Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi
Peygamberler & Sahabiler & Evliyalar icinde Peygamber Efendimiz(s.a.v)in Güzel Hayatı konusu , Peygamber Efendimizin hayatının her anında, müminlere çok güzel örnekler bulunmaktadır Hz Muhammed (sav)'in sahabeleriyle olan sohbetleri, onlara hitapları, şakaları, çocuklara olan sevgi ve ilgisi, hanımlarına karşı adaletli, sevecen ve ilgili ...
|
|||||||
| Anlık İletiler | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
||||
|
PEYGAMBER EFENDİMİZİN ÇOCUKLARA OLAN İLGİSİ VE ŞEFKATİ
Peygamberimiz Hz Muhammed (sav)'in tüm insanlığa örnek olan şefkati, merhameti ve müminlere olan düşkünlüğü, çocuklara olan tavrında da çok yoğun olarak görülmektedir Peygamberimiz (sav) hem kendi çocukları ve torunları hem de ashabının çocukları ile çok yakından ilgilenmiş, doğumlarından isimlerinin konmasına, sağlıklarından ilimlerinin artmasına, giyimlerinden oynadıkları oyunlara kadar onlar için tavsiyelerde bulunmuş, hatta bizzat yol göstermiş, ilgilenmiştir Örneğin, Peygamber Efendimiz, kızı Hz Fatıma (ra)'ya, her iki torununun doğumundan hemen önce"Doğum olunca bana haber vermeden çocuğa hiçbir şey yapmayın"181 diye tembihlemiştir Bebeklerin doğumundan sonra ise onların beslenmelerini, bakımlarını ve nasıl korunacaklarını bizzat göstererek anlatmıştır![]() Peygamberimiz (sav) ayrıca, yeni doğan bebeklere, çocuklarına, torunlarına ve ashabının çocuklarına hep dua etmiştir Onları severken ya da onların oyunlarını izlerken, onlar için Allah'tan hayırlı ve uzun bir ömür, ilim, hikmet ve iman istemiştir Örneğin torunları Hz Hasan ve Hz Hüseyin'e her vesilede dua etmiş ve bu duasının, Hz İbrahim'in Hz İshak ve Hz İsmail için ettiği dua olduğunu belirtmiştir 182 Ashabından İbn-i Abbas (ra) çocukken Peygamberimiz (sav)'in kendisine "Allah'ım buna hikmeti öğret" diye dua ettiğini aktarır Ashabından Enes (ra)'e ise çocukluk döneminde, Allah'ın mal ve evladını çok ve ömrünü uzun kılması ve verdiklerinin Enes (ra) hakkında hayırlı ve mübarek olması için dua etmiştir 183 Peygamber Efendimiz çocukların oyununa da çok önem vermiş, hatta zaman zaman onlarla oyun oynayarak ilgilenmiştir Hz Peygamber (sav), "Çocuğu olan onunla çocuklaşsın"184 diyerek, anne babalara çocuklarını bizzat eğlendirmelerini tavsiye etmiştir Peygamberimiz (sav) çocukların yüzme, koşu, güreş gibi oyun ve sporlarla meşgul edilmelerini de tavsiye etmiş, hatta torunlarını ve çevresindeki çocukları buna teşvik etmiştir Birçok sahabe, Peygamber Efendimizin çocukları nasıl sevdiğini, onlarla nasıl ilgilendiğini ve oyunlar oynadığını aktarmıştır Bunlardan bazıları şöyledir:Hz Enes (ra):"Resulullah aleyhissalatu vesselam çocuklarla şakalaşmada insanların en önde olanıydı "185 El Bera (ra): "Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellemi Hasan omuzunda iken gördüm…"186 "Peygamberimiz (sav) kızı Hz Fatıma (ra)'ya şöyle derdi: 'Haydi şu oğullarımı (Hasan ve Hüseyin) çağır bana!' Ondan sonra o ikisini göğsüne basar, koklardı "187 Ya'la İbnu Mürre (ra) Peygamberimiz (sav)'in çocuklara olan sevgisine, onlarla nasıl şakalaştığına dair şunları anlatmıştır: "Bir grup ashab, Resulullah ile birlikte aleyhissalatu vesselam'ın davet edildiği bir yemeğe gittiler Yolda torunu Hüseyin'e rastladılar, çocuklarla oynuyordu![]() "Resulullah (sav) çocuğu görünce ilerleyip cemaatin önüne geçip onu tutmak için ellerini açtı Çocuk ise sağa sola kaçmaya başladı Resulullah da onu takliden sağa sola koşarak, tutuncaya kadar peşinde koştu Yakalayınca ellerinden birini çenesinin altına diğerini de ensesine koyup öptü ve 'Hüseyin bendendir Ben de Hüseyindenim Kim Hüseyin'i severse Allah da onu sevsin Hüseyin sıbtlardan bir sıbttır (torun)' buyurdu "188 Hz Enes (ra)'in bildirdiğine göre Resulullah (sav), "dünyadaki iki reyhanım" dediği torunları Hasan ve Hüseyin'i sık sık yanına çağırtıp onları koklar ve bağrına basardı 189 İbnu Rebi'ati'ibni'l Haris (ra) diyor ki: "Babam beni, Abbas (ra)'da oğlu el-Fadl (ra)'ı Resulullah'a gönderdi Huzurlarına girdiğimiz zaman bizi sağlı sollu oturttu ve bizi öylesine sıkı kucakladı ki daha kuvvetlisini görmedik "190 Resulullah (sav)çocuklara olan sevgisini gösterirken sıkça onların başlarını okşardı ve onlara hayır duaları ederdi Örneğin Yusuf İbni Abdillah İbni Selam (ra), "Hz Peygamber (sav) beni Yusuf diye