GuncelMekan.com

Güncel Mekan

Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

SiyeR (Peygamberimizin Hayatı)

Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar icinde SiyeR (Peygamberimizin Hayatı) konusu , MİRAC: Arapça'da merdiven, yukarı çıkmak, yükselmek anlamlarını dile getirir İslam'da Hz Peygamber (s a s)' in göğe yükselerek Allah'ın huzuruna kabul edilmesi olayı Mirac olayı hicretten bir yıl ya da ...

Geri git   GuncelMekan.com >
..:: Din Bölümü ::..
> Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar

Anlık İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #6 (permalink)  
Alt 05-13-2008
betul_1905 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bayan Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1.492
betul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond repute
Gül Mirac

MİRAC:
Arapça'da merdiven, yukarı çıkmak, yükselmek anlamlarını dile getirir İslam'da Hz Peygamber (sas)' in göğe yükselerek Allah'ın huzuruna kabul edilmesi olayı Mirac olayı hicretten bir yıl ya da onyedi ay önce Receb ayının yirmi yedinci gecesi gerçekleşir Olayın iki aşaması vardır Birinci aşamada Hz Peygamber (sas) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür Kur'an'ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır İkinci aşamayı ise Hz Peygamber (sas)'in Beytü'l-Makdis'ten Allah'a yükselişi oluşturur Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur'an'da anılmaz, ama çok sayıdaki hadis ayrıntılı biçimde anlatılır
Hadislerde verilen bilgiye göre Hz Peygamber (sas), Kâbe'de Hatim'de ya da amcasının kızı Ümmühani binti Ebi Talib'in evinde yatarken Cebrail gelip göğsünü yardı, kalbini Zemzem ile yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurdu Burak adlı bineğe bindirilerek Beytü'l-Makdis'e getirildi Burada Hz İbrahim, Hz Musa, Hz İsa ve diğer bazı peygamberler tarafından karşılandı Hz Peygamber (sas) imam olarak diğer peygamberlere namaz kıldırdı
Hz Peygamber (sas), Beytü'l-Makdis'te kurulan bir Mirac'la ve yanında Cebrail olduğu halde göğe yükselmeye başladı Göğün birinci katında Hz Adem, ikinci katında Hz İsa ve Yahya, üçüncü katında Hz Yusuf, dördüncü katında Hz İdris, beşinci katında Hz Harun, altıncı katında Hz Musa ve yedinci katında Hz İbrahim ile görüştü Cebrail ile birlikte yükseliş Sidretü'l-Münteha'ya kadar sürdü Cebrail, "Buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam yanarım" diyerek Sidretü'l Münteha'da kaldı Hz Peygamber (sas) buradan itibaren Refref adlı başka bir binekle yükselişini sürdürdü Bu yükseliş sırasında Cennet ve nimetlerini, Cehennem ve azabını müşahede etti Sonunda Allah'ın huzuruna kabul edildi Kendisine ümmetinden Allah'a şirk koşmayanların Cennet'e gireceği müjdelendi, Bakara suresinin son ayetleri verildi ve beş vakit namaz farı kılındı Yeniden Refref ile Sidretü'l-Münteha'ya, oradan Burak'la Kudüs'e, oradan da Mekke'ye döndürüldü
Hz Peygamber (sas) ertesi günü Mirac olayını anlattı Olayı duyan müşrikler yoğun bir kampanya başlatarak Hz Peygamber (sas)'i suçlamaya, alaya almaya başladılar Bu kampanya bazı müslümanları da etkileyerek şüpheye düşürdü Olayın gerçek olup olmadığını araştırmak isteyenler Beytü'l-Makdis'e ve Mekke'ye gelmekte olan bir kervana ilişkin sorular sorarak Hz Peygamber (sas)'i sınadılar Hz Peygamber (sas)'in verdiği bilgilerin doğruluğu müslümanları şüpheden kurtardıysa da müşriklerin inatlarını kırmaya yetmedi Mirac olayı inatlarını ve düşmanlıklarını artırarak onlar için bir fitne nedeni oldu Bu olay karşısındaki tutumu nedeniyle Hz Ebu Bekr, Hz Peygamber (sas)'ce "Sıddîk" lakabıyla onurlandırıldı Hz Ebu Bekir olayı kendisine anlatarak hala inanmaya devam edip etmeyeceğini soran müşriklere "O söylüyorsa şüphesiz doğrudur" cevabını vermişti
Ahad hadislere dayansa da Mirac olayının gerçekliğinde tüm müslümanlar birleşmişlerdir Ancak olayın gerçekleşme biçimi İslam bilginleri arasında görüş ayrılıklarına neden olmuştur Buna göre İbn Abbas'ın da içinde bulunduğu bazı bilginlere göre Mirac olayı uykuda gerçekleşmiştir Bilginlerin büyük çoğunluğuna göre ise uyku durumunda ve rüyada değil, uyanık iken gerçekleşmiştir Fakat bu görüşü savunanlar da Mirac'ın yalnız ruhla mı, yoksa hem ruh, hem de bedenle mi olduğu konusunda ikiye ayrılmışlardır Sonraki Kelamcıların büyük çoğunluğuna göre mirac olayı uyanıkken hem ruh, hem de bedenle gerçekleşmiştir İçlerinde Hz Aişe'nin de bulunduğu bazı bilginlerle mutasavvıfların büyük çoğunluğuna göre ise uyanık durumda iken ama yalnız ruhla gerçekleşmiştir
Mirac olayının gerçekleştiği gece müslümanlarca kadir gecesinden sonra en kutsal gece sayılmış ve bu gecenin ibadetle ihyası gelenekleşmiştir Osmanlılar döneminde, camiler kandillerle donatıldığı için Mirac kandili olarak anılan geceyi izleyen gün, cami ve tekkelerde Mirac olayını anlatan ve Miraciye adı verilen şiirlerin okunması, dinleyenlere süt ikram edilmesi de bir gelenekti


MİRAC GECESİNDE PEYGAMBERİMİZE VERİLEN HEDİYELER:
Mirac günü peygamber efendimiz (SAV) hediye olarak üç şey verilmişti: Bunlar; Beş Vakit Namaz, Bakara Suresinin Son Ayetleri, Ve Şirk Koşmamak şartı ile ‘’LA İLAHE İLLALLAH ‘’diyen her Müslümanın cennete girebileceği müjdesi


Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi…
”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 05-13-2008
betul_1905 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bayan Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1.492
betul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond repute
Gül Mekke Dönemi

MEKKE DÖNEMİ:


Mekke Cahiliye ortamında Hz İbrahim'in soyundan gelen ve onun Hanif dinini takip eden bir aileden doğan Hz Muhammed'in, kırk yaşında putperest toplumu gerçek dine davet etmesi için peygamberlikle görevlendirilmesiyle birlikte ona inanan ve inanmayan insanların 13 yıl boyunca kendi dinlerinin savaşımını verdikleri ve nihayet azınlık-güçsüz müslümanların kendi yurtları olan Mekke'den Medine'ye hicret etmeleriyle kapanan bir dönemin adı; Miladî 610-623 yılları arasında geçen İslâmî tebliğin ilk dönemi Mekke döneminin sonu, aynı zamanda Hicrî yılın başlangıcıdır

