GuncelMekan.com

Güncel Mekan

Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

TÜRK DİLBİLGİSİ ve KURALLARI

Genel Kültür icinde TÜRK DİLBİLGİSİ ve KURALLARI konusu , TÜRK DİLBİLGİSİ ve KURALLARI İÇİNDEKİLER - DİL NEDİR - LEHÇE NEDİR - ŞİVE NEDİR - TÜRK DİLİ'NİN GEÇMİŞİ ve ADIM ADIM MODERN TÜRKÇE - SES, HARF VE ALFABE - TÜRKÇENİN ...

Geri git   GuncelMekan.com >
..:: Eğitim & Kültür & Güncel Köşe ::..
> Eğitim Köşesi > Genel Kültür

Anlık İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 07-27-2008
Usta Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 2.007
BLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud of
Standart TÜRK DİLBİLGİSİ ve KURALLARI


TÜRK DİLBİLGİSİ ve KURALLARI







İÇİNDEKİLER




- DİL NEDİR
-LEHÇE NEDİR
-ŞİVE NEDİR
- TÜRK DİLİ'NİN GEÇMİŞİ ve ADIM ADIM MODERN TÜRKÇE
- SES, HARF VE ALFABE
-TÜRKÇENİN SES ÖZELLİKLERi
-_BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU
-_KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU
-_ÜNSÜZ UYUMU
-_ÜNLÜ-ÜNSÜZ UYUMU
- TÜRKİYE TÜRKÇESİNDEKİ SES OLAYLARI
- TÜRKÇENİN HECE YAPISI VE HECE ÇEŞİTLERİ
- KELİME (SÖZCÜK)
- KELİMEDE ANLAM
- KELİMELER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ
- DOLAYLAMA
-YANSIMA Sözcükler
-İKİLEMELER
-AD AKTARMASI
-ATASÖZÜ
-ÖZDEYİŞ (VECİZE)
- SÖZCÜK TÜRLERİ
- EKLER ve SÖZCÜK YAPISI
- İSİM TAMLAMALARI
- SIFATLAR (ÖN AD)
- ZARFLAR (BELİRTEÇ)
- ZAMİRLER (ADIL)
- FİİLLER
- _ FİİL ÇATISI
- _ FİİLLERDE KİP
-_FİİLLERDE ZAMAN
- _ EK-FİİL
- EDATLAR (İLGEÇ)
- BAĞLAÇLAR
- ÜNLEMLER
- CÜMLE BİLGİSİ
-_KELİME GRUPLARI
-_CÜMLE (TÜMCE)
- _ CÜMLENİN ÖĞELERİ
- _ CÜMLENİN ÖĞELERİYLE İLGİLİ GENEL ÖZELLİKLER
- _ CÜMLENİN ÖĞELERİNİ BULURKEN GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMASI GEREKEN HUSUSLAR
- _ CÜMLE ÇEŞİTLERİ
- YAZIM KURALLARI
- _ YAZIM YANLIŞLARI
_ BAZI KELİME VE EKLERİN YAZILIŞI
_ BİRLEŞİK KELİMELERİN YAZILIŞI
_ BÜYÜK HARFLERİN KULLANILDIĞI YERLER
_ DEYİMLERİN, İKİLEMLERİN VE ALINTI KELİMELERİN YAZILIŞI
_ SAYILARIN YAZILIŞI
_ YABANCI ÖZEL ADLARIN YAZILIŞI
_ DÜZELTME İŞARETİ
- _ KISALTMALAR
- _ NOKTALAMA İŞARETLERİ 1 ( , ; : )
- _ NOKTALAMA İŞARETLERİ 2 ( ? " ! - _ / "" () '' [] ' )
- _ ANLATIM BOZUKLUKLARI




Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 07-27-2008
Usta Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 2.007
BLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud of
Standart

DİL NEDİR ?

Çok geniş anlamıyla dil, düşünce, duygu ve güdüleri, doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracıdır Bu tanım bütün canlıların kendi aralarındaki bildirişimlerle ilgili işaret sistemlerini olduğu kadar, insanlar tarafından doğanın ve eşyanın ortak kalıplar halinde manalandırılması olgularını da kapsamaktadır

İnsan anlatım ve bildirişim için ya hareket eder (jest), ya da ses çıkarır (konuşma) ya da belirli işaretler çizer (yazı) Konuşma dili, yazı dili, hareket dili, insan dilinin üç ayrı görüntüsüdür


LEHÇE NEDİR ?


Lehçe ya da Diyalekt, bir dilin belli bir coğrafî bölgedeki insanlar tarafından konuşulan çeşididir

Bir dilin tarihi, bölgesel, siyasi sebeplerden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu, diyalekt Kırgız Lehçesi, Kazak Lehçesi vb

Lehçe kendi kelime dağarcığı ve grameri olan sözel (sözlü veya işaretli olan ama mutlaka yazılı olmayabilen) bir iletişim sistemidir; ağız da denmektedir Diyalektle uğraşan ilim kolu ise diyalektoloji olarak adlandırılır Lehçeyi konuşan kişilerin sayısı ve bölgenin büyüklüğü değişir Bu yüzden geniş bir bölgede pek çok lehçe olabileceği gibi o lehçelerin konuşulduğu daha küçük bölgelerde de başka lehçeler olabilir


ŞİVE NEDİR ?


Şive: Konuşma tarzı Aksan Bir dilin bölgesel söyleniş tarzı

Bir dil veya lehçenin daha az konuşma farkları gösteren ve bölgeden bölgeye veya şehirden şehire değişebilen küçük kollarına denir

Şivenin sebepleri fonetik ve morfolojik, folklorik farklılıklardır Bir şivede en eski dil yapılarından, komşu dillerden öğeler bulunabilir Coğrafik şartlara göre halkın gırtlak yapısı eski dilin seslerine aşina olabilir

Gitmek örneğinde:
-Karadeniz: cideyrum
-Ege: gidiyom
-Trakya: gitcem, örneklerindeki gibi

Lehçe ile şive karıştırılmamalıdır
Lehçe, bir anadilin koludur Türkçenin belli başlı şiveleri Ege, Orta Anadolu, Trakya, Karadeniz, Rumeli, Doğu, Güneydoğu ağızlarındadır

