Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi
Genel Kültür icinde GüncelMekan'ın En Büyük Genel Kültür Arşivi konusu , arkadaşlar bir çok konu var o yüzden ulaşmak istediğiniz bilgiyi F3 tuşuna basarak anahtar kelimeler girerek daha rahat bulabilirsiniz Alyuvarlar Nedir? Kanın onda dokuzundan fazlası alyuvarları kapsar Bunlar öylesine küçüktür ...
|
|||||||
| Anlık İletiler | Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
||||
|
Cam Nasıl Keşfedildi? Pencerelerimizden güneşin girmesini, dışarının görüşebilmesini sağlayan, sofralarımızda bardak, su şişesi yapısında bulunan, daha bir çok yerlerde kullanılan camın tarihi çok gerilere kadar uzanmaktadır Ancak camın ilk olarak ne zaman ve nerede yapıldığına ilişkin kesin bir fikrimiz yok Camın yapımında temel maddeler olarak kullanılan kum, soda külü (veya potas) ve kireç, yüksek ısıda birlikte eritilir Bu maddeler dünyanın çok yerinde fazla miktarda bulunabileceği için, cam yapımı da söz konusu çevrelerdeki ülkelerden herhangi birinde keşfedilmiş olabilir Bazı kaynaklara göre,bu keşfin onuru eski Fenikelilere verilmektedir Sözde bir geminin mürettebatı, Suriye'deki bir nehrin ağzında karaya çıkmış Yemek pişirmek için hazırlık yaptıklarında,kaplarını desteklemek, üzerine oturtmak için taş bulamamışlar Geminin ambarındaki-bir cins sodyum bileşimi olan-güherç ile kalıplarından yararlanmayı düşünmüşler Ateş güherçileyi eritmiş,çevredeki kumla karışan eriyik sodyum bileşiği, sıvı cam halinde akmağa başlamış Bu söylenti ne ölçüde doğrudur, gerçeğe uyarlığı nedir kesinlikle bilemeyiz Fakat Suriye'nin cam yapımının eski kaynaklarından biri, belki de birincisi olduğu gerçektir Ticaret konusunda ünü dünyayı tutmuş Fenikeliler, Akdeniz çevresindeki bütün ülkelere camdan yapılmış şeyler satarlardı İlk çağlarda cam yapıldığı bilinen bir başka ülke de Mısırdır Orijini İsa'dan 7000 yıl önceye kadar uzanan eski Mısır mezarlarında, cam boncuklar ve süs eşyaları bulunmuştur Ancak,bunların Sıriye'den gelmiş olması da düşünülebilir Bildiğimiz kadarıyla İsa�dan 1500 yıl önce Mısırlılar kendi camlarını yapıyorlardı Mısırlılar dövülüp ufalanmış kuvartz taşlarını kumla karıştırır ve camın rengini değiştirirlerdi Zamanla,bu karışıma kobalt,bakır ya da manganez katmayı da öğrenmişlerdi Böylelikle, canlı mavi, yeşil veya mor renklerde camlar elde edebiliyorlardı İsa'dan önce 1200 yıllarından sonra,Mısırlılar cama şekil vermeyi de öğrendiler Fakat boruyla üflenerek camın şekillendirilmesi, Hıristiyanlığın ilk dönemlerine ait bir uygulamadır Eski Romalıların da cam yapımı konusunda hayli usta oldukları bilinmektedir Romalılar camdan dekor ve süsleme unsuru olarak büyük ölçüde yararlanmışlar, duvar kaplamaları için ince cam panolar (ilkel vitray taslakları) bile yapmışlardı Hıristiyanlık döneminde,cam artık pencerelerde kullanılmaya başlamıştı Üzerinde tarihi yazılı en eski cam, M Ö 1551 -1527 yıllarında yaşayan Firavun Amenhotep'e ait iri bir boncuktur Bu boncuk şimdi, İngiltere�de Cboford müzesindedir![]() Dikiş Makinasını Kim İcat Etti? Dikiş