Hz Muhammed'in peygamberlikten önceki hayatı Mekke Dönemi içerisinde değerlendirilmez; Mekke Dönemi Hz Peygamber'in peygamberliğiyle başlar Toplumunun cahilî yaşantısından uzak kalmak ve gerçeği düşünmek için yılın belli dönemlerinde şehirden uzaklaşan peygamberimiz yine böyle bir durumda Hıra Mağarasında iken Cebrail (as)'ın okuduğu,

"Oku, Rabbinin adıyla oku O, insanı bir kan pıhtısından yarattı " diye başlayan Alâk suresinin ilk ayetlerini dinledi ve peygamberlikle görevlendirildi Daha önce bir kitap verilmemiş putperest bir topluma kendisine gelen bu gerçeği anlatma görevi ile görevlendirildi Kendisi o toplumda sevilen, güvenilen, asil ve emin biriydi Ona, "güvenilen Muhammed" anlamına gelen "Muhammedül Emin" deniyordu En değerli emanetler başkasına değil ona bırakılıyordu Eşi Hz Hatice Hz Peygamber'in karşılaştığı bu durumu amcası Varaka b Nevfel'e anlattı İlâhî kitaplardan haberdar olan Varaka; "Ona gelen, daha önceki peygamberlere gelen Cibril-i Emindir, O peygamberdir Keşke kavmi onu bu şehirden çıkardığı zaman hayatta olsam da ona yardım etsem" dedi Varaka'nın söylediği aynen gerçekleşti

Daha sonra peygamberimiz (sas), Mekke'den çıkarıldı "Ey örtüsüne bürünen! Kalk (toplumunu) korkut; Rabbini büyük bil, elbiseni de temiz tut" (el-Müddessir, 74/14) ayetleriyle birlikte Hz Muhammed'in zorlu "Mekke Dönemi" başladı Hz Peygamber önce en yakın çevresini uyardı Kendisine ilk inananlar; hanımı Hatice, kendi evinde kalan yeğeni Ali, azadlısı Zeyd, yakın arkadaşları Ebû Bekir, Osman, Talha oldu Çevresinde toplanan bu müslümanlar da ona yardımcı olarak, herkes kendi güvendiği yakın çevresini yeni dinle tanıştırdı Kendisine dinin ulaştırıldığı insanlardan temiz yaratılışlılar, zulme, haksızlığa, ahlâksızlığa karşı olanlar bu dine inanıyor; yerleşik düzenin nimetlerinden aşırı yararlanan hırslı, zalim, merhametsiz, ahlâken zayıf Mekke ileri gelenleri bu dine düşman oluyorlardı Çünkü bu yeni din onların düzenini temelden değiştirmek için gelmişti Onlar, dua etmek istedikleri zaman hiçbir şey duymayan, görmeyen, kendisine bile yararı dokunmayan, elleriyle yonttukları putlara, heykellere el açarken; yeni gelen din şunu söylüyordu: "Her şeyi yaratan, işiten, gören, dua ettiğiniz zaman size yardım edecek olan tek Allah'a yönelin; o putları terkedin " Onlar insanları efendi-köle, zengin-fakir, yöneten-yönetilen, soylu-soysuz, sosyete-normal vatandaş, siyah-beyaz kadın-erkek şeklinde gruplara bölüp bir kısmım diğerlerine üstün tutarken; yeni din, bütün insanların tek bir candan yaratıldığını, üstünlüğün ancak kalplerdeki iyilik duygusu ve Allah korkusuyla elde edilebileceğini ilân ediyordu Onlar, kız çocuklarını utanç verici bir leke olarak görürken, yeni din; kadınlara iyi davranılmasını emrediyordu Onlar zayıf insanları köleleştirip pazarlarda satarken, kölesini bir hayvan gibi görür zevki için ona işkence yaparken, yeni din; "köleleriniz kardeşlerinizdir, kendi yediğinizden onlara da yedirin, giydiğinizden onlara da giydirin; başınıza bir siyah köle bile emir seçilirse ona itaat edin" diyordu Kısaca yeni din toplumu her türlü bağdan kurtarıp, inananlara Allah'ın önünde kardeş olarak secde etmelerini emrediyordu


GİZLİ TEBLİĞ DÖNEMİ:

İslâm Mekke'de önceleri gizlice yayıldı Güvenilir dostlar arasında konuşuldu ve kendisine bir taban oluşturdu Bu dönem üç yıl sürdü Davet gizli olmasına rağmen bu yeni dinin haberi kulaktan kulağa öyle yayıldı ki Mekke'de İslâm'ın konuşulmadığı tek ev kalmadı Hatta Mekke dışına da taştı ve civar köylerden birinde oturan Ebû Zer el Gıfarî de bu yeni dini duydu ve hemen Mekke'ye gelerek Hz Peygamber'i bulup müslüman oldu

TEBLİĞİN AÇIKTAN YAPILMASI:

"Yakın akrabanı uyar, müminlerin sana tâbi olanlarına himaye kanatlarını indir Şayet sana karşı çıkarlarsa onlara şöyle de: Ben sizin yaptıklarınızdan tamamen uzağım" (eş-Şuarâ, 26/214-216) ayetleriyle birlikte açık davet dönemi başladı Hz Peygamber ailesi olan Haşimoğullarını bir yemeye davet etti ve kendisine gelen gerçeği onlara açıkladı Ancak müşrikler alay ederek dağılıp gittiler Hz Peygamber, başka bir gün Safâ tepesine çıkarak bütün Mekkelilere toplanmaları için çağrı yaptı Toplandıklarında onlara şöyle sordu: "Ey Kureyş! Size; Şu tepenin arkasında bir düşman ordusu var ve hemen üzerinize saldıracak' desem inanır mısınız?" Verdikleri cevap: "Evet inanırız, çünkü senin yalanını duymadık" oldu "Ohalde haberiniz olsun ki, ileride büyük bir azap günü var" Topluluktan bir ses yükseldi: "Günümüzü zehir ettin! Bizi bunun için mi çağırdın?" Ve toplantı yine dağıldı

Yeni dinle eski din arasında şiddetli bir mücadele başladı Artık Mekke'de Lâ ilâhe illallah demek büyük bir suçtu Aileler parçalandı Bu mücadele sadece şehirde değil evlerde de vardı Baba müşrik, çocuk müslüman; koca müslüman, eş müşrik Ardından, evden kovulmalar, boşanmalar, evlâtlıktan reddedilmeler, hapsetmeler, baskılar, dayak, işkenceler başladı Bu ortamda Peygamber'in önderliğindeki müslümanlar, Erkam b Ebil-Erkam'ın evini kendilerine merkez yaptılar ve geceleri orada buluşmaya başladılar Orada yeni din öğreniliyor; yeni gelen ayetler ezberleniyor; namaz kılınıyor; evindenkovulan, aç kalan, işkenceye uğrayan müslümanlara kanat geriliyordu Ama en çok da sabır öğretiliyordu Çünkü bir günlük değildi işkence