Şivelerde dilbilgisi kuralları yoktur Bölge kültürünü, yöre özelliklerini taşır Dilde, özellikle konuşma dilinde tekdüzeliği kaldıran, empati uyandıran bir yanı vardır Sakıp Sabancı merhum, şivesini hiç değiştirmemiş, bir şive simgesidir




TÜRK DİLİ'NİN GEÇMİŞİ ve ADIM ADIM MODERN TÜRKÇE


Türk dili, Ural-Altay dil grubuna dahil olup, Moğol, Tunguz, Kore ve Japon dillerinin de yer aldığı Altay dilleri ailesi veya Altay dilleri topluluğuna mensuptur

Yapı bakımından Altay dilleri ailesine giren bütün dillerde olduğu gibi, Türkçe de eklemeli (mülâsık = yapışkan) dillerdendir

İlk devreleri karanlık olmakla birlikte elde bulunan vesikalar ve Çin kaynaklarının verdiği bilgiler, Türk dilinin geçmişinin, tarih öncesine gittiğini göstermektedir Ancak, Türkçe derli toplu metinler, Yenisey-Orhun mezar taşları ile ele geçmiştir Bilhassa Orhun Âbideleri'nde işlenmiş bir Türkçe ile karşılaşılması, Türklüğün kendine has alfabe sistemi, dil ve tarih şuurunun bulunmasına bakılırsa, Türk dilinin tarih itibariyle daha eski zamanlara götürülebileceği fikrini vermektedir Zaten bu sahanın âlimleri, Orhun Âbidelerindeki işlenmiş ve gelişmiş Türkçe'ye bakarak, dilin tarihî devrelerini, milattan önceki devirlere çıkarmaktadırlar Şimdiye kadar Rusya ve Çin sınırları içinde bulunması, yapılacak kazıları imkânsız kıldığından, Türk dilinin eskiliği meselesi şimdilik bu kadar aydınlatılmıştır Esik, Kurgan vs gibi kazılar da zaten Ruslar tarafından yapılmaktadır Aydınlatıcı bilgiler, bu itibarla sınırlı olmaktadır Ancak, bundan sonraki çalışmalar, Türk dili için ümit verebilir

Geçmişiyle birlikte Türkçe;

- Altay
- En Eski Türkçe
- İlk Türkçe
- Eski Türkçe
- Orta Türkçe
- Yeni Türkçe ve
- Modern Türkçe devri olmak üzere yedi ana devrede ele alınmaktadır

Altay devri; Türk-Moğol dil birliğini meydana getirmekte olup, Türkçe'nin Moğolca ile ayrılmaya başladığı veya bir olduğu devirdir Kısaca bu devir, Türk ve Moğol dillerinin ana kaynağını teşkil etmektedir


Proto-Türkçe de denilen En Eski Türkçe devriyle İlk Türkçe devirleri hakkındaysa kesin bilgi bulunmamakta ve Türk dilinin bu devreleri karanlık kalmaktadır Ancak Türkçe'nin milattan önceki ve milattan sonraki 1000 yıla yakın bir zamanı, bu devrenin içindedir Bu devrin temsilcisi Hunlar olup, haklarındaki bilgiler, derme çatma ve dağınık da olsa, Çin kaynaklarından elde edilmektedir


Eski Türkçe devri; Göktürkler'in tarih sahnesine çıkmasıyla başlamıştır (536) Kağanlığı, Türk dilli milletlerin teşkil ettiği Doğu Göktürk Devleti, 630 yılında; Batı Göktürk Devleti ise 659 yılında, Çin idaresine geçmiştir Bu esaretten ve durgunluktan sonra, İkinci Göktürkler, Kutlug Kağan ve Vezir Tonyukuk�un önderliğinde bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır 682 yılından sonra olan bu ikinci silkiniş ve kuruluş devrinde, Eski Türkçe eserler yazılmıştır Geçmişin musibetlerinden ve tecrübesizliklerinden, gelecek nesillerin ders almasını ve Türk milletinin yok olmamasını, düşmanın tatlı sözüne ve yumuşak hediyelerine aldanılmamasını isteyen vezir ve kağanlar kendi ağızlarından, Orhun Âbideleri diye adlandırılan tarihî eserleri miras bırakmışlardır

Kendilerine has bir alfabeyle yazılan Orhun metinleri, taşlar üzerine kazılmıştır Âbideler, Vezir Tonyukuk, Bilge Kağan ve Kültigin adına dikilmiş olup, kullanılan dil, bir hayli işlek ve açıktır Bilhassa Bilge Kağan Âbidesinde Türkçe, sanat kabiliyetini de sergilemiş ve alabildiğine gür bir hitabet dili kullanılmıştır
Eski Türkçe devrinin belgeleri yalnız Göktürklerden kalan tarihî miras değildir Bu devre, Uygur Türkleri'nin de katkısı vardır Yalnız Uygur metinleri daha çok dinî olup, Türk dilinin Uygurlara ait kısmı, Budizm, Mani, Nesturî vs gibi dinlere aittir Uygurlar, önceleri Göktürk yazısını kullanmakla birlikte daha sonra bu millî alfabeyi terk etmişler ve Soğdlar tarafından kullanılan Uygur alfabesini almışlardır Bu alfabe, Türkçe'nin seslerini karşılamak yönünden Göktürk alfabesine nispetle fakirdir Ancak her iki alfabenin müşterek tarafı, İslâmî Türk yazısında olduğu gibi, sağdan sola okunup yazılmasıdır Bir de Uygur alfabesinde harfler birleşebilmektedir Uygur harfleri ayrıca Moğollar tarafından da kullanılmıştır Ancak Uygurların Manihey yazısını da kullandıklarını belirtmek gerekir Göktürk yazısını ise, tarihte yalnız Göktürkler kullanmışlardır
Eski Türkçe'yi gerek Göktürk, gerekse Uygur Türklerinin bıraktığı eserlerden takip etmekteyiz