isimlendirdi, başımı okşadı" der Amr İbnu Hureys (ra) ise annesinin kendisini Hz Peygamber (sav)'in huzuruna götürdüğünü, Resulullah (sav)'ın başını okşayıp bol rızka kavuşması için dua ettiğini, Abdullah İbnu Utbe (ra) de beş-altı yaşlarındayken Peygamberimiz Efendimizin başını okşayarak, zürriyeti ve bereketi için dua ettiğini hatırlayabildiğini anlatır 191 Hz Muhammed (sav)'in çocuklara gösterdiği ilgili ve sevgi dolu tavrı, Ebu Hüreyre (ra) de şu örneklerle anlatmıştır:"Meyvenin ilk çıkanı getirildiği zaman Resulullah (sav) şöyle derdi: 'Allah'ım Bize, Medinemize, meyvelerimize, müdd ve saımıza (yani ölçeklerimize) kat kat bereket ver' diye dua ederdi Sonra meyveyi orada bulunan en küçük yaştakine verirdi "192 "Çocuğa karşı yumuşak davranmak Allah Resulü'nün adetlerindendi Allah Resulü bir seferden döndüklerinde çocuklar kendilerini karşılarlardı Allah Resulü de durur sahabelerine çocukları kaldırmalarını emrederdi Onlar da çocukların kimini Allah Resulü'nün önüne kimisini terkisine bindirir ve bazılarını da kendileri bineklerine alırlardı "193 "Resulullah (sav) Hz Fatıma'nın evinin avlusuna geldi ve oturdu 'Burada çocuk var mıdır?' diye sordu Hz Fatıma'nın çocuğu (Resulullah'ın torunu), süratle koşarak geldi ve Resulullah'ın boynuna sarıldı Resulullah çocuğu öptü "194 "Çocuklarla o kadar içice olmuştu ki, bir defasında yarış yapan çocukları görmüştü de, onların neşesine katılmak için birlikte koşmuştu "195 Cabir İbnu Semüre (ra) de aynı konuda şunları anlatmıştır: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'la birlikte ilk namazı kıldım Sonra aleyhissalatu vesselam ehline gitti Onunla ben de çıktım Onu bir kısım çocuklar karşıladı Derken onların yanaklarını bir bir okşamaya başladı Benim yanağımı da okşadı Elinde bir serinlik ve hoş bir koku hissettim "196 Kız çocuklarının doğar doğmaz öldürüldükleri bir dönemde peygamber olarak görevlendirilen Hz Muhammed (sav), kız çocuklarını da erkek çocuklardan ayırmamak gerektiğini, kız çocuklarını öldürmenin günah olduğunu bildirmiş, ve hepsine eşit sevgi ve ilgi göstererek, topluma da güzel bir örnek olmuştur Peygamberimiz (sav)'in kız çocuklarındaki güzel özellikleri vurguladığı sözlerinden biri şudur:"Kız ne güzel evlattır Şefkatli, yardımsever, munis, kutlu ve analık duyguları ile doludur "197 Peygamberimiz (sav) sevgisini hem sözleriyle hem de davranışlarıyla gösterirdi Çocuklara onları sevdiğini söylerdi 198 Peygamber Efendimiz, çocuklara olan şefkatinde hiçbir ayırım gözetmezdi Kendi çocuklarına ve torunlarına gösterdiği sevgi ve merhametin aynısını diğer Sahabî çocuklarına da gösterirdi Halid bin Said (ra), Peygamberimiz (sav)'i ziyarete geldiğinde yanında küçük kızı da vardı Habeşistan'da doğduğu için, Peygamberimiz (sav) ona ayrı bir yakınlık gösterirdi Bir seferinde Peygamberimiz (sav)'in eline işlemeli bir kumaş parçası geçmişti Hz Halid'in kızını çağırttı ve ona verdi, sevindirdi Cemre o sıralar küçük bir çocuktu Babası alır, onu Peygamberimiz (sav)'in huzuruna götürür, derdi ki: "Yâ Resulallah, şu kızım için Allah'a bereketle dua eder misiniz?" Peygamber Efendimiz Cemre'yi kucağına oturttu, elini başına koydu ve bereketle dua buyurdu Peygamberimiz (sav)'in yardımcısı Hz Zeyd (ra)'in oğlu Üsame (ra) Peygamber Efendimiz ile ilgili şunları anlatmıştır: "Resulullah bir dizine beni, bir dizine de torunu Hasan'ı oturtur; sonra ikimizi birden bağrına basar ve 'Ya Rabbi, bunlara rahmet et Çünkü ben bunlara karşı merhametliyim' diye dua ederdi "199 Bazı kimseler, Peygamberimiz (sav)'in çocuklarla oyun oynamasını, onlarla ilgilenmesini anlamıyorlardı Bir defasında Akra bin Habis (ra), Peygamberimiz (sav)'i, Hz Hasan'ı öperken gördü ve şöyle dedi: "Benim on çocuğum var Şimdiye kadar hiçbirini öpmedim " Bunun üzerine Peygamberimiz, "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" buyurdu "200 Peygamber Efendimiz mübarek evladı Hz İbrahim'i de, süt annesinin evinde sık sık ziyarete gider, şefkat ve merhametini göstererek, başını okşar, bağrına basardı Peygamber Efendimizin hizmetkarı Hz Enes (ra), ilgili bir hatırasını şöyle anlatır:"Ben ev halkına Resul-i Ekremden (sav) daha şefkatli, daha merhametli davranan bir kimse hayatımda görmedim İbrahim, Medine'nin Avali kısmında sütannesinin yanında bulunurken, Peygamberimiz onu görmeye gider, biz de