Yeni dinin egemen olması halinde eski konumlarını yitireceklerini iyi bilen Mekke eşrafı bu gidişe dur demek için yeni taktikler geliştiriyordu Önce alay ettiler; "Bizim gibi soylu, zengin kişiler varken Allan buna mı vahiy verdi" dediler Ardından, alay ve eğlenceye rağmen müslümanların sayısında artış olduğunu görünce iftiraya başladılar: "Bunun söylediği şiirdir, bu adam şâirdir, kâhinlik yapıyor Buna bir şeyler öğreten vardır; ondan aldığı bilgileri bize aktarıyor; Aslında bunun söyledikleri Yahudi ve Hristiyan din adamlarından öğrenilmiş bilgilerdir" İftiralarına aslında kendileri de inanmıyorlardı Çünkü onlar, Muhammed'i çok iyi tanıyor ve onun şâir, kâhin, nakilci olmadığını biliyorlardı Bunu herkes bildiği için de İslâm'ın yayılışı devam etti ve kendi adamlarından bir kısmı daha müslümanların safına katıldı Mekke'nin parlamento binası durumundaki Darün Nedve'de toplanan Mekke büyükleri yeni politikalar ürettiler ve Hz Peygamber'e geldiler Barış görüşmeleri yapmak için teklifleri kendilerince cazipti: "Ya Muhammed, senin derdin ne? Toplumumuzu darmadağın ettin Eğer zenginlik istiyorsan, sana istediğin kadar mal toplayalım Amacın yönetici olmaksa, seni kendimize önder yapalım, kral seçelim Kadın istersen Mekke'nin en güzel kızlarını sana verelim Bu işten vazgeç, istediğini verelim Ama Hz Peygamber onlara karşı net bir tavırla şöyle buyurdu: Değil onları, bir elime ay'ı diğer elime güneşi verseniz ben bu davadan asla vazgeçmem Çünkü ben bunu kendi isteğimle, arzuma göre yapmıyorum Bunu Allah isliyor" Müşrikler yeğenini ikna etsin diye araya amcası Ebû Tâlib'i koydular O da aynı teklifle geldi; ama karar kesindi Mekke yöneticileri Ebû Tâlib'e bir uyarı yaptılar: "Bundan sonra Muhammed'i himaye etmekten vazgeç, onunla aramızdan çekil" Ama Ebû Tâlib akrabalık bağlarını korumakta kararlı idi: "Sen işine bak oğlum Ben hayatta olduğum sürece sana kimse hiç bir zarar veremez" Ebû Tâlib iyi niyetli idi, ama müslümanların tamamını korumaya onun gücü yetmiyordu Üstelik müslüman da olmamıştı Müslümanlar, Peygamberimizin amcası Hz Hamza ve bir müddet sonra da Hz Ömer'in müslüman olmasıyla biraz daha güçlendiler Ancak işkence sürüyordu Kabilesi veya kendisi güçlü olan müslümanların dışında herkes eziliyordu Özellikle : köleler; bunlardan bir aile, Yâsir ailesi İslâm'ın ilk şehitleri oluyordu Hz Peygamber müslümanların bu işkencelerden kurtulabilmesi için Mekke'yi terketmelerine izin verdi ve onları "Orada bir hükümdar var, kimseye haksızlık ettirmez; orası emin bir yerdir Allah başka bir kapı açıncaya kadar oraya gidin" diyerek Habeşistan'a gönderdi Ve, 11 erkek dört kadın Habeşistan'a göç ettiler Ancak göçe katılanlar daha ziyade güçlü müslümanlardı Amaç, müslümanlara iyi bir üs hazırlamak ve İslâm'ı yaymaktı Habeşistan'a hicret edenlerin orada iyi karşılandıkları haberi Mekke'ye ulaştığında Mekkeliler telâşlandılar Bu arada bir söylenti çıkarıldı: "Bütün Mekke müslüman oldu" Bu haber Habeşistan'a ulaşınca muhacir müslümanlar geri döndü; ancak Mekke yakınında gerçeği öğrendiklerinde bir kısmı tekrar Habeşistan'a dönerken bir kısmı da gizlice Mekke'ye girdi

Bir süre sonra Mekke'den daha büyük bir kafile İkinci Habeşistan hicretine katıldı Bunlar yetmiş üç kişi idiler Mekke müşrikleri İslâm'ın orada güçlenmesinden endişelenerek gidenleri geri getirmek için hazırladıkları değerli hediyelerle birlikte iki elçilerini Habeşistan Necaşisine gönderdiler Elçiler Necaşinin huzuruna çıktıklarında önce hediyeleri verdiler Sonra da isteklerini açıkladılar: "Şehrimizden ülkene kaçan bir grup insan var; onları bize geri vermeni istiyoruz" Necaşi kendisine sığınan insanların görüşünü almadan evet diyemeyeceğini söyledi ve müslüman muhacirler saraya çağrıldı' Orada bir konuşma yapan Hz Peygamber'in amcasının oğlu Cafer; kendilerinin köle olmadıklarını, suçlu olmadıklarını, özgür birer insan olarak buraya geldiklerini söyledi ve bu elçilerin hangi hakla kendilerinigeri götürmek istediğini sordu Cafer şöyle konuştu: "Biz, cehalet içinde yüzen, putlara tapan, güçlünün zayıfı ezdiği bir topluluktuk Cenab-ı Allah aramızda kendisine güvendiğimiz bir peygamber gönderdi O bizi tek Allah'a ibadet etmeye çağırdı Doğru söylemeyi, verdiğimiz sözü tutmayı, akrabalık bağlarına ve komşuluk haklarına saygı göstermeyi, kötülükten ve kan dökmekten sakınmayı emretti Biz de ona ve getirdiklerine inandık Bu yüzden halkımız bize düşman oldu; dinimizden döndürmek için işkence yaptı Biz de senin ülkene sığındık" Necâşi'nin, Hz İsa hakkında ne düşündüklerini sorması üzerine Meryem Suresinden bir bölüm okudu Necâşi okunan ayetlerin ilâhî bir kaynaktan geldiğini anladı ve şöyle dedi: "Bu, İsa'nın getirdiği ile aynı kaynaktan geliyor" Kureyşli elçilere de; "Gidebilirsiniz Çünkü, Allah'a yemin ederim ki onları size teslim etmeyeceğim" dedi Mekkeli elçiler hediyeleri de kabul edilmeyerek gerisin geriye gönderildi Habeşistan'a hicret eden bu müslümanların bir kısmı Medine'ye hicret'e kadar orada kaldı ve daha sonra Medine'de kurulan İslâm devletine hicret ederek Medine'ye geldiler