Orta Türkçe devrinde Türklük dünyası, yeni bir medeniyete açılmış ve Türkçe, İslâm dünyası içinde yer almıştır Türklük, bu devre kadar çeşitli dinlere girmiş çıkmış olmakla beraber, hâlâ bir arayışın içindedir O, tabiatına en uygun dinin nihayet İslâmiyet olduğunu anlamış; onuncu asrın başlarında Karahanlılar'ın kurduğu devlet sayesinde yeniden toparlanmış, Satuk Buğra Han'ın (ölm 992) da 950 yılında bu dini kabulüyle, İslâmî inanç içindeki yerini resmen almış ve tarih boyunca üzerine düşen vazifeyi hakkıyla yapmıştır
Bu bakımdan, Orta Türkçe devresine giren eserler, pek azı müstesna, ana kaynak olarak verilen Türk âdet ve örfleri yanında İslâmîdirler Türk dili de bu medeniyete geçişle, artık yeni kelimelere açılmıştır Bu devrin dil yadigârlarının ilki Kutadgu Bilig ve Dîvânü Lügâti�t-Türk�tür Yûsuf Has Hacib, Kutadgu Bilig�i ile Türkçe'nin bu devirdeki kabiliyetini ortaya koyarken, Kaşgarlı Mahmud da Dîvânü Lügâti�t-Türk adlı eseriyle baştan başa Türkçe'yi, şive ve ağızlarına kadar incelemeye çalışmış ve bu sahada ilk defa eser yazma şerefini kazanmıştır


Orta Türkçe devrinin içinde yine 13 yüzyıldan sonra, batıda Osmanlı; kuzey ve güneyde Kıpçak; doğuda ise Çağatay Türkçesi yer almaktadır Bu Türk şîvelerinde, Orta Türkçe devrinde pekçok eser yazılmış, bilhassa Kıpçak ve Çağatay Türkçesi sahalarında, dille ilgili olan, gramer ve lügat kitaplarına geniş yer verilmişti Çağatay Türkçesi, eserlerini bilhassa 15 yüzyıla doğru Semerkand ve Herat gibi kültür merkezlerinde vermiştir


On beşinci yüzyıldan sonra, Orta Türkçe, yerini Yeni Türkçe devresine bırakmıştır Türkçe'nin bu devresi, 20 yüzyıla kadar sürmüştür Bu devirde Türklüğün tek bir alfabe sistemi vardır Bütün Türk dünyası, İslâmî Türk alfabesini kullanmakta ve bu alfabeyle anlaşma gayet kolay olmaktaydı Bu devir Türkçesi, en büyük dil yadigârlarını Osmanlı Türkçesi'yle vermiştir Ancak, Türkçe'nin dış ve iç yapısı yönünden pek fazla değişmeye başlaması, bu devirde dilde çeşitli akımların doğmasına sebep olmuştur


Türk yazı dili: Türkçe, yazılı edebiyata geçerken Arap, Fars, Çin, Yunan vs gibi belli başlı dillerin dışında pekçok batı dili, henüz yazılı edebiyata geçmemiştir Fransız edebiyatı 14, Rus edebiyatı 11, İspanyol edebiyatı 12, İtalyan ve Alman edebiyatları 13, İngiliz edebiyatı ise 15 yüzyıldan sonra yazılı edebiyata sahiptirler Dolayısıyla yazı dillerinin ortaya çıkması da Türkçe'den bir hayli sonradır

Türkçe'nin devrelerinden bahsederken, Türk dilinin ilk yazılı vesikalarının Eski Türkçe devrinde olduğu zikredilmişti Eski Türkçe, Türklüğün, 11 yüzyıla kadar devam eden tek yazı dilidir Eski Türkçe'den sonra batıya yapılan göçler ve yeni kültür merkezlerinin teşekkülüyle Türkçe, çeşitli bölgelerde farklılıklar göstermeye başlamıştır Kaşgarlı Mahmud, bu hususta Dîvân�ında ilk bilgi veren dil âlimlerinden ve araştırıcılardandır

Eski Türkçe'den sonra Türk yazı dili, Batı ve Kuzey-Doğu Türkçesi olmak üzere iki ana kola ayrılmıştır Orta Türkçe devresinde görülen bu ayrılma, batıda Osmanlı ve Âzerî Türkçesi'ni ortaya çıkarırken, Kuzey-Doğu Türkçesi de; kuzeyde Kıpçak, doğuda Çağatay Türkçesi'ni meydana getirmiştir Bunlardan Osmanlı Türkçesi, Türklüğün uzun ömürlü ve kesintisiz olan, en büyük yazı dilidir Yerini, 1908�den sonra Türkiye Türkçesi'ne bırakmıştır Batı Türkçesi'nin doğu dairesini meydana getiren Âzerî Türkçesi ise, şifahî edebiyatın ve şiir an�anesinin tesiriyle varlığını sürdürmüştür Çağatay Türkçesi de yerini Modern Özbek Türkçesi'ne bırakmakla birlikte, Doğu Türkçesi'ni bugün; Kazak, Kırgız, Özbek vs temsil etmektedir Doğu Türkistan�ın dili olan Modern Uygur Türkçesi de aynı daire içinde yer almaktadır

Batı Türkçesi'nin doğu kolu olan Âzerî Türkçesi ise, önceleri Tebriz ağzına dayanmakla birlikte sonraları Bakü ve Karabağ ağızlarının yayılmasıyla üçlü bir kültür merkezine sahip olmuştur Bakü ve Karabağ, bu şîvenin Kuzey; Tebriz ve İran kısmı da Güney dalını meydana getirmektedir Bu ayırma, daha çok Âzerî Türklüğünün siyasî parçalanmaya tâbi tutulmasıyla ortaya çıkmıştır Bölgede fırsat ele geçince istiklâl ilan eden bazı hükümetler, hemen Türkçe tedrisata başlamışlar ve Türkiye�den öğretmenler getirerek dil birliğine yönelmişler, ancak bu hareketler, İran ve Rusya�nın işbirliğiyle yok edilmiş, zaman zaman bu işbirliğinin içine İngiltere de katılmıştır

Türkçe'nin Ana Türkçe'ye bağlı olan iki lehçesi daha vardır Bunlar; Çuvaş ve Yakut lehçeleridir Ana Türkçe'de birleşen bu lehçeler; yukarıda sözü edilen şîvelerden ayrı bir yol takip ederek, tarih boyunca günümüze kadar gelmişlerdir Bunlardan Çuvaşça, Türk-Moğol dil akrabalığının ve birliğinin aydınlatılmasında köprü vazifesi gören mühim bir lehçedir Fikir ve düşünce itibariyle asıl Türklükten ayrılmayan bu lehçe, kendine mahsus ayrı bir yol takip etmiştir Bugün, anlaşılmaz bir durum arz etmektedir Zaten lehçe; bir dilin, bilinmeyen bir zamanda, kendisinden ayrılan ve anlaşılmayacak kadar farklılıklar gösteren koluna denmektedir