bütün insanlık için öylesine önemli bir şeydi ki, bu alanda pratik kolaylıklar ve seri yapım sağlayacak bir makinenin icadı kaçınılmaz bir sonuçtu İşte bu noktada, dikiş makinesinin kimin tarafından icat edildiği sorusu karşımıza çıkmaktadır Dikiş makinesinin icadının tarihçesi, gerçekten tam anlamıyla trajiktir İlk dikiş makinesi Thomas Saint adında bir İngiliz tarafından icat edilmiştir 1790 yılında, Thomas Saint daha ziyade deri üzerinde çalışmak amacıyla tasarlanmış bir makinenin patentini (buluş ruhsatını) aldı Fakat hiç kullanılmayan bu makine, mucidine en ufak bir yarar sağlamadı Daha sonra 1830 yılında, Barthelemy Thimmonier adındaki yoksul bir Fransız terzisi, modern makinelere daha çok benzeyen bir dikiş makinesi icat etti Bu makine Fransa'da kullanıldı Ancak, el dikişiyle geçinen kalabalık topluluklar işlerini kaybetmek korkusuna kapıldılar Makinelerin yapıldığı atölyeleri bastılar Yerle bir ettiler Thimmonier tam bir yoksulluk içinde öldü Hemen hemen aynı tarihte, New York'ta Walter Hunt adında bir adam, kan camsı, eğri bir iğneyle çalışan bir dikiş makinesi icat etmişti Bu iğnenin ucunda bir delik vardı İpliğin ilmiği bu delikten geçiyordu Fakat Walter Hunt makinesi için patent almamak hatasını işledi Böylece 1851 yılı gelip çattı New York'un ünlü eğlence merkezi Broadway'deki "Orpheum" Tiyatrosunda yeni sahnelenecek bir operanın kostümleri hazırlanıyordu Kostümleri hazırlamakla görevli iki dikişçi kız, üzüntünün ağır bastığı bir telaş içindeydiler Başrolü oynayacak sopranonun kostümü, oyunun başlamasına iki saat kaldığı halde yetiştirilememişti O esnada, orta boylu, esmer bir adam ilgililerin yanına geldi ve kostümü "yarım saat sonra" getireceğini söyledi Nitekim bu sözünü gerçekleştirdi de Orta boylu, esmer adamın adı İsaac Singer'di Amerika'ya Hollanda'dan göç etmişti Mekanik işlere büyük merakı vardı Önceleri küçük bir atölye açmış, sonra işini genişleterek Boston'da bir fabrika kurmuştu Halen, elinde kendi tarafından tasarlanıp yapılmış bir dikiş makinesi vardı İsaac Singer,kendi yapımı dikiş makinesi için patent de almıştı Fakat Elias Howe adında bir başkası ortaya çıkarak, İsaac Singer'i kendi buluşunu çalmakla suçladı Avukatı George Bliss'in aracılığıyla büyük bir tazminat istedi Böylece açılan mahkeme tam üç yıl sürdü Sonunda mesele anlaşıldı Howe'un elindeki makine,on iki yıl önce tanımış olduğu Walter Hunt'a aitti Walter Hunt,kendi buluşu olan makinenin planını Elias Howe'a vermişti Daha önce de belirttiğimiz gibi Hunt'ın makinesi mekikliydi Oysa İsaac Singer'inki tamamen farklı, geliştirilmiş bir dikiş makinesiydi Duruşmalar sonunda,davayı İsaac Singer kazandı Günümüzde en yaygın ölçüde kullanılan dikiş makineleri de onun adını taşımaktadır Dinamit Nedir? Dinamit Nedir? 