Mekke yöneticileri uyguladıkları yaptırımlardan sonuç alamadılar Üstelik Hz Hamza, Hz Ömer gibi güçlü müslümanlar putları hiçe sayarak açıktan açığa Kâbe'de namaz kılmaya da başlamışlardı Nihayet en önemli kararı aldılar: "Bundan sonra Muhammed'in kabilesi Haşimoğulları ile tüm ilişkiler kesilecek, onlarla alışveriş yapılmayacak, kız alınıp verilmeyecekti Bu uygulama Haşimoğulları Muhammed'i reddetsin veya Muhammed bu peygamberlik iddiasından vazgeçsin diye başlatılmıştı" Bu sözleşmeyi her kabîlenin reisi imzaladı ve Kâbe'nin duvarına astılar Ancak ayrı gibi görünen kabîleler arasında kız alıp vermelerle yeni akrabalıklar oluştuğu için Haşimoğulları kabîlesi yalnız kalmadı ve boykotçu kabîlelerin bazı üyeleri gizliden gizliye yardımlarını sürdürdüler Boykot tam olarak uygulanamadı ama müslümanlar çok zor anlar da yaşadılar Öyle ki kurumuş deri parçalarını, ot ve ağaç kabuklarını yemek zorunda kaldılar Akrabalık bağlarına çok önem veren Mekkeliler için bu boykot kararı yüz kızartıcıydı; ama bu bir din savaşıydı ve üst düzey yetkililere göre yapılmalıydı Ancak, üç yıl süren bu boykotun müslümanlarda bir gevşeme meydana getiremediğini gören müşriklerin bir kısmı zaten istemeyerek katıldıkları bu boykotun kaldırılmasını istediler ve Kâbe'ye astıkları anlaşma metnini oradan kaldırttılar Müşrikler aynı zamanda bir mucizeye de tanık oldular: "Allahım senin adınla" yazısı dışında bütün kâğıt, kurtlar güveler tarafından yenmişti Bu mucize üzerinde olumlu bir etki yapmadı Boykotun kaldırılmasıyla birlikte müslümanlar biraz rahatladılar Ancak Peygamberimizin hanımı Hz Hatice ve amcası Ebû Tâlib'in ardarda gelen vefâtları, müslümanları hüzne boğdu Bu yıla daha sonra "Hüzün Yılı" adı verildi Peygamber de artık müşriklerin fiili saldırılarına uğruyordu: Başına toz toprak attılar, Mescitte namaz kılarken üzerine işkembe koydular, dövdüler

HZ PEYGAMBER YANINA EVLÂTLIĞI ZEYD'I ALARAK KOMŞU ŞEHİR TAİF'E GİTMESİ:

Hz Peygamber yanına evlâtlığı Zeyd'i alarak komşu şehir Taif'e gitti İslâm'ı onlara da duyurmak istedi Çünkü o sadece Mekkelilere değil âlemlere rahmet olarak gönderilmişti Ama orada da aynı karakterde insanları buldu Kendilerine gelen bu misafiri alayaaldılar; ayak takımını kışkırtarak onu şehirden çıkana kadar taşlattılar Kan içinde geri döndü Ancak, kendi şehrini bir defa terkeden kişi bir başkasının himayesinde olmaksızın geri dönemezdi Bu yüzden Hz Peygamber de Mekke'ye müşrik Mut'im'in himâyesinde girdi

Mekke'de zulüm dinmemişti, Resulullah, İslâm'ı civar kabîlelere de anlatıyor ve her geçen gün müslümanların sayısı artıyordu Hıra'da Cebrail'in "Oku" emrinden bu güne on yıl geçti Ve bir gece Hz Peygamber Allah tarafından Mekke'den alınıp Kudüs'e, oradan da göklere çıkarıldı "Kulu Muhammed'i geceleyin Mescidi Haram'dan alarak, ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir Allah işitendir, görendir" (el-İsrâ, 17/1) Mirac, denilen bu olayda, Hz Peygamber, anlamakta zorluk çekeceğimiz ama Allah'ın bildirmesiyle iman ettiğimiz bir çok mucizelerle karşılaştı Sidretül Münteha (göklerin en uç noktasına)'ya kadar yükseldi Kendisine Cennet ve Cehennem gösterildi ve bazı emirler ve İslâm'ın bir kısım kuralları verildi Beş vakit namaz da bu gece farz kılındı

Peygamberimiz sabahleyin bu olayı anlattığında Mekkeliler, onun delirdiğine hükmederek sevinç haberini birbirlerine yaydılar Bazıları da müslümanlara koştu bu müjdeyle; "Sizinki göğe çıkmış" demek için Hz Ebû Bekir'e de geldiler, ama o beklemedikleri bir cevapla karşılaştılar: "Bunu o söylediyse doğrudur"

BİRİNCİ VE İKİNCİ AKABE BİATI:

Cahiliye Arapları her yıl hac mevsiminde Kâbe'de toplanır haccederlerdi Bu mevsimde Mekke'de ticaret için panayır da kurulurdu Yine böyle bir hac mevsiminde Hz Peygamber Mekke dışından gelen insanları tek tek dolaşarak İslâm'ı anlatıyordu Medine'den gelen bir grup insana da anlattı ve onlar müslüman oldular Bunlar Medine'ye altı müslüman kardeş olarak döndüler