Türk dili, bütün bu târihî devreler ve yazı dilinin gelişmesi içinde çeşitli kültürlerin ve dillerin tesirinde kalmıştır Bu yüzden de dilde bazı cereyanlar ortaya çıkmıştır Bunların başlıcası Türkçecilik cereyanıdır
Türk Dili, tarihî devirler içinde, yalnız Göktürk Türkçesi'nde açıklık göstermektedir Ancak bu zamandan sonradır ki Türkçe, Uygurlar zamanında ve İslâmî devreye geçildiği zamanlarda, Türk milletinin çeşitli medeniyet ve dinlerle karşılaşmasının sonucu, yabancı dillerden pekçok kelime almıştır Eski Türkçe devresinde bu durum daha çok, Soğdca'dan gelmiştir Tercüme edilen Brahma, Mani ve Buda metinleri, yeni fikir ve mefhumları karşılamak için, din kültürünün kelimelerini de beraberlerinde getirmişlerdir

İslâmî devre içinde de aynı durum görülmektedir Bu zamanda Türk dünyası, bütün gönlünü İslâmiyet'e açtığı gibi, dilimiz de pekçok kelimeyi almaktan çekinmemiştir Fakat bu durum, Kaşgarlı Mahmud�la başlayan bir cereyanı da doğurmuştur Türkçe, yalnız İslâm medeniyeti içinde değil, komşu bulunduğumuz ve devlet içinde yer alan kavim ve milletlerin dillerinden de pekçok kelime almıştır Tanzimat'tan sonra bile, batıya açılmamızla batı menşeli kelime ve gramer şekilleri, gitgide Türkçe'de yer etmiştir Bu durum, hangi devirde olursa olsun dilin iç ve dış tarihi yönden başka dillerin tesiri altında kalmasına sebep olmuş ve tarihte Türkçecilik cereyanını doğurmuştur

Kaşgarlı Mahmud ile başlayan dil şuuru, Türkçecilik cereyanının çeşitli şîvelerde nüvesini teşkil etmiş ve müelliflerle şairler, Türkçecilik cereyanını başlatmışlardır Bu durum, Karamanoğlu Mehmed Bey gibi bazı beylerde Arapça ve Farsça'ya karşı, Türkçe'nin devlet dili olması için bir tepki şeklinde doğmuş, bazı müelliflerde sadece Türkçe yazmak arzusu ile ortaya çıkmış; bazı şâirlerdeyse Türkçe'nin işlenmesi ve gramer düşüncesiyle gerçekleştirilme yoluna gitmiştir Fakat asıl istek, 13 ve 15 yüzyıllarda, beyliklerin desteği ve teşvikiyle olmuştur Osmanlı, İsfendiyar ve Aydınoğullarında görüldüğü gibi, beyler, eserleriyle bu cereyana katılmışlardır Ayrıca Karamanoğlu Mehmed Beyden önce 13 yüzyıl başlarında, Selçuklu sarayında Türkçe yazan şairler vardır Ahmed Fakih ile Hoca Dehhânî bunlardandır

Arapça ve Farsça'dan ayrılmanın imkânsız olduğunun, mensubu bulunduğumuz İslâm inancı ile bilinmesini isteyen bazı müellif ve şairler de, Türkçe'yi bu dillerden alınacak kelimelerle işleyip, çeşni ve halâvetine kavuşturmak istemişlerdir Şunu da belirtmek lâzımdır ki, Türkçe, sadece başka dillerden kelime almamış, en azından aldığı kadar da başka lisanlara kelime vermiştir
Anadolu sahasında ilk Türkçecilik cereyanını başlatanlar, 14 asırda, Gülşehrî, Âşık Paşa, Kadı Darir, Şeyhoğlu Mustafa, Hoca Mesud gibi şahsiyetlerdir Bu halkaya 15 yüzyılda İkinci Murad Han, Devletoğlu Yûsuf, Sarıca Kemâl, Aydınlı Visâli, 16 asırda ise Tatavlalı Mahremî ve Edirneli Nazmî eklenmişlerdir Hatta 16 yüzyılda gözle görülen bu akıma, şuarâ tezkirelerinde yer verilmiş, daha sonra Türkî-i Basit Cereyanı diye adlandırılmıştır
Doğu Türkçesi'ndeyse bu cereyan, Timur Han'da nüvesini bulmakla birlikte, asıl, Türkçe âşığı bir hükümdar olan Hüseyin Baykara ve mektep arkadaşı Ali Şîr Nevâî�de şahsiyetini bulmuştur Hüseyin Baykara, bu hususta bir ferman çıkarırken, Ali Şîr Nevâî de Türkçe'nin üstünlüğünü ispat yoluna gitmiş ve onun kudretli bir dil olduğunu göstermek için pekçok eser yazmıştır Hüseyin Baykara'nın ise Türkçe Dîvân'ı vardır

On yedinci yüzyılın ikinci yarısında bu fikre sahip çıkan, Nâbî'dir On sekizinci asırda Sâdi Çelebi, mahallîleşme cereyanının temsilcisi olan Nedim, 19 yüzyılda Padişah İkinci Mahmud Han ve Vakanüvis Esad Efendi de aynı fikirden hareket etmişler ve bu hâl, Tanzimat'a kadar gelmiştir Tanzimat'tan sonra Namık Kemal, Ali Süâvi, Ahmed Midhat Efendi, Şemseddin Sâmi, Muallim Nâci, işi ilmî ölçüler içinde halletmek için, çeşitli fikirler ileri sürmüşlerdir
Bundan sonra, artık, dilde iki düşünce vardır: Bunlardan birisi; ilmî ölçüler içinde Türkçe'ye sahip çıkmak; diğeriyse tasfiyecilik denilen dili fakirleştirme cereyanıdır Bunlardan birinci fikre, Türk Derneği mensupları ile Selânik�te Genç Kalemler sahip çıkmışlardır Türk Derneği 'kullanılacak lisânın, en sâde Osmanlı lisânı olacağını' söylerken, Genç kalemlerse konuştuğumuz İstanbul lisanını istemektedir Türk Derneğinin görüşlerine Necip Âsım; genç Kalemlerinkine de Ali Cânib, Ömer Seyfeddin ve Ziya Gökalp üçlüsü önderlik etmişlerdir
Cumhuriyet devrinde, bir ara denenen, Türkçe olmayan bütün kelimeleri dilden atmak şeklinde özetlenen ve Tasfiyecilik olarak isimlendirilen hareket, ortaya çıkan vahim neticeleri sebebiyle terk edilmiş ve 1936 yılından sonra tasfiyecilik hareketlerine, kesinlikle iltifat edilmemiştir Hattâ Atatürk, Türkçe'nin eskiliği ve başka dillerin kaynağı olduğu tezinin neticesi olarak, Güneş-Dil Teorisini ortaya atmış ve yabancı olduğu söylenen her kelimenin Türkçe olduğunu kabul etmiştir Bu durumda 'Hangi dilden gelirse gelsin Türk Milletinin konuştuğu her kelime Türkçe'dir' hükmü ortaya çıkmıştır