beraberinde bulunurduk![]() ![]() Peygamberimiz içeri girer, oğlunu alır, öper, sonra dönerdi![]() ![]() Yine bir gün gittiğimizde Resulullah çocuğunu getirtti, bağrına bastı Ona bazı sözler söyledi, onunla konuştu "201 Hazret-i Ali anlatıyor: "Peygamber Efendimiz bize ziyarete gelmişti O gece bizde kaldı Hasan ve Hüseyin de uyuyorlardı Bir ara Hasan su istedi Peygamberimiz hemen kalktı ve su kırbasından bir bardak su aldı, çocuğa verdi…"202 Peygamberimiz (sav), ayrıca müminlere çocukları arasında adaletle davranmalarını hatırlatmış ve şöyle demiştir: "Allah'tan korkun Çocuklarınızın size itaatli olmalarını istediğiniz gibi siz de onların aralarında adaletle davranınız "203 "Allah öpücüğe varıncaya kadar her hususta çocuklar arasında adaletli davranmanızı sever"204 Peygamberimiz (sav) çocukların eğitilmeleri ve güzel ahlak ile terbiye edilmeleri üzerinde de durmuş ve bu konuda birçok tavsiyede bulunarak yol göstermiştir Peygamberimizin (sav) bu konudaki sözlerinden bazıları şöyledir:"Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz "205 "Çocuğun, babası üzerindeki haklarından biri ismini ve edebini güzel yapmasıdır "206 "Çocuklarınıza ikram edin ve terbiyelerini güzel yapın ![]() ![]() "207 Peygamberimiz Hz Muhammed (sav), her konuda olduğu gibi, çocuklarla ilgilenmesi, onlara gösterdiği sevgi ve şefkat ile müminlere en güzel örnektir Peygamberimiz (sav) "Küçüklerimize şefkat etmeyen ![]() ![]() bizden değildir"208 diyerek, çocuklara gösterilen şefkatin önemini belirtmiştir![]() PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN EŞLERİ MÜMİNLERİN ANNELERİDİR: Peygamber Efendimizin eşleri, tüm müminlerin anneleri, tüm Müslüman kadınlara örnek, takva sahibi müminlerdir Kuran'da, hadis-i şeriflerde ve Peygamber Efendimizin hayatı hakkındaki rivayetlerde Hz Muhammed (sav)'in eşlerinin huyları, imanları, Peygamberimiz (sav)'e nasıl yardımcı oldukları, yaptıkları tebliğ ve güzel ahlakları hakkında birçok bilgi verilmektedir Kuran'da Peygamber Efendimizin eşleri hakkında verilen bilgilerden biri, onların tüm müminlerin annesi olduğudur: Peygamber, müminler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir… (Ahzab Suresi, 6) Bir başka ayette ise, Allah müminlere, Peygamberimiz (sav)'den sonra onun eşlerini nikahlamalarını yasaklamıştır Bu ayet şöyledir:… Allah'ın Resûlüne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız size ebedi olarak (helal) olmaz Çünkü böyle yapmanız, Allah katında çok büyük (bir günah)tır (Ahzab Suresi, 53)Kuran'ın bazı ayetlerinde ise, Peygamberimiz (sav)'in hanımlarının diğer kadınlar gibi olmadıkları belirtilmiş ve onların nasıl bir tavır içinde olmaları gerektiği haber verilmiştir Ayetlerde şöyle buyrulur:Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder Sözü maruf bir tarzda söyleyin Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister Evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır (Ahzab Suresi, 32-34)Peygamberimizin takva sahibi eşlerinin ayetlerde bildirilen tutumları, yani sözü maruf, akla ve vicdana uygun bir şekilde söylemeleri, vakarlı tavırları, sakınmaları, ibadetlerde ve Peygamber Efendimize itaatteki titizlikleri, Kuran'ı ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini çok iyi biliyor olmaları tüm mümin kadınlara örnektir ![]() Allah, ayetlerinde Peygamberimiz (sav)'in hanımlarının ecirlerinin iki kat verileceğini şöyle bildirmiştir: Ey peygamberin kadınları, sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak arttırılır Bu da Allah'a göre pek kolaydır Ama sizden kim Allah'a ve Resûlü'ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz Ve Biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır (Ahzab Suresi, 30-31)Peygamber Efendimizin mübarek eşlerinden ilki, Hz Hatice (ra)'dir Hz Hatice aynı zamanda ilk Müslümanlardandır Peygamberimiz (sav), ilk vahyi aldığında hemen kendisine söylemiştir Aklı, feraseti, basireti ve hikmeti ile tanınan Hz Hatice, hemen iman etmiş ve o günden sonra Peygamberimiz (sav)'e büyük destek olmuş, Kuran ahlakının yayılmasında maddi ve manevi olarak büyük bir çaba göstermiştir Peygamberimiz (sav)'in Hazreti Sûde, Hazreti Aişe, Hazreti Hafsa, Hazreti Zeyneb, Hazreti Ümmü Seleme, Hazreti Cuveyriye, Hazreti Ümmü Habibe, Hazreti Safiye, Hazreti Meymune gibi isimleri zikredilen diğer hanımları da