Kısa sürede Medine'de İslâm duyuldu ve her evde konuşulmaya başlandı Medine'de iki büyük kabile yaşıyordu; Evs ve Hazrec Medine'de ayrıca Yahudiler de vardı Medineliler Yahudilerle temasta olduklarından, yakında bir peygamberin çıkacağını biliyorlardı Bu yüzden İslâm'ın yayılması Medine'de daha hızlı oldu ve Medine'li müslümanlar bir yıl sonra Mekke'ye on iki kişi olarak tekrar geldiler Bu defa aralarında Evs ve Hazreç'in her ikisinden de müslüman vardı İki düşman kabîle İslâm sayesinde kardeş olabilecek, düşmanlıklar ortadan kalkacaktı Bu on iki müslüman Mekke dışında Akabe denilen yerde geceleyin Hz Peygamber'le bir görüşme yaptılar ve Peygamber'e söz verdiler: "Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmayacaklar; hırsızlık yapmayacaklar, zina etmeyecekler, ırza geçmeyecekler, çocukları öldürmeyecekler, iftira etmeyecekler, haktan ayrılmadığı sürece Peygamber'e itaat edeceklerdi Bunların karşılığında onlara Cennet vardı Bu Birinci Akabe Bey'atına katılanlar Medine'ye dönerken Hz Peygamber Habeşistan'dan yeni dönen Mus'ab b Umeyr'i de onlarla birlikte gönderdi Mus'ab'ın görevi, Medineli müslümanlara dinlerini öğretmek ve İslâm'ı diğer Medinelilere ulaştırmaktı Mus'ab, Medine'de 11 ay kaldı ve hac mevsimi öncesinde Mekke'ye döndü Resulullah'a bir yıllık raporu şu cümleyle özetledi: "Medine'de İslâm'ın konuşulmadığı tek ev kalmadı ya Resulullah" Bir ay sonra da Medine'den yetmiş üç erkek sekiz kadından oluşan bir heyet hac münasebetiyle Mekke'ye geldi ve İkinci Akabe bey'atı gerçekleştirildi Medine'ye döndüklerinde müslüman bir topluluk olarak sorumlulukları büyük olacağından Hz Peygamber onları grup grup örgütledi On iki lider seçildi; dokuzu Hazreç'li üçü Evs'li Bu bey'atın ne anlama geldiğini içlerinden biri diğerlerine şöyle izah etti: "Siz, siyah, kırmızı tüm insanlara savaş açmayı göze alıyorsunuz Bu yüzden eğer mallarınız eksildiğinde ve bazılarınız öldürüldüğünde onu terkedeceğinizi düşünüyorsanız onu şimdi bırakın Çünkü onu o zaman terkederseniz; bu, dünyada da ahirette de utanç duymanıza sebep olur Fakat eğer sözünüzden dönmeyeceğinizi düşünüyorsanız onu alın; çünkü Allah'a andolsun bu, hem dünya hem de âhiret için kurtuluştur" Onların bu derece tehlikeli sonuçlar doğuracak biatı ise şuydu: Peygamber ve müminler Medine'ye hicret edecekler, onlar da kendilerine gelen bu kardeşlerini sonuna kadar savunacaklardı Hz Peygamber'in isteği netti: "Beni, eşlerinizi ve çocuklarınızı koruduğunuz gibi koruyacaksınız Ben sizdenim siz de bendensiniz Sizin savaştığınızla savaşır, barıştığınızla barışırım" Bütün bunların karşılığında Medineli müslümanların mükâfatı Cennet olacaktı

Bu görüşme ve biattan sonra Mekkeli müslümanlar birer-ikişer, gizli-açık Medine'ye göçmeye başladılar İslâm'ın Medine'de güçlenip kendi kontrolleri dışında daha da gelişeceğinden korkan Mekkeli müşrikler bu göçü durdurmaya karar verdiler Ancak bunu başaramadılar Artık Mekke'de Hz Peygamber (sas), Ebû Bekir ve Ali dışında pek müslüman kalmamıştı Müşrikler son kozlarını oynamaya karar verdiler "Muhammed de Medine'ye gidip adamlarının başına geçerse vay başımıza geleceklere! Ona bu fırsatı vermeden yok etmeliyiz" deyip Hz Peygamber'i öldürmeye karar verdiler Ancak Cebrail (as)'ın bu komployu haber vermesiyle Resulullah önlemini aldı ve evini kuşatmış olan saldırganların arasından Yâsin suresini okuyarak çıktı Allah'ın bir mucizesi olarak aralarından geçen Peygamber'i göremediler Hz Peygamber Mekke'deki son işleri tamamlamak üzere Hz Ali'yi geride bırakarak yakın arkadaşı Ebû Bekir'le birlikte Mekke'yi terketti Ancak Mekkeliler, kaçırdıkları bu adamı öldürene ya da getirene ödüller koyarak etrafa haber saldılar Peygamberimiz ve arkadaşı Ebû Bekir üç gün Mekke yakınındaki bir mağarada gizlendi ve müşriklerin bulmaktan ümit kestikleri bir anda mağaradan çıkarak Medine'ye yöneldi Kendisini Medine'de bekleyen müslümanlara bir takım zorluklara rağmen ulaştı ve İslâm'ın "Mekke Dönemi" kapandı "Medine Dönemi" başladı

MEKKE DÖNEMİ İSLÂMI TEBLİĞİN İLK VE ZORLU DÖNEMİYDİ:

Bu tebliğin yöntemini bizzat Allah Teâlâ koyuyor, Hz Peygamber de Allah'ın gözetimi ile aşama aşama bu görevi yürütüyordu Dolayısıyla Allah Resulunun bu yönteminden alınacak önemli dersler vardır:

1) Hz Peygamber müşrikleri öncelikle tek Allah'a kulluğa çağırıyor

Hz Peygamber müşrikleri öncelikle tek Allah'a kulluğa çağırıyor; onun dışındaki bütün bağlardan kurtulmalarını söylüyordu Allah'a tam bir teslimiyet olduktan sonra Allah'tan gelecek olan emirleri kabul etmek zor olmazdı Bu yüzden Hz Peygamber "Lâ ilâhe illallah" mesajını öne çıkardı Çünkü toplumun en büyük sapkınlığı birden fazla ilâha tapma idi Birçok ilâha ibadet eden topluma İslâm'ın getirdiği mesaj şuydu: "Sizin dediğiniz gibi birden çok ilâh yoktur; tek bir ilâh vardır, o da Allah Teâlâ'dır" Buradan hareketle diyebiliriz ki, bir davetçi davet edeceği toplumun en önemli hastalığını tespit edip yoğunluğu/önceliği o hastalığa vermelidir

2) Resulullah'a indirilen ayetler kâfirlerin en zayıf noktalarını yakalıyor

Resulullah'a indirilen ayetler kâfirlerin en zayıf noktalarını yakalıyor, ellerini kollarını bağlıyor, inatçı olmayanların inanmaları için ona da hiç bir neden bırakmıyordu Meselâ, kâinat olaylarını örnek veriyor ve yontulmuş taşlara ibadet edenlere; "Her gün görüp durduğunuz bu kadar olağanüstü olayları yaratan Allah'a boyun eğin" diyordu Bu, müslümanların her dönemde kullanmaları gereken bir usuldür

3) Hz Peygamberin getirdiği mesaj toplumda kabul edilen en güzel, en çekici bir mesajdı

Hz Peygamberin getirdiği mesaj toplumda kabul edilen en güzel, en çekici bir şekilde sunuluyordu Kur'an-ı Kerim şiirin revaçta olduğu bu topluma insan yeteneğini geride bırakan bir şiir üslûbuyla indirildi

4) Davet, öncelikle yakınlardan, güvenilir ,insanlardan başlanarak açıklandı

Davet, öncelikle yakınlardan, güvenilir temiz insanlardan başlanarak açıklandı İlk anda bütün bir topluma sunulmadı Bu da bir davanın yayılabilmesi için öncelikle kendisine sağlam bir zemin hazırlaması, öncü elemanlarını hazırlaması gerektiğini öğretiyor Hz Peygamber, Mekke'de fıtratı bozulmamış insanları diğerlerinden ayrı tutarak davette önceliği onlara verdi Davetçi, tanıdığı ve güvendiği insanlara gitmeli, uzun vadeli yola güvenilir olamayan tanımadığı insanlarla çıkmamalı