Atatürk'ün ölümünden sonra ise, tasfiyecilik, yalnız dildeki kelimeleri atmakla kalmamış, ilim tanımaz bir yola da sapmıştır Türkçe'nin kendi kaide ve kanunlarına bile ehemmiyet verilmemiş ve pekçok kelime uydurulmuştur Bu hareket, Türk Dil Kurumu'nun önderliğinde olmuştur Kurum, ilim dışı bir yol takip ederek, pekçok dil âlimini bünyesinden uzaklaştırmış, halk ağzından derlenen kelimeleri, Türk yazı diline mal edememiş ve bu işi siyasî devrimcilere bırakmıştır 12 Eylül 1980'e kadar süregelen bu hareket, sonunda durdurulmuştur

Konuşulduğu saha 19878368 km2 olan Altay dillerinin % 55,11'ini Türklerin yaşadığı yerler meydana getirmektedir Türklerin yaşadığı saha, Avrupa kıtasından büyük olup, 10955840 km2'yi bulmaktadır Bu sahanın büyük bir kısmı, Asya topraklarındadır Dağılan SSCB'nin % 37'sini teşkil ederken, halen Çin topraklarının da % 18'inde Türkler yaşamaktadır Bunun dışında Afganistan, İran ve Eski Osmanlı topraklarında ve Kıbrıs'taki Türklerin nüfusu, büyük bir yekûn tutmaktadır

Türklüğün bu dağınıklığı, eski çağlardan beri böyle olup, geniş vatanda yerleşmeleri ve pekçok kültür merkezleri meydana getirmeleri, Türkçe'nin pek fazla kardeşlenmesine sebep olmuştur Aynı dilin, bu kadar coğrafya içinde bölgelere göre çeşitli kollarının teşekkül etmesi, bu sahayla uğraşan âlimleri, Türk şîvelerinin tasnifi gibi güç bir problemin içine atmıştır Bu meseleyle ilk karşılaşan, Kaşgarlı Mahmud olmuştur Bugün Türk şîvelerinin tasnifi üzerinde çalışan pekçok Türkolog mevcuttur



Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 07-27-2008
Usta Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 2.007
BLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud of
Standart

SES, HARF VE ALFABE


Akciğerlerden gelen havanın ses yolunda meydana getirdiği titreşime ses denir Ses, dili oluşturan en küçük birimdir Harf ise sesin yazıdaki karşılığıdır

Bir dildeki harflerin belirli bir sıraya dizilmiş bütününe alfabe denir

Türk alfabesi, Latin harfleri esas alınarak 1XI1928 gün ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun ile kabul edilmiştir Bu Kanun’a göre, Türk alfabesinde 29 harf bulunmaktadır
*

Türk alfabesindeki harflerin sıra sayıları, adları, kitap ve el yazısı biçimleri ile kodları
**aşağıda belirtilmiştir:






* Kanun’da önce “i” sonra “ı” belirtilmişse de yaygın ve yerleşmiş olan sıraya göre önce “ı” sonra “i” gelmektedir

** Türk Kodlama Sistemi, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak TDK İmla Kılavuzu Çalışma Grubu tarafından 8 Ocak 2004 günü belirlenmiş ve TSE tarafından Nisan 2005/TS 13148 numaralı belge ile ölçünlü (standart) hâle getirilmiştir




Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 07-27-2008
Usta Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 2.007
BLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud of
Standart

TÜRKÇENİN SES ÖZELLİKLERİ


Türk alfabesindeki harfler,gösterdikleri seslerin ağızdan çıkışına göre "ünlü" (sesli) ,"ünsüz" (sessiz) diye ikiye ayrılır

ÜNLÜ HARFLER

1 Türkçede 8 ünlü harf vardır: "a, e, ı, i, o, ö, u, ü"
Bunlar ağızdan çıkış drumlarına göre,


a) Kalın-ince ünlü: Ünlü,dil ağızda geriye doğru çekilerek çıkmışsa kalın ünlü adını alırBunlar "a, ı, o, u" ünlüleridir

Ünlü,dil ağızda öne doğru bir durum alarak çıkmışsa ince ünlü adını alır Bunlar "e, i, ö, ü" ünlüleridir


b) Düz-yuvarlak ünlü: Ünlü,ağızdan çıkarken dudaklar düz durumdaysa düz ünlü adını alır Bunlar "a, e, ı, i" ünlüleridir

Ünlü, ağızdan çıkarken yuvarlak bir durum alıyorsa yuvarlak ünlü adını alır Bunlar "o, ö,u, ü" ünlüleridir


c) Geniş-dar ünlü: Ünlü,ağızdan çıkarken çene açıksa ünlüler geniş ünlü adını alır Bunlar "a, e, o, ö" ünlüleridir

Ünlü ağızdan çıkarken çene daha az açılıyorsa ünlüler dar ünlü diye adlandırılır Bunlar "ı, i, u, ü" ünlüleridir

Türkçeyi diğer dillerden ayıran özelliklerin başında ses uyumları gelir Türkçede dört çeşit ses uyumu vardır:

1- BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU (Kalınlık-incelik, artlık-önlük uyumu)

Sözcükteki tüm ünlülerin kalınlık ve incelik bakımından gösterdiği uyumdur

* Bir sözcüğün ülk ünlüsü kalınsa öteki ünlüleri kalın, ilk ünlüsü ince ise sonrakiler de ince olur
anlayışınızdan, soyunuz; sevgisiyle, güzelliğinizden