1846 yılında, Ascanio Sobrero adında bir İtalyan kimyacısı, gliserini sülfirik asit ve nitrik asitle karıştırarak,"nitrogliserin" adını verdiği, sıvı halinde son derece etkili ve tehlikeli bir patlayıcı madde yapmıştı Bu sıvı patlayıcı ve en ufak sarsıntıya karşı çok duyarlı olduğundan,taşınması ve kullanılması son derece sakıncalıydı Alfred Nobel adında İsveçli bir kimyacı,nitrogliserin'i belirli ölçüde tehlikesiz kılmanın yolunu ancak yirmi yıl sonra buldu Düşüncesini uygulayarak, nitrogliserini, "İdeseiguhr " denilen bir tür kumlu toprakla karıştırdı ve buna " dinamit" adını verdi Dinamit deyimi, Yunanca "güç,kuvvet" anlamına "dynamis "kelimesinden geliyordu Daha sonraları, söz konusu kumlu toprak yerine talaş,un,magnezi ve sodyum karbonat kullanıldı Böylece, nitrogliserinin daha az duyarlı ve tehlikeli olması sağlanmıştı Esas (temel)unsurlarının karışımıyla meydana gelen dinamit,hamur halinde plastik gibi,camcı macununu andıran bir görünüş alır Sonra çapı yaklaşık olarak 5 santim, uzunluğu 20 santim olan çubuklar haline getirilir Her çubuk su geçirmez kağıtla sarılır Su geçirmez kağıt aynı zamanda parafine batırılmıştır Yol ve büyük binaların yapımında,barajlar için, tüneller açmak amacıyla delinmez, aşılmaz kayalıkların havaya uçurulmasında kullanılan dinamit, bu tür uygulamalarda insanlık için çok yararlıdır Ancak, kötü, yıkıcı,öldürücü amaçlarla da kullanılır Alfred Nobel, buluşunun karşılığında milyonlara sahip olmuş, buna rağmen,dinamitin kötü ve ölümcül amaçlarla kullanılması ihtimalini hiçbir zaman aklından silememişti Bunun savaşlarda öldürücü bir silah niteliğiyle kullanılabileceğinin farkındaydı, insanlığı daha barışçı bir yolda yürümeğe sevk etmek için,servetiyle "Nobel Armağanı" denilen uluslararası bir kurum tasarladı Bu kurumun denetimi İsveç Hükümetinin elinde olacaktı Her yıl çeşitli konularda ve dallarda (tıp, matematik, fizik, edebiyat, politika ve diplomasi gibi ) insanlığa en yararlı olduğu kabul edilen ve özel bir kurul tarafından seçilen kimseler, o konuda veya dalda "Nobel Armağanı"nı alacaklardı Dinamo Nedir? İngiliz fizik bilgini Michael Faraday, 1831 yılında yaptığı bir deney esnasında,bakır tel türünden bir iletkeni bir mıknatıs yakınında hareket ettirmekle elektrik akımı meydana getirilebileceğini keşfetmişti Bilim dilinde "jeneratör" diye tanımlanan "dinamo"nun temel çalışma ilkesi, işte bu keşfe dayanmaktadır Basit ve kısa bir tanımlamayla ,dinamo mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren makinedir Teknoloji çağının en büyük unsuru olan elektrik akımı çoğunlukla dinamolar ta rafından sağlanır Dinamolar kullanıldıkları amaçlara göre değişik boyarlarda olabilir Bir otomobilde gerekli elektrik akımını sağlayacak dinamoyla, büyük bir şehrin elektrik ihtiyacını karşılayan dinamonun aynı boyutlarda olmayacağı tabii bir şeydir Dinamolar iki türdür Bu türlerden biri "doğru akım",tekiyse "alternatif akım" meydana getirir Hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın, bir dinamo temelde iki kısımdan meydana gelir: 1 - Duraç (Stator bobin) 2 - Döneç (Döner bobin) Doğru akım verecek dinamolarda ayrıca bir kollektör ve madeni fırçalar bulunmaktadır Dinamolarda kuvvetli bir manyetik alana ihtiyaç olduğu için,bunu oluşturacak elektrik mıknatısı kullanılır Buna karşılık, "manyeto" denilen küçük dinamolar