5) Müslümanlar zayıf oldukları dönemlerde kâfirlerin tüm baskılarına sabrettiler

Müslümanlar zayıf oldukları dönemlerde kâfirlerin tüm baskılarına sabrettiler Allah onlara bir müddet savaşma izni vermedi Medine'de sağlam bir zemin hazırlandıktan sonra onlara savaş izni verildi Gerçi müslümanlar Medine'de azınlıktılar ama artık bir cephede toplanabilmişlerdi Mekke'de ise darmadağın ve güçsüzdüler Savaş imkânları yoktu Bir davanın hazırlık ve örgütlenme safhasında düşmanla fiilî çatışmaya girmeyip her türlü hazırlığını tamamlamak gerektiği sonucunu Resulullahın bu uygulamasından çıkarabiliriz

6) Resulullah gizli davet döneminde dirençli elemanları çevresinde topladıktan sonra açık davet dönemini başlattı

Resulullah gizli davet döneminde dirençli elemanları çevresinde topladıktan sonra açık davet dönemini başlattı Bu dönemde karşı tarafın bütün baskı ve işkencelerine rağmen inancından taviz vermedi Zira bu dönem açık davet, gizli örgütlenme dönemiydi Gündüz kâfirlerin karşısına çıkıp; "Sizin taptıklarınız kendilerine bile fayda veremez Gelin bu yanlış yoldan vazgeçin" diye onların yanlışlığını yüzlerine vuruyor; geceleyin Erkam'ın evinde gizlice toplanıp çalışma programı hazırlıyor, davetin elemanlarına taktikler veriyordu Bu uygulama bize, İslâm dâvetinin temel özelliklerinden birini öğretiyor: Davet açık, örgütlenme gizli yapılır Davet için de örgütlenme için de kâfirlerden izin alınmaz

7) Müşrikler parlemantoları durumunda olan Darün-Nedve'de toplanırlar karar alırlardı

Müşrikler parlemantoları durumunda olan Darün-Nedve'de toplanırlar karar alırlardı Peygamberimize yaptıkları tekliflerin biri şuydu: "Bu davadan vazgeç, seni "Reis yapalım" Resulullah taktik gereği bunu yapabilir, gücü elinde topladıktan sonra da getirdiği dini benimsetebilirdi Ama İslâm açık bir din olduğu için Resulullah bu yola başvurmadı; işkencelere rağmen hakkı söyledi Daru'n Nedve'de bir yer kapma yerine Darul-Erkam'da kendi meclisini oluşturdu O halde İslâm davetçileri kâfirlerin kontrolündeki bir harekete katılmamalı, kendi hareketlerinin programını kendileri oluşturmalıdırlar

8) Müslümanların güçlü olanları Mekke'de güçsüzlerle tam bir dayanışma ortaya koymuş malını-mülkünü ortaya dökmüştü

Müslümanların güçlü olanları Mekke'de güçsüzlerle tam bir dayanışma ortaya koymuş malını-mülkünü ortaya dökmüştü İslâm'a inananlar kardeş oldular; dünya nimetleri, zenginlikler belli ellerde, kasalarda toplanmadı Tek gaye vardı; Allah'ın dini egemen olsun O halde her dönemde bir davaya iman edenler kardeş olduklarının bilincinde olmalı, varlıkta ve yoklukta eşit olabilmeliler Hedefe ulaşılana kadardünyalıklardan vazgeçilebilmelidir

9) Hz Peygamber, Mekke'de hiç bir insana konumundan dolayı öncelik vermedi

Hz Peygamber, Mekke'de hiç bir insana konumundan dolayı öncelik vermedi

Köleleri de zengin efendileri de yanına aldı; çocukları da kadınları da Ancak İslâm'ın güçlenmesi için ileri gelen eşrafın müslüman olması için de uğraştı, hatta dua etti Peygamberimizin bu davranışından yola çıkarak şu hükme varılabilir: Davetçi toplumunun yetenekli, üst düzey insanlarını kendi davasına kazandırmak için öncelikler verebilir Bu da onun müstekbirlere meylettiği anlamına gelmez

10) Hz Peygamber'e inanan müslümanlarla aileleri arasında büyük çatışmalar meydana geldi

Hz Peygamber'e inanan müslümanlarla aileleri arasında büyük çatışmalar meydana geldi Aile bağları yerine inanç bağı gözönünde bulunduruldu Bu örneği benimseyen müslümanlar her zaman ve her yerde, inanç bağıyla asabiyet karşı karşıya kaldığı zaman tercihini inançtan yana koymalı varlıklı ailenin çocuğu olan Mus'ab b Umeyr gibi gerektiğinde ailesini terkedebilmelidir

Müslümanların bir kısmının işkence ortamından kurtulup daha iyi bir ortamda bulunmak için Habeşistan'a hicret etmesinden şu sonuç çıkarılabilir: Müslümanlar, gerektiğinde müslüman olmasa dahi adâletli, haksızlık yapmayan insan haklarına saygı duyan bir ülkeye iltica edebilirler Bunu yapmaları o ülkeyi dost edindikleri anlamına gelmez

11) Hz Peygamber, Taif seferi dönüşünde Mekke'ye müşrik olan Mut'im'in himayesinde girdi

Hz Peygamber, Taif seferi dönüşünde Mekke'ye müşrik olan Mut'im'in himayesinde girdi Bu da Hz Peygamber'in müşriklerin emrine girdiğini göstermez Hz Peygamber, dininden hiç bir taviz vermediği halde Mut'im ona bir insan olarak sahip çıkmış, Peygamber'den dini ile ilgili bedel istememiştir Bu sadece karşılıksız yapılan bir yardımdır Bunun yanında Hz Ebû Bekir'in benzer bir olayı vardır İbn Daine Hz Ebû Bekir'i himayesine alır Ancak gizliden gizliye ibadetinde serbest olduğunu, ama açıktan açığa Kur'an okuyamayacağını söyler O zaman Hz Ebû Bekir onun himayesine ihtiyacı olmadığını, kendisine Allah'ın yeteceğini bildirir Eğer Hz Ebû Bekir olayında olduğu gibi müşrikler himaye karşılığında müslümanın inancından, ibadetlerinden vazgeçmesini isterlerse o zaman onların himayesi reddedilir Günümüzde de kapalı yerlerde (mescitlerde, evlerde) Allah'a ibadeti serbest bırakan kâfirler İslâm'ın toplum hayatına girmesini engelliyorlar Bunu yaptıklarından dolayı müslümanlarla onların arasında bir düşmanlığın olması gerekir

MEKKE DÖNEMİ, GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARININ DERS ALACAKLARI BİRÇOK ÖRNEKLE DOLUDUR:

Mekke döneminde inen Kur'an ayetleri daha ziyade inanç temellerini konu edinir Mekke döneminde kâfirlerin baskısı altında ezilen, hiç bir güvencesi olmayan insanlara hukukî emirler verilmedi Meselâ bir tesettür ayeti yoktu o dönemde Çünkü müşriklerin insafına kalan zayıf müslüman hanımların tesettürleri çekip çıkarılabilir ve müslümanlar buna karşı birşey yapamazlardı Allah müslümanlara uygulanma imkânı olan emirleri veriyordu Namazı bile gizlice kılan müslümanlara Allah ezan okumalarını emretmedi Mekke, imanın olgunlaşması, gerçekten inanan insanların ortaya çıkması için bir imtihan dönemiydi Ama artık İslâm tamamlandı Günümüzde de müslümanların baskı altında olduğu yerleri Mekke Dönemi ile kıyaslayarak İslâm'ın hukuki emirlerini yok saymak mümkün değildir İslâm'ın ilk geliş dönemiyle bu dönem bir tutulmaz Kur'an tamamlanmıştır; müslümanlara farz kılınan yükümlülükler kıyamete kadar geçerliliğini sürdürecektir Müslümanlara düşen, baskı altında ezildikleri Mekke Dönemini andıran zemin ve zamanlarda bütün güçleriyle İslâmı yaşamaya çalışmak ve bir an önce Medine Dönemini hazırlamaya çalışmaktır Nefsine uyup, "Mekke döneminde yaşıyoruz" diyerek İslâmî yükümlülüklerden kaçmak çözüm değildir


Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi…
”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 05-13-2008
betul_1905 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bayan Üye
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1.492
betul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond reputebetul_1905 has a reputation beyond repute
Gül Habeşistan'a Hicret