fedakarlıkları, sabırları ve Peygamber Efendimize olan bağlılıkları ile sahabelere örnek olmuşlardır Peygamberimiz (sav), hem hanımları hem de çocukları ile çok yakından ilgilenmiş, onların imanlarını, sağlıklarını, neşelerini ve ilimlerini artırmalarına vesile olmuştur Rivayetlerde Peygamberimiz (sav)'in hanımları ile oyunlar oynadığı, koşu yarışları yaptığı da belirtilir Sahabeler "Peygamber (sav) hanımlarıyla en fazla şakalaşan kişiydi"209 diyerek, Peygamber Efendimizin eşlerine olan ilgisini belirtmiştir Ayrıca Hz Aişe (ra)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz,"Hanımlarına karşı insanların en yumuşağı, en kerimi, güler yüzlüsü ve mütebessim olanı idi "210 Peygamber Efendimizin bilinen bir başka özelliği ise, hanımları arasında son derece adaletli olmasıdır Hatta rivayetlerde eşlerini ziyaretlerini eşit olarak taksim ettiği belirtilir Bu konuda Hz Aişe (ra) şöyle der:"Resulullah (sav) gece taksiminde adalete riayet eder ve derdi ki: "Ey Allah'ım Bu taksim benim iktidarımda olanda yaptığım bir taksimdir Senin muktedir olup benim muktedir olmadığım şeyden dolayı beni levmetme "211 Hz Enes (ra) anlatıyor: "Resulullah (sav)'ın yanında dokuz hanımı vardı Hanımlara uğrama işini sıraya koyuyordu Birinci hanımına ikinci uğrayışı dokuz gün sonra oluyordu Hanımları her akşam Resullulah'ın o gün geleceği odada toplanıyordu "212 Peygamber Efendimiz birçok sözünde de mümin kadınların ne kadar değerli varlıklar olduklarını belirtmiştir Örneğin bir sözünde "Dünya bir metaıdır Dünya metaının en hayırlısı saliha kadındır"213 dediği belirtilir Peygamber Efendimiz ashabına da eşlerine karşı nasıl bir tutum içinde olmaları gerektiğini anlatmıştır: "En olgun imana sahip mümin huyu en güzel ve ailesine karşı en nazik, lütufkar olanıdır "214 "En hayırlınız, hanımlarına en hayırlı olanınızdır Ben hanımlarına karşı sizlerin en iyisiyim "215 Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi… ”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
|
|
||||
|
PEYGAMBERLİĞİ VE MEKKE DÖNEMİ
Böylece kendisine verilecek ilâhî risâlet görevini üstlenebilecek bir seviye ve vasata geldigi bir sirada, kirk yasinda iken yine böyle bir uzlet aninda Hira magarasinda, Cenâb-i Hakk'in peygamberlere vahiy getirmekle görevli melegi Cebrâil (a s), O'na ilk vahyi, Alak Sûresi'nin ilk bes âyetini getirdi Artik Allah'in Rasûlü, insanlari hak din olan Islâm'a çagirmakla görevli idi O, bu görevine ailesi halkindan ve hak davaya gönül verebilecek yakin arkadaslarindan, gerçegi kabul edebilecek kabiliyetde olan, fitrati bozulmamis, düsünme istidadi körelmemis kisilerden basladi Ilk önce O'nu sevgili esi Hz Hatice tasdik etti Erkeklerden Hz Ebûbekir, çocuklardan Hz Afi, âzadli kölelerden Zeyd b Hârise kendisine ilk iman eden kimselerdi Ardindan Hz Ebûbekir'in de araciligiyla Hz Osman, Abdurraliman b Avf, Zübeyr b el-Avvâm, Talha b Ubeydullah, Sa'd b Ebî Vakkâs, Ebû Ubeyde b el-Cerrah, Sa'id b Zeyd, Abdullah b Mes'ûd gibi sahsiyetler müslüman oldular Hz Peygamber ilk üç yil davetini gizli sürdürdü Yalniz bu gizlilik, Islâm'in esaslari ve prensipleri açisindan degildi Islâm, sir perdeleri arkasinda, gizli sakli, esrarengiz ve gizemli, anlasilmaz bir takim düsünceler ve doktrinler ihtiva eden bir din degildi Onun esaslari gayet açik, net, anlasilir, sâde, ari duru olup akil ve mantiga da uygun idi Ayni sekilde bu gizlilik, Islâm'in sadece belli bir zümreye has bir grup dini olusundan da degildi Aksine Islâmiyet cihansümûl bir din olup bütün bir beseriyetin hidayet ve saâdetini hedeflemisti Ancak Hz Peygamber'in ilk üç yil davetini gizli sürdürmesi, çevredeki insanlarin Islâm'a karsi takindiklari düsmanca tavirdan, inanç ve ibadet hürriyeti tanimayacak kadar insafsiz ve bagnaz oluslarindan kaynaklaniyordu Müslüman olanlarin mallarina ve canlarina bir zarar gelmemesi, filizlenmekte olan Islâm davâsina acimasiz bir balta vurulmamasi açisindan gizli davete gerek duyulmustu Bu safhada Hz Peygamber faâliyetini genellikle davet merkezi edindigi Dâru'l-Erkam'dan yürütmüstür Burasi ilk iman edenlerden el-Erkam b Ebi'l-Erkam'in* Kâbe karsisinda Safâ tepesi yamaçlarindaki evi idi Ilk müslümanlardan bir çogu Islâm'i burada kabul etmisler, Hz Peygamber'in egitimine burada mazhar olarak Islâm'in essiz esaslarini ruhlarina ve hayatlarina burada naksetmislerdi Hz