* Büyük ünlü uyumu yalnızca Türkçe sözcükler için geçerlidirKimi kuraldışı durumları da vardır
anne (ana) , kardeş (karındaş), elma (alma), helva (halva) sözcükleri TürkçedirBu durum, bu sözcüklerin incelmesinden kaynaklanır

* Tek heceli sözcüklerde bu uyum aranmaz (tok,gel,bak )
* Yabancı sözcükler bu uyuma uymaz
çiroz,telefon,edebiyat,sosyoloji,televizyon,aferin ,meydan,kıyafet

*Bileşik sözcüklerde çoğunlukla bu uyum aranmaz
yapıvermek,gecekondu,ilkokul,açıkgöz,külbastı

Eklerde Büyük Ünlü Uyumu

Ekler eklendikleri sözcüklerin ünlülerine göre uyum sağlar
Eklerin inceliği ve kalınlığı köke göre değişir,incelir,kalınlaşır

Örn: defter-ler, kapı-lar, sıra-lar

NOT:
* Türkçe olmayan sözcüklere gelen ekler, son ünlüye göre uyum gösterirler
Örn: Kalem-ler, cüzdan-lar,kitap-lık,kalem-lik

* Kimi ekler,büyük ünlü uyumuna uymaz

-yor : isti-yor (iste-yor değil) Ulama eki alır
oturu-yor, arı-yor
-leyin: sabah-leyin (sabah-layın değil)
-ki: akşam-ki (akşam-kı değil)
bazı sözcüklerde yuvarlaklaşır dünkü,öbürkü
-gil: Hasangil (Hasan-gıl değil)
-ken: uyurken (uyur-kan değil)
-ımtrak: yeşilimtrak yeşil-ımtrak değil) Bu ekin yalnız i ünlüleri değişir Mor-umtrak
-deş: kardeş (kar-daş değil)



2- KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU (Düzlük-yuvarlaklık uyumu)

Ünsüzlerin düzlük-yuvarlaklık,darlık-genişlik bakımından uyumudur

* Düz ünlülerden sonra düz ünlüler gelir
kapıcı,pencere,sıralamak
* Yuvarlak ünsüzlerden sonra düz-geniş,dar-yuvarlak gelir
övünç,borazan,çopur
* Türkçede o,ö sesleri sadece ilk hecelerde bulunur
* -yor eki,uyumu bozar,-yor' dan sonra gelen ekler bu eke uyar
duru-yor-du ,ötü-yor-du, geli-yor-du


3- ÜNSÜZ UYUMU

Türkçe kelimelerde tonlu (sedalı) ünsüzler (b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z) tonlu ünsüzlerle; tonsuz (sedasız) ünsüzler (ç, f, h, k, p, s, ş, t) tonsuz ünsüzlerle yan yana gelebilir Buna ünsüz uyumu veya ünsüz benzeşmesi denir Örnek: aş-çı, at-kı, iş-çi, taş-tan, Türk-çe


4- ÜNLÜ - ÜNSÜZ UYUMU


1- Türkçe kelimelerde kalın ünsüzlerinin kalın ünlülerle (a, ı, o, u); ince ünsüzlerinin ince ünlülerle (e, i, ö, ü) aynı hecede bulunmasından ortaya çıkan bir uyumdur Yani, a, ı, o, u ünlüleri g, k, ĺ ünsüzleriyle; e, i, ö, ü ünlüleri ġ, k, l ünsüzleriyle aynı hecede bulunmazlar Bozgun, kuzgun, kapı, rağı, tat; rüntü, gezi, neşlik kelimelerinin söylenişine dikkat edilirse g, ğ, k, l seslerinin buradaki örneklerde aynı sesler olmadığı sezilebilir

2- Türkçede o, ö ünlüleri (-yor eki dışında) sadece ilk hecede bulunur İlk hece dışında o, ö sesleri olan kelimeler yabancı asıllıdır: balkon, biyografi, fizyoloji, konsol, konsültasyon, monitör, otomobil, profesör, traktör

3- Türkçede uzun ünlü yoktur İçinde uzun ünlü bulunan kelimeler yabancı asıllıdır: câhil, mâvi, millî, nâhoş, perîşân, şâir, târîh, vazîfe
Bazı ses olaylarıyla ortaya çıkan â < ağa, âbi < ağabey, pekî < pek iyi, ile vârolmak, yârın kelimeleri istisnadır

4- İnce a ve ince l sesleri yoktur: harften, hakikate, saati, sıhhatli, şefkâtini; alkollü, hâlâ, hayâl, normalde, plân Örneklere dikkat edilirse kelimelere getirilen eklerin ünlü uyumuna uymadığı görülür

5- Arapçadaki ayın ve hemze sesleri, Türkçede olmadığı için bunlar söylenmez, düşürülür Bu seslerden önce ünlü olması durumunda ünlü, uzun okunur: bāzen, mānā, mēmur, şāir,tēsir, yâni Arapçadan alınan kelimelerdeki ayın ve hemze kesme işaretiyle gösterilir Ancak anlam karışıklığı olmayacak kelimelerde bunların kesmeyle yazılmasından -son zamanlarda- vazgeçilmiştir: san’at, ma’nâ, meb’ûs, me’mûr, neş’e, te’sîr, te’sîs > sanat, mana, mebus, memur, neşe, tesir, tesis

6- Dilimizde iki ünlü yan yana gelmediği için ünlüyle biten kelimeler, ünlüyle başlayan ekler aldığı zaman araya y koruyucu ünsüzü girer: iki - y - e, soru - y - u, bekle - y - en, söyle - y –ecek
Yan yana iki ünlünün bulunduğu kelimeler alınmadır: aile, ait, fail, fiil, muamele, şair, şiir, reis vb gibi

7- Türkçe bir hecede ancak bir ünlü bulunur Aynı hecede iki ünlünün bulunduğu kelimeler alınmadır: kau-çuk, kua-för, koo-peratif, sua-re

8- Kelime kökünde ikiz ünsüz (şedde) yan yana bulunmaz: dikkat, himmet, şedde, bakkal, dükkan, millet, teşekkür
Anne (<ana), belli, bellemek, elli (<elig) kelimeleri istisnadır