sabit mıknatıs kullanılarak çalışır Endüstri alanında kullanılan dinamolar,büyük enerji meydana getirmek zorundadırlar Dolayısıyla, bunlarda dört,altı, sekiz,yerine göre daha fazla kutup kullanılır Bu tür dinamolarda, döneçler bir merkez (bir eksen) çevresinde birleştirilmiş ayrı bobinler yapısındadır Alternatif akım sağlayan dinamolar (alternatörler),döneçleri bakımından değişiklik gösterirler Bu tür dinamolarda,döneçler genellikle her manyetik alan için iki,üç bobin ihtiva eder Söz konusu bobinler, birbirleriyle ayrı bir "endükleme" devresi meydana getirecek şekilde birleştirilmiştir Bobin sayısına göre, iki ya da üç alternatif akım meydana getirirler Bu nedenle de, alternatif a kim sayısına göre "iki fazlı" veya "üç fazlı" alternatörler olarak tanımlanırlar Dinamoların kullanılış alanı çok yaygındır Bunlara aynı zamanda "jeneratör" denilmesinin nedeni, mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürmek suretiyle elektrik akımı yaratmalarıdır "Jeneratör" de "meydana getirici " anlamına kullanılan bir deyimdir Dizel Motorunu Kim Buldu? Bazı taşıt araçları, yol ve yapı makineleri söz konusu olduğunda, bunlarla beraber Dizel motorunun adı da anılır Bunun nedeni, sözü edilen taşıt aracının, yol veya yapı makinesinin Dizel motoruyla çalışmasıdır Başka türlü söylemek gerekirse, Dizel motoru bu araçların ve makinelerin hareketini,çalışmasını sağlayan güç kaynağıdır Dizel motoru sadece taşıt araçlarında,yol ve yapı makinelerinde kullanılmakla kalmaz Kuvvet santrallerinde,büyük yolcu gemilerinde,trenleri çeken lokomotiflerde,fabrikalarda da kullanılmaktadır Dizel motoru da,aslında benzin motorları gibi içten patlamalıdır Söz konusu patlama,bir silindirin içindeki yakıtın yanmasıyla olur Patlamayla oluşan gazlar silindirin içindeki bir pistonu harekete getirir Yani ısı enerjisi mekanik enerjiye dönüşür Yukarda değinmiş olduğumuz gibi, modern teknolojide Dizel motorunun uygulandığı yerler, bunlardan yararlanılan teknik çalışma alanları saymakla tükenmez Kuvvet santrallerinde Dizel ayarında iş veren diğer motorlar,cıva buharı ve gaz türbinleridir Buna karşılık, cıva buharı ve gaz türbinlerinin, ağırlıkları çok fazla,taşınmaları son derece güçtür Bütün bunları belirttikten sonra,insanın aklında belirli bir sorunun sivrilmesi tabii bir şeydir Dizel adı nereden gelmiştir? Bu motoru icat eden kimdir?Gerçekte,her iki sorunun cevabı aynıdır Dizel motoru, 1858 yılında Paris'te doğan ve Alman asıllı bir ailenin çocuğu olan Rudolph Diesel tarafından icat edilmiştir Dolayısıyla, bu motor " Dizel motoru " diye tanımlanır 1858 ve 1870 yılları arasında Paris'te yaşayan,burada okula giden Rudolph Diesel,1870 de Fransa ile Almanya arasında çıkan savaş nedeniyle İngiltere'ye göç etmek zorunda kalmıştı Sonra Münih�teki Teknik Kolej'de okudu 21 yaşındayken mühendis olarak bu koleji bitirdi Kolejdeyken,öğretmeni termodinamik profesörü ünlü Von Linde idi Von Linde, havayı sıvı haline dönüştüren ilk bilim adamı olarak tanınır Profesör Von Linde derslerinden birinde buhar makinesinin düşük