Peygamber burada Islâm davâsina gönül baglayarak mallarini ve canlarini bu hak davâ ugrunda fedâdan çekinmeyen sâdik, vefâli ve ihlâsli bir kadroyu olusturmakla mesgûldü O, biliyordu ki böyle bir kadro olmaksizin Islâm davâsinin ortaya çikip yayilmasi mümkün degildir Bu bakimdan Hz Peygamber'in bu devredeki icraati ashabini birbirine kenetlendirmis ve aralarinda mükemmel bir baglilik olusturmustu Iste Hz Peygamber Islâm davâsi etrafinda böyle bir kadro olusturduktan sonra peygamberligin dördüncü yilindan itibâren Islâm'i açik açik teblig etmeye basladi Kureys müsriklerinin Islâm'i engellemek için basvurduklari çok çesitli çareler, Hz Peygamber'e ve Islâma samimiyetle bagli kadro elemanlarina engel olamiyordu Bu arada Mekke müsrikleri özellikle korunmasiz müslümanlara insaf ve vicdana sigmayan eziyet ve iskencelerde bulundular Bu iskenceler karsisinda Hz Peygamber, isteyen müslümanlarin Habesistan'a gidebileceklerini belirtip hicret izni verince, nübüvvetin bes ve altinci yillarinda müslümanlardan birer grup I ve II Habes hicretlerini gerçeklestirdiler Mekkeli müslümanlarin böylece Mekke hâricine Islâm'i tasimalari, müsriklerin hinç ve kinini artirmisti Ama Cenâb-i Hakk'in yardim ve inâyeti sebebiyledir ki Islâm'a gösterilen bu düsmanliklar bile hak dinin yayilmasina yardimci oluyordu Meselâ azili müsriklerden Ebû Cehil'in bizzat Hz Peygamber'e yaptigi sözlü ve fiili bir satasma, Kureys arasinda sahsiyeti ve kuvvetiyle büyük bir itibâra sahip olan Hz Hamza'nin müslüman olmasini sagladi Ardindan Mekke idare meclisi Dâru'n-Nedve'de alinan Hz Peygamber'i öldürme kararini uygulamak için harekete geçen güçlü sahsiyet Ömer b el-Hattâb, Hz Peygamber'i öldürmek üzere O'nu ararken aslinda ayaklari onu hidâyete sevkediyor ve Ömer'in gücü Islâm saflarina yeni bir heyecan ve sevk katiyordu Arka arkaya Hz Hamza'nin ve Hz Ömer'in müslüman olmalari, Kureys müsriklerinin gözünü bir süre yildirmis, artik müstümanlara dokunamaz olmuslardi Iste bunu izleyen günlerde Habes muhâcirlerinden bir kismi Mekke'ye geri döndü Ancak bu sirada müsrikler yeniden siddete baslayip, cehâlet ve bagnazlikla baglandiklari ata dinlerini, zulme dayali oldugu için Islâm'in ortadan kaldiracagi sahsî çikar ve menfaatlerini, bâtil tahakküm ve zorbaliklarini kurtarabilmek için akil almaz çarelere basvurmuslardi Bu türden olmak üzere hem müslümanlar, hem de müslümanlari koruyan Hâsimogullari, peygamberligin yedinci senesi ile onuncu senesi arasinda tam üç yil devam eden bir boykot ve muhâsaraya marûz kaldilar Mekkeliler ne müslümanlarla, ne de onlari koruyan Hâsimogullari ile hiç bir münâsebette bulunmayacaklarina, her türlü iliskiyi keseceklerine, onlarla hiç bir sekilde alis-veriste bulunmayacaklarina, oturup kalkmayacaklarina, kiz alip vermeyeceklerine dair bir karar almis, bu karan yazdiklan sahifeyi Kâbe'nin iç duvarina asarak dinî bir hüviyet de vermislerdi Bu karara muhâlefet eden, hem vatana, hem de dine ihânet etmis sayilacak ve en agir sekilde cezalandirilacakti Mekkeliler tarafindan üç yil süreyle ve titizlikle uygulanan bu karar, elbette müslümanlara sikintili, güç günler yasatmistir Peygamberligin onuncu yilinda bu karar iptal edilip boykot ve muhâsara kaldirildigi vakit müslümanlar pek ziyade sevinme imkâni bulamadilar Çünkü çok geçmeden Hz Peygamber iki büyük yakinini, amcasi Ebû Tâlib'i ve esi Hz Hatice'yi üç gün arayla ardi ardina kaybetti Rasulullâh'in üiüntüsüne müslümanlar da katildilar ve bu seneye Hüzün yili* adini verdiler Özellikle Ebû Talib'in vefati, Hz Peygamber'in Mekke'de Islâm'i teblig etmesini bir hayli güçlestirdi Çünkü Ebû Tâlib'in sagliginda Mekkeliler Ona hürmet duyduklari için himayesine aldigi yegenine dokunmuyorlardi Simdi bu himaye ortadan kalktigi için Hz Peygamber her yerde satasma ve engellemelerle karsilasiyordu Böyle bir ortamda Islâm'i teblig etmek âdeta imkânsiz hâle geldiginden Hz Peygamber, Islâm'i kabullenecek yeni bir kitle aramaya basladi Bu sebeple de azadli kölesi Zeyd b Hârise ile birlikte bir gün gizlice Tâif'e gitti Ancak dolayli akrabalarindan olan reislerinden gördügü alayli ve acimasiz muâmele Hz Muhammed'in derhal Mekke'ye geri dönmesini gerekli kildi Hz Peygamber sehirden gizlice çikmisti Sayet bu durum Mekkelilerce ögrenilmisse onun gidisi ülke disina kaçma olarak degerlendirilebilir ve kendisi siyâsi