9- Kelime kökünde ikiden fazla ünsüz yan yana gelmez: Elektrik, kontrol, quartz, sfenks, strateji, thyssengibi kelimeler batı kaynaklı dillerden alınmadır Türkçe, sertlik gibi örneklerde yan yana gelen üç ünsüzden ikisinin kelime köküne, üçüncüsünün eke ait olduğuna dikkat ediniz

10- Türkçe heceler ve kelimeler iki ünsüzle başlamaz: blok, bravo, grup, klâsik, kral, kontrat, spor, stop, stres, plâj, program, tren,gibi kelimeler, başka dillerden alınmadır Ağızlarda bu iki ünsüz arasında bir ünlü türetilir: kıral, sipor, tiren,

11- Türkçede kelime başında c, ğ, l, m, n, ñ, r, z sesleri bulunmaz Çocuk dili kelimeleriyle (cici, mama, meme, ninni,) nine ve ne ile ne’denyapılan kelimeler (nasıl (<ne asıl), ne, neden, nere, nereden, nereye, nice, niçin, nine, nitelik kelimeleri istisna oluşturur
Alınma kelimelere örnekler: cam, can, cehennem, lâf, limonata, lira, makine, marul, metal, naylon, nohut, numara, reçel, romantik, rol, vakum, vaziyet, vazo, zaman, zarar, zor, zeytin

12- Türkçe kelimelerin sonunda b, c, d, g ünsüzleri bulunmaz Alıntı kelimelerdeki bu sesler sert karşılıkları olan p, ç, t, k ünsüzlerine çevrilir: Ahenk (< âheng), fert (< ferd), ihraç (< ihrâc), kitap (< kitâb), kalp (<kalb), levent (< levend)
Kelimenin ünlüyle başlayan bir ek alması hâlinde sert ünsüzler yumuşayarak eski şekline döner: ihtiyâc > ihtiyaç > ihtiyacı; mektûb > mektup > mektuba, reng > renk > rengi gibi
Ad, sac, od, öd gibi kelimeler istisnadır

13- Türkçede f, h, j, v sesleri bulunmaz: Fal, film, filiz, fizik; hakikat, hamur, havlu, jeton, jüri, pijama, plâj; vicdan, vida gibi kelimeler alınmadır Yabancı dillerden alınan kelimelerde görülen j sesi halk ağzında c olarak söylenir Türkçe kelimelerdeki v sesi, ya b’den, ya g/ğ’dan değişmiştir ya da vur- örneğinde olduğu gibi türemiştir: öfke (<öbke), yufka (< yubka);dahi (< takı), han (< kan), hatun (< katun), hani (< kanı); ev (< eb), var- (< bar-), ver- (< bir) döv- (< döğ-) vur- (<ur-), ev (< eb)

14- Hece ve kelime sonunda, aşağıdaki ünsüz çiftleri dışında ünsüz grupları bulunmaz:
-lç, -lk, -lp, -lt: ölç; ilk, kalk; alp, kulp; alt, bunalt, salt
-nç, -nk, -nt: dinç, genç, gülünç, sevinç; denk; ant, kunt
-rç, -rk, -rp, -rs, -rt: sürç, burç; bark, görk, Türk; sarp, serp; sars, pars, ters;art, kart, kurt, ört, yırt, yurt,yoğurt
-st: ast, üst
Aşk, arş, çift, disk, felç, film, fötr, harf, lüks, misk, modernizm, popülizm, risk, şevk, tolerans gibi kelimeler, Türkçenin bu ses özelliğine uymayan alınma kelimelerdir
Arapçadan ve batı dillerinden alınan kelimelerden bu ses özelliğine uymayanlar, araya bir ünlü getirilmek suretiyle Türkçeye uydurulmuştur Bunlara ünlüyle başlayan bir ek veya kelime gelirse türetilen ünlüler düşer: akıl (< akl) - aklı, fikir (<fikr) - fikre, ömür (<ömr) - ömrü, seyir (<seyr) - seyret-, şükür (< şükr) - şükretmek; film (< film), lüküs (< lüks), moderin (< modern)

15- I ünlüsü Türkçeye özgüdür Batı dillerinin pek çoğunda, Arapçada ve Farsçada ı yoktur: Çıkış, ılık, sıcak, yıldırım, yıldız gibi kelimeler Türkçedir

16- Tabiat taklidi kelimeler için ses özellikleri açısından herhangi bir sınırlama yoktur Bunlar hangi sesle başlarsa başlasın, içinde hangi ses bulunursa bulunsun Türkçe kabul edilir: dank, fıs fıs, fingirti, fiskos, fokurtu, hışırtı, hoppala, horultu, lak lak, lıkır lıkır, melemek, miyavlamak, oh, öf, püf, püfür püfür, rap rap, şırıl şırıl, vıdı vıdı, vızır vızır, zırıl zırıl, zonklamak

17- Çocuk dili kelimelerinde de ses özellikleri aranmaz: baba, bibi, cici, dede, lala, kaka, nene, mama, meme,
Türkçeye, diğer dillerden giren kelimelerin pek çoğu bu ses özelliklerinden birine veya birkaçına uymaz Dolayısıyla Türkçenin ses özelliklerini bilenler, sözlüğe bakmadan kelimenin Türkçe olup olmadığını (tesadüfen uyanlar dışında) kolaylıkla anlayabilirler Aşağıdaki kelimeler, karşılarında sıralanan sebeplerden dolayı Türkçe değildir:

Vilâyet :
1 Ünlü uyumu yok

2 â uzun ünlüsü var
3 v sesi var

Monitör :
1 Başta m sesi var

2 Ünlü uyumu yok
3 İlk heceden sonra ö sesi gelmiştir

Heyecân:
1 h sesi var

2 Ünlü uyumu yok
3 Uzun ünlü var

Mürâcaat :
1 Ünlü uyumu yok
2 Başta m sesi var
3 İki ünlü yan yana gelmiştir
4 Uzun ünlü var

Teşekkür :
1 Düzlük - yuvarlaklık uyumu yok

2 İkiz ünsüz var



Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 07-27-2008
Usta Üye
 
Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 2.007
BLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud ofBLooD-Tr@iLs has much to be proud of
Standart