randımanından söz ettiği zaman, Dizel'in aklında daha mükemmel bir motoru gerçekleştirmek fikri doğmuştu Böyle bir motorun pratik yönden daha büyük ölçüde yararlar sağlayacağını matematik olarak ispatlamış , 1893 yılında da bu tür bir motor yapmıştı Motoru çalıştırmağa kalkıştığında, ilk patlamayla motor tahrip oldu Fakat kompresyonla (sıkıştırmayla) ateşlemeli motorun çalışacağını ispat etmişti 1897 yılında başarıyla çalışan ilk Dizel motorunu yaptı Dünya ölçüsünde ilgi ve hayranlık yarattı Rudolph Diesel,buluşu olan motor sayesinde büyük bir servet kazanmıştı Gittiği her yerde saygıyla karşılanıyor, onurlandırılıyordu 29 Eylül 1913 tarihinde, Antwerp'ten hareketle Manş'ı geçecek olan (Dresden) gemisine bindi Londra'ya gidiyordu Yıldızlı,açık bir geceydi Deniz alabildiğine durgundu Ertesi sabah (Dresden) rıhtıma yaklaştığı zaman, Dr Rudolph Diesel'in kaybolduğu fark edildi Yatağı bozulmamıştı Gece boyunca onu gören kimse yoktu Yolcular ve gemi mürettebatı arasında, Rudolph Diesel'in akıbeti konusunda yararlı bilgi verebilecek bir kişi çıkmadı Bunu izleyen bir yıl boyunca, Dr Diesel'in kayboluşu hakkında çeşitli fikirler, tahminler,ihtimaller ileri sürüldü Bazı kimseler öldüğüne inanmaktaydılar 1914 de Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle,bu büyük mucit de unutuldu O tarihten sonra sadece Dizel motorunun adı anıldı Fakat bu motoru icat eden insanı herkes unutmuştu Elektriği Kim Buldu? Gerçekten ilginç bir konu ve merak kaynağı olan elektrik, aslı bilinmeksizin binlerce yıl insanı meşgul etmiştir Bugün bile elektriğin tam anlamıyla ne olduğunu kesinkes biliyoruz sayılamaz Günümüzde kesinlikle bilinen, maddenin elektrikle yüklü çok küçük zerrecikleri ihtiva ettiğidir Bu çıkış noktasından şekillenen kurama (teoriye) göre, elektrik, elektronların ya da elektrik yükü taşıyan öteki zerreciklerin hareketli bir akışıdır "Elektrik" deyimi, Yunanca "elektron"dan gelmektedir Bunun anlamını mı merak ediyorsunuz ? Yunanca "elektron" kelimesi, bildiğimiz "amber" karşılığıdır Açıklamadan da anlaşılacağı gibi, İsa'dan 600 yıl önce, Yunanlılar bir yere devamlı olarak sürtüştürülen, böylece kızan amberin ,mantar ve kağıt parçaları türünden hafif maddeleri çekebilme yeteneğini biliyorlardı Buna rağmen,1672 yılına kadar bu konuda kayda değer bir gelişme olduğu söylenemez 1672 yılında, Otto von Guericke adında bir adam,elini hızla dönen bir sülfür (kükürt) kürenin karşısına tutarak, daha güçlü elektrik üretti 1729 yılında ise, Stephen Gray,bazı maddelerin (örneğin metaller) bir yerden başka bir yere elektrik ilettiklerini keşfetti Bu tür maddeler "kondüktör-iletken" diye tanımlandılar Cam,kükürt,amber,balmumu gibi diğer bazı maddelerde elektriği taşımıyor,bir yerden bir yere iletmiyorlardı Bunlara genel olarak "yalıtkan" adı verildi Aynı doğrultuda son derece önemli bir başka adım, 1733 yılında du Fay adında bir Fransızın negatif ve pozitif elektrik yüklerini bulması olmuştur Du Fay, negatif ve pozitif şarjların (elektrik yüklerinin),iki ayrı tür elektrik olduğunu sanmıştı Gene