suçlu sayilabilirdi Bu düsüncelerle Hz Peygamber sehre ancak bir emân ve himâye altinda girmek gerektigine kanâat getirerek müsriklerin ileri gelenlerinden Mut'im b Adî'nin himâyesini sagladi ve onun korumasi altinda sehre girdi![]() Yillar boyu Mekkelilerin Islâm'a karsi gösterdigi kin; düsmanlik ve engellemeler, üç yil süreyle devam eden ve insafsizca uygulanan toplumdan dislanma ve muhâsara olayi, ardindan Ebû Tâlib'in ve Hz Hatice'nin vefatlari dolayisiyla Hz Peygamber'in himayesiz kalmasi ve Mekkelilerin satasmalarina mâruz kalmasi, bunu tâkiben de Tâif halkinin horlayici tavn, her ne kadar Allah Rasûlünün ümit ve azmini kiramamis, davet sevk ve istiyakini azaltamamis ise de, süphesiz bir beser olarak O'nu üzmüs ve rencide etmisti Iste böyle bir durumda Hz Peygamber'i sevindirecek ve Kur'an'dan sonra en büyük mûcizelerinden biri olan bir mucize meydana geldi Cenâb-i Hak, Rasûlünü teselli etmek, bunca gördügü düsmanliklara ragmen gösterdigi sabir ve sebat dolayisiyla O'nu taltif edip lütuf ve ikramda bulunmak üzere katina çagirdi ve Hz Peygamber'in Isrâ ve Mirâc mûcizesi gerçeklesti Bir gece vakti Hz Peygamber, bir an ifade edilebilecek çok kisa bir zaman dilimi içinde önce Mekke'den Kudüs'e gitti Oradan da göklere yükselerek Rabbinin huzuruna çikti; dünya ötesi âlemi, Cennet ve Cehennem'i müsahede etti Böylece rûhen takviye görmüs, Rabbi tarafindan mükâfaatlandirilmis olarak tekrar ayni anda Mekke'ye döndü![]() Bu olaydan sonra Hz Peygamber (s a s) Islâmî tebligine yine devam ediyordu Fakat Islâm'in kitlesi olacak zümreyi arayisi genellikle Mekke'ye dis kabilelerden hac, umre veya ticaret gibi maksatlarla gelen yabancilar arasinda oluyordu Önceleri bu tesebbüsü bazen olayli, bazen sert, nâzik, veya mütereddit, ama hep menfi bir tavirla karsilaniyordu Ancak nübüvvetin onbirinci senesinde Medine'nin Hazrec kabilesinden alti kisi Akabe adi verilen yerde Hz Peygamber'le karsilasip kisa bir görüsmeden sonra O'na iman ettiler Bu alti Medineli, sehirlerine dönüste Hazrec ve Evs kabileleri arasinda Islâm'i yaydilar Ertesi senenin hac mevsiminde ikisi Evsli, onu Hazrecli oniki kisilik bir heyet yine Akabe'de Hz Peygamber'le bulusup O'na bey'at ettiler I Akabe bey'ati olarak tarihlere geçen bu görüsmenin akabinde Hz Peygamber, Islâm kadrosunun ilk elemanlarindan Mus'ab b Umeyr'i davetçi olarak Medine'ye gönderiyordu Mus'ab'in Medine'de bir yil süreyle yaptigi faâliyet öylesine verimli olmustu ki Islâm'in bahsedilmedigi ve girmedigi bir ev hemen hemen kalmamisti ve Medineliler, Allah Rasûlünü sehirlerine buyur edip O'nu koruma konusunda her tehlikeyi göze alacak bir kivâma erismislerdi Peygamberligin onüçüncü yilinda Medine'den gelen daha kalabalik bir heyet Akabe'de Hz Peygamber'le bir gece vakti gizlice bulusup II Akabe Bey'ati'ni gerçeklestiriyor ve sehirlerine göç ettigi takdirde Hz Peygaber'i ve Mekkeli müslümanlari mallari ve canlarini koruduklari gibi koruyacaklarina and içiyorlardi Iste bu and ve karsilikli söz vermelere Islâm tarihinde "Akabe bey'atlari * " adi verilmistir![]() HICRET VE ISLÂM DEVLETI: Mekkeliler bu görüsmeleri haber aldiklari zaman baslatilan yeni baskilar, müslümanlara hicret kapilarini açti Hz Peygamber'in izni ile Ashâb-i kirâm gruplar halinde ve çogunlukla gizlice sehri terkedip Medine yolunu tuttular Artik sehirde Hz Peygamber ve ailesi, Hz Ali, Hz Ebûbekir ve ailesi ile hicrete imkân bulamamis olanlarla yakinlari veya akrabalari tarafindan hicretleri engellenmis kimseler kalmisti Müslümanlarin Medine'de toplanarak zinde bir güç olusturmalari, Mekkelileri ürküten ve korkutan bir husus olmustu Bu günlerde sik sik olaganüstü toplantilar yapan müsrikler, gizli bir celsede, karsilasilan bu zor problemi çözme yollarini aradilar Yegâne kurtulus yolu olarak Hz Muhammed'in öldürülmesi görüldü Kararlastirilan komplonun icrâsi için hazirliklar yapilirken Cebrâil (a s) vâsitasiyla durumdan haberdâr olan Hz Peygamber de hicret için hazirliga koyuldu ve hicrette kendisine yol arkadasligi yapacak Hz Ebûbekir'le önceden hazirladigi plân geregince geceleyin Mekke'yi terketti Uzun ve zaman zaman tehlikeli geçen yorucu bir yolculuktan sonra 8 Rebiulevvel pazartesi günü Medine'nin banliyösü Kubâ köyüne geldigi zaman Ensâr ve Muhâcirûn'un O'nu karsilamasi son derece heyecanli ve içten olmustu Hz Peygamber