TÜRKİYE TÜRKÇESİNDEKİ SES OLAYLARI



Kelimelerde zamana ve sahaya bağlı olarak sürekli değişmelerin, gelişmelerin olması dilin canlılığının bir göstergesidir Dil durağan değil, dinamik bir yapıya sahiptir Dilin söz varlığını oluşturan kelimelerdeki sesler, heceleri ve kelimeleri oluştururken tarihî süreç içerisinde düşerler, yer değiştirirler, türerler, başka seslere benzerler İşte bütün bunlar, ses olayları başlığı altında incelenir Dilde ses olayları, çeşitli sebeplerden kaynaklanır Bunlardan başlıcaları aşağıda özetlenmiştir:


Ses olaylarının sebepleri

a) Dilin ses özellikleri: Türkçede kelime sonunda b, c, d, g sesleri olmadığı için Arapça kitâb kelimesi Türkçeye kitap şeklinde geçmiştir Uzun ünlü olmadığı için de â ünlüsü kısalarak normal a’ya dönüşmüştür
b) Başka seslerin etkisi: Bazı sesler, yanlarındaki diğer seslere etki ede*rek onları kendilerine benzetirler, değiştirirler Meselâ, anbarkelimesindeki b sesi, yanındaki n’ye etki ederek onu, kendisi gibi dudak ünsüzü olan (m) yapmıştır Böylece kelime, ambar şekline dönüşmüştür
Yaşıl kelimesinin yeşil’e dönüşmesinin sebebi, y ve ş seslerinin inceltici etkisidir
c) Vurgu: Türkçede orta hece vurgusu genellikle zayıf olduğu için bu hecedeki ünlüler bazen daralır bazen de düşerler: Tasarıla> tasarla, besileme> besleme, yalınız > yalnız vb gibi
ç) Zayıf sesler:ğ, h, ı, l, n, r, y, z sesleri zayıf sesler olduğu için bazı ses olaylarına sebep olurlar: ağabey > âbi, hastahane > hastane, pek iyi > peki, bir daha> bi daha, soğan> soan, uğur> uur, ınanmak > inanmak
d) Söyleyiş güçlüğü ve kakofoni: Bazı seslerin yan yana gelmesi söyleyiş güçlüğüne veya kakofoniye sebep olur Bu durumda bazı ses olayları olur: büyükcek > büyücek, küçükçük > küçücük, ufakcık > ufacık
Ses olaylarının sebebini, dildeki en az emek yasasına bağlamak mümkündür






SES OLAYLARI
1 Ses türemeleri

Ünlü türemesi ve ünsüz türemesi şeklinde görülür:



a) Ünlü türemesi
Genellikle, alınma kelimelerde görülen bu ses olayına Türkçe kelimelerde de rastlamak mümkündür Ünlü türemesi kelimenin başında, ortasında veya sonunda olabilir: station > istasyon, scala > iskele, limon > ilimon, Recep>İrecep; tren > tiren, kral > kıral, spor > sipor; akl > akıl, ömr > ömür; bircik > biricik, giderkene

b) Ünsüz türemesi
İki şekilde görülür Birincisinde, ünlüyle biten kelimeye ünlüyle başlayan bir ek getirileceği zaman bu iki ünlü arasında yardımcı bir ünsüz ( y, n)tü*rer: bilgi-y-e, Ali-y-i, sevdi – y – di, soru – y - u; bu-n-u, şu-n-u, evi-n-e
İkincisi, -daha çok ağızlarda- ünlüyle başlayan kelimelerin başında y, h ünsüzlerinin türemesi şeklinde görülür: avlu>havlu, ayva>hayva, elbet>helbet, ücra>hücra, örümcek>hörümcek; ıldız>yıldız, ırak>yırak, inmek>yinmek
2 Ünsüz ikizleşmesi

Kelime içinde bir ünsüzün iki defa söylenerek ikizleşmesi olayıdır Daha çok ağızlarda görülür:yeddi, sekkiz, dokkuz, eşşek; bilemedim> bilemmedim, sakız>sakkız; anne (<ana), elli (50) (<elig)
Ünsüz ikizleşmesi, ünsüz türemesinin özel bir türü olarak da değerlendirilebilir
3 Ses düşmeleri

Kelimedeki bir veya birkaç sesin, dilin ses özelliklerinden kaynaklanan sebeplerle düşmesi olayıdır Kaybolan sesin kelimedeki yerine göre ve kaybolma şekline göre aşağıdaki şekillerde incelenirler:

a) Ön Ses Düşmesi ısı+cak > sıcak

b) Orta hece ünlüsünün düşmesi
Orta hecenin vurgusuz olması sebebiyle, özellikle ğ, r, y, z zayıf ünsüzlerinin yanındaki ünlünün düşmesi olayıdır: ağızı > ağzı, boyunum> boynum, buradan > burdan, buyuruk > buyruk, dirilik > dirlik, gazete > gazte, kıvırım > kıvrım, oğulu > oğlu, satılık > satlık, yalınız > yalnız, yanılış > yanlış

c) Ünsüz düşmesi
Seslerin birleşmesi sırasında söyleyiş güçlüğü veya zayıf sesler (g, h, n, l, r, y, z) sebebiyle bir ünsüzün düşmesi olayıdır: küçük+çük > küçücük, ufak+rak > ufarak; kağan > kaan, soğan > soan, soğuk > souk, uğur > uur; yapurgak > yaprak; çift > çif, bir daha> bi daha, geliyor > geliyo

ç) Hece düşmesi
Peş peşe gelen ve sesleri birbirine benzeyen hecelerden birinin düşmesidir: alıyor (<ala yorır), başlayım (<başlayayım), budur (<bu durur), pazartesi (<pazar ertesi), söyleyim (<söyleyeyim)


d) Tekleşme
Genellikle alınma kelimelerdeki aynı cinsten ve yan yana bulunan iki ünsüzden birinin dilin ses özelliğine uyarak düşmesidir:Edebiyyat > edebiyat, hammâl > hamal, kemmiyyet > kemiyet, medeniyyet >medeniyet

e) Ünlü birleşmesi
İlki ünlüyle biten, ikincisi ünlüyle başlayan ve her zaman birlikte kullanılan birleşik kelimelerde, peş peşe gelen ünlülerin kaynaşarak bir ünlü hâline gelmesiyle ortaya çıkan ses olayıdır: bulamaç (<bulama+aş), cumartesi (<cuma+ertesi), Delorman (<Deli orman), kahvaltı (<kahve+altı), nasıl (<ne+asıl) niçin (<ne+için)

f) Hece kaynaşma