de, elektriğin gerçeğe en yakın tanımlamasını yapan Benjamin Franklin'dir Benjamin Franklin'in fikrine göre, tabiattaki bütün maddelerin bünyesinde "elektriksel bir akış" vardı Belirli iki madde arasındaki sürtünme, bu akıştan bir kısmının, miktar bakımından fazlalık meydana getirecek şekilde öteki maddeye geçmesine sebep oluyordu Bugün, bu akışın negatif yüklü elektronlardan oluştuğunu söyleyebiliyoruz Elektrik konusunda en önemli gelişmelerin, 1800 yılında Alessandro Volta tarafından ilk pilin (bataryanın ) keşfiyle başladığı tartışma kabul etmeyen bir gerçektir Söz konusu batarya, ilk devamlı ve güvenilir elektrik kaynağı olmak niteliğiyle, öteki buluşlar ve uygulamalar yolunda dünyaya kılavuzluk etmiştir Elektronik Beyin Nedir? Bağım büyük ölçüde yararlandığımız robotların çoğu elektronik beyinli olup,bunlar (komputer) diye tanımlanırlar Yapı ve fonksiyonlarında elektronik beyinleri temel unsur olduğundan, daha genel bir şekilde "elektronik beyin " adıyla anılırlar Computer) kelimesinin sözlükte karşılığına bakacak olursanız,matematik problemleri çözen bir makine" anlamına geldiğini görürsünüz Elektronik beyin veya komputer "düşünen makine", ya da düşünen robot" diye isimlendirilse de, bu tanımlama yanlıştır Aslında hiç bir makinenin düşünemeyeceği tabii bir şeydir Masa üzerinde kullanılabilecek küçük boyutlulardan,bir oda büyüklüğündekilere kadar,elektronik beyinler değişik yapıda olabilirler Bunlar, çok karmaşık matematiksel problemlerin çözümünde,uzaya atılan uyduların yörüngelerini hesaplamakta, balistik roketlerin atılmasında,yükseklerdeki hava şartlarının tespit edilerek fırtınalara karşı hazırlıklı olmak bakımından kullanılırlar Bir elektronik beyinin birkaç saat içinde çözümleyeceği bazı matematik problemler, aynı şeyi kağıt kalemle yapmağa kalkışan bir insanı hayatı boyunca meşgul edebilir Bundan yüz yılı aşkın bir süre önce,Charles Babbage adında bir İngiliz matematikçisi,"analitik-çözümleyici" bir makine tasarlamıştı Ancak, tasarının gerçekleştirilmesi için, gerekli mekanik parçaların olmayışı,teknik yetersizlik, bu fikrin uygulamaya dökülmesine meydan vermedi 1936 yılında Profesör Howard Aiken adında genç bir Harvard Profesörü, Doktor Charles Babbage'in notlarını okumuştu Aynı fikrin gerçekleştirilebileceğini düşündü Yardımcılarıyla beraber, 1944 yılında gerçek anlamıyla çalışır durumda ilk elektronik beyini ortaya koydu İki yıl sonra, tamamen elektronik ve genel kullanışlar için uygun,ENİAK adı verilen ilk elektronik beyin yapıldı ENIAK, bugünkü elektronik beyinlerin hepsinin büyükbabası sayılabilir ÜNİVAK, MANİAK, ÜNİKALL, MİNİVAK, SEAK ve BİZMAK gibi daha nice elektronik beyinler, ENİAK'ın torunlarıdır Günümüzde kullanılan elektronik beyinler iki türdür: l - Analog komputerler 2 - Dijital komputerler Analog komputerler (elektronik beyinler), problem çözümleyecek yapıdadır Genellikle,belirli bir problemi veya özel bir gurup problemi çözümleyecek şekilde tasarlanıp yapılmışlardır Cevaplar, taksimatlı bir skala üzerinde kaydedilir Dijital komputer (elektronik