bu köy halkinin ricasi üzerine burada bes gün istirahat etti ve bu kisa istirahati sirasinda bilfiil kendisi de çalisarak bir mescid insâ ettirdi Kubâ'ya gelisinin besinci günü sabahleyin buradan ayrilarak Medine sehrine yöneldi Günlerden cuma idi Ögle vakti Rânunâ adli mevkiye gelindigi vakit Hz Peygamber burada durdu; ilk cuma hutbesini îrad etti ve ardindan ilk cuma namazini kildirdi Sonra yoluna devam etti Sehirde bir bayram havasi vardi Büyük küçük herkes yollara dökülmüs, coskun bir tezâhürât, sevgi ve saygiyla Hz peygamber'i karsiliyor, sehirlerine ve evlerine buyur ediyordu Hz Peygamber hiç kimsenin davetini reddetmis olmamak ve hiç kimseyi kirmamak için uygun bir çare buldu ve üzerinde hicret ettigi devesi Kasvâ kendi hâline birakildi; devenin çöktügü yere en yakin evde Hz Peygamber misafir olacakti Deve, sehrin orta tarafinda iki yetim çocuga ait bos bir arsada çöktü ve Hz Peygamber kendisine ait hâne-i saâdetleri insâ edilinceye kadar buraya evi en yakin olan Ebû Eyyûb Hâlid b Zeyd el-Ensârî Hazretlerinin evinde misafir kaldi![]() Böylece Hz Peygamber'in hayatinda ve davet faâliyetinde yeni bir dönem, Medine dönemi baslamis oluyordu Medine'de Hz Peygamber, Islâm'a kucak açmis büyük bir kitleye kavusmustu; Islâm'in bagimsizligi ve hâkimiyetini ilân edecegi bir vatana da sahipti Artik yapilacak sey, bu vatan sathinda Islâm cemâatini teskilatlandirmak, insanlarin birbirleri ile olan münâsebetlerini hak ölçüleri içerisinde düzenlemek ve hakkin hâkimiyetini saglayarak etrafa yaymakti Bunun için de bir devlete ihtiyaç vardi Peygamber Efendimiz bu ihtiyaci gayet iyi bildiginden, artik Medine'ye hicretin ilk günlerinden itibâren O'nun davet merhaleleri arasinda "devletlesme diye adlandirdigimiz safhayi gerçeklestirmek üzere çaba sarfetti Kurulus günlerini yasayan Islâm devleti'nin idâre merkesi, htikümet binasi, harp karargâhi vs gibi çok önemli hizmetler verecek olan Mescid'i insâ etti Mescide bitisik olarak bina edilen suffa, Islâm cemâatinin bütün Islâmî meselelerde egitildigi ve gerekli bilgilerin ögretildigi önemli bir egitim-ögretim müessesesi oldu Bu siralarda okunmaya baslanan ezan, sadece namaz vaktinin geldigini bildiren bir ilân degil, ayni zamanda Islâm hâkimiyetini âleme haykiran bir sembol ve siâr idi Komsu devletlerle münâsebetlerin tanzimi için henüz hicri birinci senede ilk sinir tespiti gerçeklestirilmis ve bu sinirlar içerisindeki müslümanlarin gücünü belirleme açisindan Hz Peygamber'in emri üzerine nüfus sayimi yapilmisti Ensâr'dan bir kisi ile muhâcirûn'dan bir kisinin bir araya getirilerek Islâm toplulugunun ikiser ikiser kardeslestirilmesi ameliyesi demek olan muâhât *, baska bir çok faydalari yanisira Islâm devleti'nin asil unsurunu olusturan müslümanlar arasinda tam bir kaynasma ve dayanisma sagliyordu Yine ayni senede hazirlanan anayasa, müslümanlari oldugu kadar Medine'de bulunan müsrikleri ve Yahudileri de kapsamina alarak Hz Peygamber'in devlet baskanligini bu gayri müslim azinliklara da kabul ettiriyor ve ayni ülkede yasayan vatandaslar olarak bu insanlar Islâm'in hakimiyet ve korumasi altina alinarak devlet açisindan güvenligin saglanmasi hedefleniyordu![]() Kaynak: Islam tarihi Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi… ”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
|
|
||||
|
PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN AHİR ZAMAN ALAMETLERİ HAKKINDA BİLDİRDİKLERİ Ahir zaman, kıyamet öncesinde dünya üzerinde yaşanacak olan bir dönemdir Peygamberimiz (sav)'in, ahir zamanda gerçekleşecek olan olaylarla ilgili pek çok haberi bize ulaşmıştır Bu olayların, içinde bulunduğumuz dönemde birer birer gerçekleşiyor olması Peygamberimiz (sav)'in mucizelerinden biridir (Detaylı bilgi için bkz Kıyamet Alametleri, Hz Süleyman, Ahir Zaman Alametleri ve Dabbetü'l Arz, Harun Yahya, Kültür Yayıncılık) Hz Muhammed (sav) kendi yaşadığı dönemden 1400 yıl sonrasında meydana gelecek olayları, sanki o dönemi izlemiş gibi detaylı olarak anlatmıştır![]() Kuveyt'de yanan petrol, insan ve hayvanlar arasında ölüme sebep olmaktadır Uzmanlara göre günde yarım milyon ton petrol duman olarak atmosfere karışmaktadır Her gün 10 bin tondan fazla is, kükürt, karbondioksit ve büyük miktarda, kanser yapıcı özelliği olan hidrokarbonlar bulut gibi körfez üzerinde asılı durmaktadırlar![]() ![]() Yalnız