu birliğini bıraktı ve "Düşman yense de, yenilse de kesinlikle yerlerinizden ayrılmayınız " diye tembihte bulundu

11 Şevval 3 (27 Mart 625) Cumartesi günü savaş teke tek vuruşmalarla başladı; Hz Ali, Hz Hamza ve öteki İslâm savaşçıları hasımlarını öldürdüler Sonra savaş kızıştı Resulullah (sas) almış olduğu askerî tedbirler ve uygulamış olduğu planlar sayesinde ilk safhada Müslümanlar galip geldiler

HZ HAMZA'NIN ŞEHİD EDİLMESİ:

Resulullah (sas)'in amcası Hz Hamza kükremiş bir arslan gibi düşmana kılıç sallayarak ilerliyor, hasımlarını kırıp geçiriyordu Diğer Müslümanlar da ellerinden gelen çâbayı gösteriyorlardı Düşmanlar da olanca gayretleriyle kılıca sarılmalarına rağmen bozguna uğramaktan kendilerini kurtaramadılar Tef çalarak askerlere moral veren düşman kadınları bile korku içinde dağ yamacına tırmanmaya, kaçmaya başladı Bununla beraber henüz kesin netice alınmış değildi; düşmanın hızlı bir şekilde takibi ve dönmeyeceği bir noktaya kadar kovalanması gerekiyordu Halbuki bu inceliği ve harp usulünün bu yönünü bir an unutarak gaflete düşen ve dünyalığa meyleden Müslümanlar kılıçlarını bırakıp ganimet toplamaya koyulmuşlardı Ordunun gerisindeki vadiyi bekleyen elli okçu da kumandanlarının ısrarlarına rağmen Resulullah (sas)'in kesin emrini unutarak "Kardeşlerimiz üstün geldi, biz niye bekleyelim" diyerek yerlerinden ayrıldılar, ganimet toplamaya giriştiler

İşte bu sırada böyle bir anı gözetlemekte olan 200 kişilik düşman süvari birliği komutanı Halid b Velid az sayıdaki İslâm okçusunun kaldığı geçidi rahatça ele geçirerek İslâm ordusunu arkasından vurmaya başladı Bunu gören müşrikler geri döndüler ve yeniden hızlı bir saldırıya giriştiler Böylece Müslümanlar iki ateş arasında kaldılar, üstünlüğü sağlamışken dünyalığa dalmaları ve Peygamber'in emrini çiğnemeleri yüzünden zor durumlara düştüler İşte bu safhada Hazma (ra) Ebu Süfyan'ın karısı Hind'in kölesi Vahşi tarafından mızrakla vurularak şehid edildi Resulullah (sas)'in Hicretten evvel Medine'ye tayüz ettiği ilk öğretmen Mus'ab b Umeyr (ra) de bu esnada şehid düşenler arasındaydı Mus'ab (ra) sima itibariyle Resulullah'a benzediğinden şehit düştüğünde, onu şehit eden kimse Resulullah (sas)'i öldürdüğünü haykırıyordu Bu durum Müslümanların daha da dağılmasına sebep oldu Ancak kısa zaman sonra Resulullah (sas)'in sağ olduğu anlaşıldı Uhud dağının hemen eteklerinde bulunan Resulullah(sas)'in çevresi büyük çarpışmalara sahne oldu Müslümanlar onun etrafında dönüyorlar gerektiğinde kollarını, bacaklarını kalkan yerine kullanıyorlardı, Hz Talha bu yolda kolunu kaybetmişti Sa'd b Ebi Vakkas (ra)'a ise Resulullah ok veriyor ve: "Anam babam fedâ ol sun, at yâ Sa'd" diyor; oklarının isabet etmesi için Allah'a dua ediyordu Müşrikler Resulullah (sas)'ı öldürmek için hücum ettikçe Müslümanlar onun çevresinde giderek çoğalmışlar ve çetin bir savunma hattı kurmuşlardı Düşman bu hattı yaramayacağını anlayınca geriye çekilmek durumunda kaldı ve böylece savaş üçüncü safhada denk bir duruma geldi Ebu Süfyan karşı dağa, Resulullah (sas)'da Uhud'a doğru tırmandı ve bugün hâlâ ziyaret edilen mağarada dinlendi Resulullah (sas)'ın dişi kırılmış, yanağı yarılmıştı Kızı Fatma onu tedavi etti Ebu Süfyan ile Hz Ömer'in karşılıklı konuşması da bu esnada cereyan etmişti

Kureyşli müşrikler bu savaşta o kadar vahşiyane şeyler yapmışlardı ki, belki tarihte benzerine az rastlanırdı Müslümanlar bu savaşta 70 şehid vermişlerdi Düşmanlar özellikle de müşrik kadınlar şehid Müslümanların burunlarını ve kulaklarını kesiyorlardı Ebu Süfyan'ın karısı Hind ve öteki bazı müşrik kadınları Müslüman şehidlerin organlarından yaptıkları gerdanlıkları boyunlarına takmışlardı Ayrıca Hind, Hz Hamza'nın ciğerini çıkartarak ağzında çiğnemek iğrençliğini gösterebilmişti