HABEŞİSTAN'A HİCRET

Kur'an, bir yandan müminleri hicrete hazırlarken, diğer yandan da hristiyanlık ve Hz İsa hakkında gerekli bilgilerle donatıyordu Habeşistan hicretinin hemen öncesinde gelen Meryem suresi, müminleri bu konuda yeterince bilgilendirdi Ayrıca, müminlere hristiyanlarla nasıl mücadele etmeleri gerektiği öğretildi: "İçlerinden zulmedenleri hariç, kitap ehliyle ancak en güzel tarzda mücadele edin ve deyin ki; "Bize indirilene de, size indirilene de inandık İlâhımız ve ilâhınız birdir, biz de O'na teslim olanlarız" (el-Ankebût, 29/46) Bu hazırlama ve bilgilendirmeden sonra, müminlerin hicreti bilfiil gerçekleştirmeleri yönünde açık işaretler taşıyan şu ayetler geldi: " Ey inanan kullarım, benim arzım geniştir, bana kulluk edin Her can ölümü tadacaktır Sonra bize döndürüleceksiniz İnanıp iyi işler yapanları cennette, altlarından ırmaklar akan yüksek odalara yerleştiririz; orada ebedî olarak kalırlar Çalışanların ücreti ne güzeldir Onlar ki sabredenler ve Rabblerine tevekkül ederler Nice canlı var ki rızkını taşıyamaz; onları da, sizi de Allah besler O işitendir, bilendir" (el-Ankebût, 29/56-60) Ankebût suresi, çoğu müfessire göre Habeşistan hicretinden çok sonra, Medine'ye hicretten hemen önce inmiştir Ancak merhum Mevdûdî, yaptığı tahkikle surenin Habeşistan hicretinden önce indiği sonucuna varır Ona göre önceki müfessirleri surenin hicretle ilgili ayetleri yanıltmış, yanlış değerlendirmelerine neden olmuştur Daha önce merhum Derveze de aynı sonuca ulaşmış olmalı ki, Türkçe'ye "Kur'an'a Göre Hz Muhammed'in Hayatı" adıyla çevrilen eserinde andığımız ayetlerin Habeşistan hicretinin gerçekleştirilmesine işaret eden bir anlam taşıdıklarını belirtir (II, 233)
Andığımız son ayetler indiği sırada artık hicret zamanı gelmişti Çünkü müşriklerin zulümleri, baskı ve işkenceleri dayanılmaz bir hadde ulaşmıştı Hz Peygamber, müminlerin Habeşistan'a hicret etmelerini buyurdu Rivayetler, hicret yurdu olarak Habeşistan'ın seçilmesinin nedenini, Necâşî'nin zulme rıza göstermeyen, adil bir insan olmasına bağlar Buna ilâve olarak sıkı ticaret ilişkileri nedeniyle tanınmasının, halkının ilâhî kaynaklı bir inanca (Hristiyanlık) sahip olmasının ve son olarak İslâm'ın orada yayılma imkânının bulunmasının da seçimi etkilediği söylenebilir
Hz Peygamber'in tavsiyesi üzerine bir grup mümin Mekke'den ayrılarak Habeşistan'a göçtü Nübüvvetin beşinci yılının (614) Receb ayında gerçekleşen ilk bu hicrete en çok kabul gören rivayete göre onbiri erkek, dördü kadın olmak üzere toplam onbeş kişi katıldı Bunlar arasında Hz Osman b Affân, Zübeyr b Avvâm, Abdurrahman b Avf, Osman b Maz'un, Mus'ab b Umeyr, Ebû Seleme b Abdu'l-Esed gibi önde gelen sahabîler de bulunuyordu Bu ilk muhâcirler Habeşistan'da son derece iyi karşılandılar Kendi ifadeleriyle, dinlerini yaşama konusunda tam bir özgürlük ve güven içindeydiler Allah'a istedikleri gibi ibadet ediyorlar ve kimse tarafından rahatsız edilmiyorlardı Ne eziyet görüyor, ne de kötü laflar işitiyorlardı Fakat iki ay sonra, müşriklerin müslüman oldukları yolunda yanlış bir haber nedeniyle Habeşistan'dan ayrılarak Mekke'ye döndüler Mekke yakınlarına gelince gerçeği öğrendilerse de iş işten geçmişti Çaresiz, herbiri bir kabîle reisinden emân alarak Mekke'ye girdiler
Habeşistan'dan dönen müminlerin büyük çoğunluğu kendi aileleri tarafından yeniden baskı altına alındı Müşriklerin zulümleri de her geçen gün biraz daha şiddetlendi Öte yandan ilk hicret, Habeşistan'ın müminler için güvenli bir yer olduğunu göstermişti Bu nedenle Hz Peygamber müminlere ikinci kez hicret izini verdi Nübüvvetin altıncı yılı (615) başlarında, Ca'fer b Ebî Tâlib'in önderliğinde gerçekleştirilen bu ikinci hicrete 18 ya da 19'u kadın olmak üzere toplam 101 ya da 103 müslüman katıldı İlk muhâcirlerin hemen tümü, ikinci hicrette de yeraldı İkinci hicret, Mekke'de tam bir matem havası estirdi Çünkü Mekke'de en az bir ferdi hicrete katılmayan aile yok gibiydi Bir ailenin oğlu gitmişse diğerinin damadı; birinin kardeşi gitmişse, diğerinin babası ya da amcası gitmişti
İkinci Habeşistan hicreti müşrik liderleri büyük bir telaşa düşürdü Böylesine büyük bir kitle hâlinde gelen müslümanlar, son derece müsâit bir ülke olan Habeşistan'ın İslamlaşmasına neden olabilir, ya da en azından Hz Peygamber'e güçlü bir müttefik kazandırabilirlerdi Böyle muhtemel bir tehlikenin önüne geçmek için Kureyş'in iki ünlü diplomatı Amr b El-Âs ile Abdullah b Ebî Rabîa'yı Habeşistan Necâşî'sine elçi olarak göndermeyi kararlaştırdılar Planlarına göre elçiler önce Necâşi'nin yakın çevresindekileri hediyeleriyle yanlarına çekecekler, daha sonra onların da yardımlarıyla Necâşî'nin müslümanları Mekke'ye iade etmesini sağlayacaklardı Fakat sonuç hiç de umdukları gibi olmadı Gerçi elçiler yakın çevresinin desteğini sağladılar ama, gerçekten adil bir insan olan Necâşi'yi bütün diplomatik oyunlarına rağmen zulümlerine ortak edemediler
Elçiler Necâşî ile görüşerek muhacir müslümanların birtakım beyinsiz gençler olduklarını, kendi dinlerini terkettiklerini fakat hristiyan da olmayarak yeni bir din icad ettiklerini, onları gözetmek amacıyla akrabalarının iade edilmelerini istediklerini söylediler Necâşî, kendileriyle görüşmeden bir karar veremeyeceğini belirterek müslümanları yanına çağırttı; elçilerin taleplerini aktararak ne diyeceklerini sordu Ca'fer b Ebî Tâlib böyle bir talebe hakları olmadığını göstermek amacıyla elçilerden; kendilerinin köleleri, borçluları ya da kısas etmek istedikleri katiller olup olmadıklarının sorulmasını istedi Amr'ın sorulara olumsuz cevap vermesi üzerine, ne hakla iade talebinde bulunulduğunu öğrenmek istedi Amr'ın daha önceki sözlerini tekrarlaması ve Necâşî'nin İslâm hakkında bilgi istemesi üzerine Hz Ca'fer ünlü konuşmasını yaptı
Ca'fer b Ebî Tâlib, İslâm öncesi durumları ile Hz Peygamber ve İslâm hakkında kısaca bilgi verdiği bu konuşmasında şunları söyledi: "Ey Hükümdar, biz, cahil bir kavim idik Putlara tapardık Ölü eti yerdik Her kötülüğü işlerdik Akrabamızla ilgilenmez, ilgimizi keserdik Komşularımıza iyi davranmaz, kötülük yapardık İçimizden güçlü olanlar zayıf olanları yer, ezerdi Yüce Allah bize kendimizden, soyunu sopunu, doğru sözlülüğünü, eminliğini, iffet ve nezâhetini bildiğimiz bir peygamber gönderinceye kadar biz hep bu durum ve tutumda idik O peygamber, bizim ve babalarımızın Allah'tan başka tapına geldiğimiz taştan vesâireden yapılmış putları bırakarak Allah'ın birliğine inanmaya ve yalnız O'na ibadet etmeye bizi davet etti Doğru söylemeyi, emaneti sahibine vermeyi, akraba ile ilgilenmeyi, komşularımızla iyi geçinmeyi, haramlardan, kan dökmekten vazgeçmeyi bize emretti Bizi her türlü çirkin, yüz kızartıcı söz ve işlerden, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, iffetli kadınlara dil uzatmak ve iftira etmekten men ve nehyetti Kendisine hiçbir şeyi eş, ortak koşmaksızın yalnız Allah'a ibadet etmemizi bize emretti Ve yine bize namazı, zekâtı, orucu de emretti Biz ona inandık ve kendisini tasdik edip doğruladık Onun Allah tarafından getirdiklerine göre kendisine tabi olduk Hiçbir şeyi eş, ortak koşmaksızın yalnız Allah'a ibadet ettik Onun bize haram kıldığı şeyi haram, helâl kıldığı şeyi helâl bildik Fakat kavmimiz üzerimize yürüyüp bizi yüce Allah'a ibadetten vazgeçirerek putlara taptırmak, dinimizden döndürmek, öteden beri serbestçe işleyegeldiğimiz kötülükleri tekrar işletmek için türlü işkencelere uğrattılar Onlar bize galebe çalıp zulüm ve tazyikleri altında ezmeye başladıkları, dinimizle aramıza girdikleri zaman, senin ülkene çıkmak, sığınmak zorunda kaldık Seni başkalarına tercih ettik Senin himayene can attık Ey Hükümdar, bir, senin yanında hiçbir zulme ve haksızlığa uğramayacağımızı umuyoruz" (M Asım Köksal, İslâm Tarih,i, Mekke Dönemi, IV 191-192; bk İbn Hişâm, es-Sire, I, 356-362; Taberî Tarih, II, 225)
Konuşmayı dikkatle dinleyen Necâşî, yanlarında Kur'an'dan bir bölüm bulunup bulunmadığım sordu Bunun üzerine Ca'fer, hicretlerinden hemen önce nazil olan Meryem Suresinin ilk otuzbeş ayetini okudu Rivayetlere göre, ayetleri gözyaşları içinde dinleyen Necâşî, bunların Hz Musa ve İsa'nın getirdikleriyle aynı kaynaktan geldiğini tasdik ederek, elçilere müminleri teslim etmeyeceğini bildirdi Amr'ın, müslümanların Hz İsa hakkında çok kötü sözler kullandıklarını söyleyerek Necâşî'nin kararını değiştirme çabası da Ca'fer'in, "O, Allah'ın kulu, resulu, ruhu ve O'nun, dünyadan ve erden geçerek Allah'a bağlanmış bir bakire olan Meryem'e ilka ettiği kelimesidir" şeklindeki cevabıyla yalnızca Necâşî'nin bu konudaki gerçeği kavramasına yaradı
Habeşistan muhacirleri uzun yıllar hayatlarını burada huzur ve güven içinde sürdürdüler Bu süre içinde başta Necâşî olmak üzere birçok kişinin müslüman olmasına vesile oldular Bunların bir bölümü, Hz Peygamber'in Medine'ye hicretinden önce Mekke'ye geri döndü Başta Ca'fer b Ebî Tâlib olmak üzere büyük bölümü ise Hicret'ten sonra, Hayber'in fethi (H 7/628) sırasında Medine'ye gelerek müslümanlara katıldı

HABEŞ ÜLKESİNE İLK HİCRETİN TARİHİ VE ORAYA İLK HİCRET EDENLER:
Nübüvvet'in beşinci yılında, Receb ayında
1) Hz Osman b Affan, b Ebil'As, b Ümeyye
2) Hz Osman'ın zevcesi Hz Rukayya bint-i Resulüllah
3) Ebu– Huzeyfe b Utbe, b Rebia, b Abd Şems
4) Ebu– Huzeyfe'nin zevcesi Sehle bint-i Suheyl, b Amr
5) Zubeyr b Avvam, b Huveylid, b Esed
6) Mus'ab b Umeyr, b Haşim, b Abd Menaf, b Abduddar
7) Abdurrahman b Avf b