Körfez değil, onun şahsında dünya yanmaktadır 258- Ateşe verilen iki kuyu, Türkiye'nin bir günde çıkarabildiği kadar petrol veriyor ve dumanlar 55 km uzaklıktaki Suudi Arabistan'dan bile görülebiliyor 259- Körfez'de sönmeyen felaket haberleri: Kuveyt'te ateşe verilen yüzlerce petrol kuyusu alev alev yanıyor Uzmanların "söndürmek son derece zor" dedikleri petrol kuyularındaki yangının Türkiye'den Hindistan'a kadar olan geniş bir bölgeyi en az 10 yıl süreyle etkileyeceği bildiriliyor![]() Ateşe verilen petrol kuyularından çıkan alev ve dumanlar atmosferi devamlı kirletmektedir Kuveyt gündüzleri gece manzarası arz etmektedir Alevlerle birlikte yükselen füme rengi duman, Kuveyt semalarında sonbahardan kış mevsimine geçişi hatırlatıyor![]() ![]() Kuveyt'in tamamının yaşanılır hale gelmesi için en az bir senelik bir zamana ihtiyaç vardır Kilometrelerce uzaktan görülen alevlerle birlikte yükselen dumanlar, Kuveyt semalarını tamamen kaplayarak ülkeyi yaşanmaz hale getirmekte ve varlıklı olanlar Kuveyt'i terk etmektedirler 260Fitne, "insanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya hak ve hakikatten saptıracak şey, saval, azdırma, karşılık, ihtilaf, kavga" gibi anlamlara gelen bir kelimedir Hadiste bu fitnenin ardında toz ve duman bırakacağı belirtilir Ayrıca bu fitnenin "karanlık" olarak nitelendirilmesi, nereden geldiği belli olmayan, umulmadık bir olaya olduğuna işaret kabul edilebilir Bu açılardan bakıldığında söz konusu hadisin, 11 Eylül 2001tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nin New York ve Washington şehirlerinde meydana gelen, dünya tarihinin en büyük terör olayı olarak nitelendirilen saldırıya işaret etmesi muhtemeldir![]() AHİR ZAMAN ALAMETLERİ GÜNÜMÜZDE BİRBİRİ ARDINA GERÇEKLEŞMEKTEDİR Peygamber Efendimizden rivayet edilen hadislerde ahir zamanın ve Altınçağ'ın alametleri haber verilmiştir Günümüzde gerçekleşen olayları bu alametler ile kıyasladığımızda ise, ahir zamanın, içinde yaşadığımız dönem olduğunu gösteren ve aynı zamanda Altınçağ'ın gelişini müjdeleyen pek çok işaret görmekteyiz Şunu belirtmeliyiz ki, bu bölümde yer verdiğimiz hadislerde bildirilen işaretlerin bir kısmı 1400 yıllık İslam tarihinin herhangi bir döneminde, dünyanın belirli bir bölgesinde, belirli bir oranda görülmüş olabilir Böyle bir durum o dönemin ahir zaman olduğunu göstermez Zira bir devrin ahir zaman olarak nitelendirilmesi için kıyamet alametlerinin tümünün aynı çağda, birbirlerini izleyerek gerçekleşmesi gerekmektedir Bu durum bir hadiste şöyle ifade edilmiştir:"Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi "267 Ahir zamanın başlangıcı, hadislerde, fitnelerin çoğaldığı, savaş ve çatışmaların arttığı, dünya üzerinde çok büyük bir ahlaki yozlaşmanın baş gösterdiği din ahlakından uzaklaşıldığı bir kaos ortamı olarak tanımlanmıştır Söz konusu dönemde, dünyanın dört bir yanında doğal felaketler olacak, fakirlik hiçbir dönemde olmadığı kadar artacak, suç oranlarında çok büyük bir tırmanma görülecek, cinayetler ve katliamlar birbirini takip edecektir Ancak bu, ahir zamanın sadece ilk aşamasıdır; ikinci aşamada Allah insanlığı bu kaos ortamından kurtaracak, bolluk, bereket, huzur, barış ve güvenlik dolu bir yaşam ile kullarını nimetlendirecektir Peygamber Efendimizden rivayet edilen hadislerde ahir zamanın ve Altınçağ'ın alametleri haber verilmiştir Günümüzde gerçekleşen olayları bu alametler ile kıyasladığımızda ise, ahir zamanın, içinde yaşadığımız dönem olduğunu gösteren ve aynı zamanda Altınçağ'ın gelişini müjdeleyen pek çok işaret görmekteyiz Şunu belirtmeliyiz ki, bu bölümde yer verdiğimiz hadislerde bildirilen işaretlerin bir kısmı 1400 yıllık İslam tarihinin herhangi bir döneminde, dünyanın belirli bir bölgesinde, belirli bir oranda görülmüş olabilir Böyle bir durum o dönemin ahir zaman olduğunu göstermez Zira bir devrin ahir zaman olarak nitelendirilmesi için kıyamet alametlerinin tümünün aynı çağda, birbirlerini izleyerek gerçekleşmesi gerekmektedir Bu durum bir hadiste şöyle ifade edilmiştir:"Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi "267 Ahir zamanın başlangıcı, hadislerde, fitnelerin çoğaldığı, savaş ve çatışmaların arttığı, dünya üzerinde çok büyük bir ahlaki yozlaşmanın baş gösterdiği din ahlakından uzaklaşıldığı bir kaos ortamı olarak tanımlanmıştır ![]() |