
04-10-2008
|
 |
Bayan Üye
|
|
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 1.492
|
|
Kasım bin Muhammed
Kasım bin Muhammed hazretleri, tabiinin büyüklerinden ve Medine'de yetişen ve kendilerine "fukaha-i seb'a" adı verilen yedi büyük âlimden biridir Silsile-i aliyye denilen büyük âlim ve velilerin üçüncüsüdür
Babası Muhammed, Hz Ebu Bekir'in oğludur İmam-ı Zeynelabidin ile de teyze çocuklarıdır Babası şehid edilip küçük yaşta yetim kalınca, halası Hz Âişe validemizin yanında büyüdü Eshab-ı kiramdan birçoğuna yetişmiş ve onlardan ilim öğrenip başta halası Hz Âişe, Ebu Hüreyre, ibni Abbas ve ibni Ömer gibi meşhur sahabilerden hadis-i şerif rivayetinde bulundu Tasavvuf ilminde mütehassıstı Vera ve takvada eşi ve benzeri yoktu
Resulullah efendimiz, tasavvuf ilminin bu yüksek marifetlerinin hepsini, bu zatın dedesi olan Hz Ebu Bekri Sıddık'ın kalbine akıttı O, ruh ilminde de bir mütehassıs oldu
Hz Ebu Bekri Sıddık da Resulullahtan aldığı bu feyizleri, Eshab-ı kiramdan Selman-ı Farisi'nin kalbine akıttı Ruhu yükselten ve onu besleyen bu marifetlere, Muhammed bin Kasım da, Selman-ı Farisi'nin sohbetlerinde bulunarak yetişip bir ruh mütehassısı olmuştu
Silsile-i aliyye büyüklerinin dördüncüsü olan imam-ı Cafer-i Sadık da, Kasım bin Muhammedin sohbetinden feyz aldı
Hadis ve fıkıh ilminde zamanının en yükseğiydi İlimde ve takvada eşine rastlanamayacak bir yüksekliğe erişmişti Çok hadis-i şerif nakletti İlmi herkes tarafından takdir edilirdi Ömer bin Abdülaziz; "Eğer birini yerime halife seçmem gerekseydi, Kasım'ı seçerdim" buyurmuştur
Dini meseleler hakkında çok hassas davranır, ancak açık olanları hakkında fetva verirdi Her sabah Mescid-i Nebi'ye gelir, iki rekat namaz kılar, sonra Resulullahın minberi ile kabri arasına oturur, kendisine sorulan meselelere fetva verirdi Mezhep imamlarımızdan Malik bin Enes de onun hakkında: "Kasım, bu ümmetin, fakihlerindendi" buyurmuştu
Kendisi anlatır:
"Bir gün halam Hz Âişe'nin yanına vardım Ona; "Anacığım (Halacığım), beni Peygamber efendimizin kabri şerifine götür!" dedim Bunun üzerine bana Hücre-i Saadeti açtı Üç kabir gördüm Pek yüksek olmadıkları gibi, pek yerle beraber de değillerdi Üzerlerine kızılca çakıl taşları dökülmüştü Peygamber efendimizin şerefli kabri hepsinden ilerdeydi Hz Sıddık'ın başı, Fahr-i kâinat hazretlerinin mübarek sırtı hizasında, Hz Ömer'in başı da Resulullah efendimizin ayağı hizasındaydı "
Mekke ile Medine arasında Kudeyd denilen yerde 725 senesinde vefat etti Vefatından önce gözlerini kaybetti Öleceğini anlayınca oğluna: "Benim üzerimde bulunan şu elbiselerim kefenim olsun" dedi O esnada üzerinde gömlek, peştamal ve cüppe vardı Oğlu; "Babacığım bunu iki katına çıkarsak olmaz mı?" diye sordu Oğluna buyurdu ki: "Dedem Ebu Bekir de böyle üç parça bir kefene sarılmıştı Bizim için ölçü onlardır Bu kadarı kâfi, sonra dirilerin yeni giyeceklere ölülerden daha çok ihtiyacı var "
Güzel sözlerinden birisi şöyledir:
Bizden önce yaşayan büyüklerimiz, başa gelen musibetleri güzellikle karşılamayı, kendilerine verilen nimetleri de alçak gönüllülük ederek almayı severlerdi
Haykırmak istersin sesin kısılır,Yalvarırsın ama kimse seni istemez…İşte o zaman hayatın anlamını anlayacaksın…Ve o günün gelmesi için diz çökeceksin…Sen de gölge olacak bir bedene saplanacaksın,Ve kabus olacak her saniyen…Tıpkı benim sen senin de ben olman gibi… ”…Şimdi Günahlarım Yıkıyor Bedenimi…”
|