Uhud'tan ayrılan Ebu Süfyan bir süre sonra geri dönerek Medine'ye saldırmak ve başladıkları işi tamamlamak isteğine kapılmıştı Esasen böyle bir durumu, Resulullah (sas) tahmin etmiş, 70 şehid ve yaralıya rağmen savaşın hemen ertesi Pazar günü düşmanı takibe karar vermişti Resulullah (sas) 70 kişilik süvari birliği ile 8 km Kadar müşrikleri takibetti Sonra konaklayarak üç gün bekledi Geceleri ateş yaktırarak düşmana savaştan yılmadıkları mesajını veriyordu Müslüman olmadığı halde Müslümanların dostlarından olan Huzaa kabilesinden Mabed-i Huzâî, Resulullah (sas)'i gördükten sonra Ebu Süfyan'a giderek onun arkadaşlarıyla birlikte savaş için geldiklerini söylemiş, Ebû Süfyan da yeni bir vuruşmayı göze alamayarak Mekke'ye gitmiş ve Medine'ye saldırmaktan vazgeçmişti Böylece Müslümanlar, bu savaşta birinci safhada üstünlük sağlamışlar, gaflet ve dikkatsizlik neticesinde ikinci safhada ilahî bir imtihana uğratılarak mağlubiyet acısı kendilerine tattırılmış, fakat üçüncü safhada durum denkleşmişken Resulullah (sas)'in cesaretle takibi neticesinde düşman korkutulmuş ve üstünlük tekrar Müslümanlara geçmişti


SAVAŞTAN BAZI İLGİNÇ TABLOLAR:

Enes b Mâlik diyor ki: Amcam Enes b Nadr'ı Uhud meydanında öldürülmüş olarak bulduk; üzerinde 80 kadar kılıç, süngü ve ok yarası vardı Müşrikler işkence yapmış olduklarından, kimse onu tanıyamadı, yalnız kız kardeşi parmaklarından tanıdı Biz şu ayetin amcam ve benzeri hakkında inmiş olduğunu sanıyoruz: Müminlerden bir çok kimseler Allah'a vermiş oldukları sözlerini yerine getirdiler" (el-Ahzâb, 33/23)

Hz Hamza'nın kız kardeşi, Müslümanların bozguna uğradığı haberini alınca Medine'den savaş alanına gelmişti Bunu farkeden Resulullah (sas) Hz Zübeyr'e, Hamza'nın cesedinin parçalanmış vaziyette ona gösterilmemesini tenbih etmişti Bunu hisseden Safiyye, "Kardeşimin şehid olduğunu biliyorum Allah yolunda böyle fedakarlıklar her zaman gerekir" demiş ve parça parça edilmiş kardeşinin cesedini görünce de, Hepimiz Allah'ın mülküyüz ve O'na döneceğiz"demek suretiyle büyük bir teslimiyet örneği gösterebilmiştir

Ensar'dan bir kadın da savaşta babasını, kardeşini ve kocasını kaybetmişti, Bunları haber aldıkça hep Hz Muhammed (sas)'in sağ olup olmadığını soruyordu Onun sağ olduğunu öğrenince; "Sen sağ olduktan sonra her felâket hiç gelir!" demişti

İslâm şehidleri ikişer ikişer toprağa verildiler Tablo göz yaşartıcı idi

Hz Hamza (ra) kaftanı ile toprağa veriliyordu Hz Peygamber'in hicretten önce Medinelilere İslâmî öğretmesi için tayin ettiği ilk öğretmen Mus'ab b Umeyr (ra) toprağa verilirken üzerindeki elbise kısa gelmişti Göğüs tarafına örtülünce alt kısmı, alt kısmına örtülünce de göğüs kısmı açıkta kalıyordu Resulullah (sas) örtünün alt kısmına örtülmesini üst kısmına da izhir denilen kokulu otlardan konulmasını emir buyurmuştu


RESULULLAH (SAS) UHUD ŞEHİDLERİ HAKKINDA ŞÖYLE BUYURMUŞTUR:

"Uhud harbinde kardeşleriniz şehit olunca Allah Teâlâ onların ruhlarını bir takım yeşil kuşların içlerine koymuştur Bunlar Cennet ırmaklarına gelirler, içerler ve Cennet meyvelerinden yerler Sonra bu kuşlar, arşın gölgesinde asılı bulunan altın kandillere konup tünerler Şehid ruhları artık böyle mesut bir hayata erişince; bizim cennetteki bu halimizi dünyadaki kardeşlerimize kim bildirir ki, onlar da bilsinler de cihatdan çekinmesinler demişlerdi" (Tecrîd,186 vd; İbn Sa'd, II; 148)


Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi…
”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
Alıntı ile Cevapla
  #14 (permalink)  
Alt 05-14-2008
betul_1905 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bayan Üye