beyin)ise, daha yaygın ölçüde kullanılmaktadır Daha değişik türde iş yapar Dijital komputerler ölçmez,sadece sayarlar Zaten isimleri de,iki elimizin on parmağını esas tutan ve "parmak" kelimesi anlamına "digit-dijit" den kaynaklanmıştır İki elimizde yirmi,oniki veya altı değil de on parmak olduğundan, saymaların çoğunda 0,1,2,3,4,5,6,7, 8 ve 9 üzerinden "ondalık" sistem esas tutulmuştur En ilkel ve basit dijital komputer de parmaklarımızdır Nitekim onlardan yararlanarak basit saymalar, hesaplamalar yaparız En Hızlı Tren Nerededir ? 1904 yılında, "Truro Şehri" diye isimlendirilen ve Plymouth ile Bristol arasında çalışan bir İngiliz buharlı lokomotifi saatte 164 kilometre sürat yaparak rekor kırmıştı Şimdiye kadar bir buharlı lokomotifin yaptığı en büyük sürat, 1938 yılında ünlü "Mallard" lokomotifinin kaydetmiş olduğu saatte 203 kilometre hızdır Öteki tip trenler daha da hızlı gidebilirler 1903 yılında denemeye çıkan elektrikli bir Alman lokomotifi saatte 209 kilometre hızla yol almıştı Bir Fransız lokomotifi 1955 yılında saatte 330 kilometre hızla rekor kırdı Halen bu rekor aşılamamıştır Fakat alelade trenlerin hızı da giderek artmaktadır Japonya'da "Tokkaido Hattı" diye tanımlanan özel bir hatta çalışan trenler saatte 1 61 kilometre hızla gitmektedirler İngiltere'de ise saatte 241 kilometre hızla yol yapacak yeni bir demiryolu servisi tasarlanmaktadır Helikopteri Kim İcat Etti? Basit ve kısa tanımlamayla ,helikopter döner kanatları olan, dikine havalanabilen ve havada belirli bir noktada hareketsiz kalabilen bir uçaktır Ayrıca yan yan ve geriye doğru da uçabilir Aslında yakın tarihlerde icat edilmiş olmasına rağmen,bu tür bir uçakla ilgili fikirlerin geçmişi hayli eski zamanlara kadar uzanmaktadır Nitekim 16 yüz yılda, Venedikli büyük sanatçı-bilim adamı Leonarda da Vinci helikopterin temel ilkeleri konusunda ciddi çalışmalar yapmıştır Fakat 16 yüzyıl teknolojisinin yetersizliği, ne yazık ki onun fikir ve tasarılarının gerçekleşmesine imkan vermemişti 18 yüzyılda Paucton, adale gücüyle çalıştırılan ilkel bir uçak taslağı üzerinde uğraştı Onu izleyen Launoy,güç kaynağı olarak yaylı bir iticiden yararlanmayı düşündü Sonraki yüzyılın bitimine yakın,Sör George Cayley adında ki bir İngiliz, aynı esasa dayanan güç kaynağım daha geliştirdi Deneme yaptığı model,yerden 30 metreye kadar yükselebildi Ayrıca,buhar gücüyle çalışan başka bir modeli de tasarlıyordu l9 yüzyılda,birçok mucitler buhar gücünden yararlanmayı düşündüler Mortimer Nelson adında Amerikalı bir bilim adamı, dörder bıçaklı iki rotor taşıyan bir uçak tasarısını gerçekleştirdi Bu modelde,ileriye doğru,öne hareketi sağlayan bir pervane de burna oturtulmuştu Gövdenin üzerinde, uçağın düşmesi halinde açılıp paraşüt görevini yapacak bir kumaş kaplıydı Nelson, sanki kristal bir küreye bakarak gelecekteki paraşütü görmüştü Thomas Edison da bu konuya ciddi bir ilgiyle eğildi Helikopterde elektrik gücünden yararlanmayı düşünüyordu 20 yüzyılın başında, Maurice Leger, Monaco'da iki pervaneli bir helikopter yaptıysa da,bu helikopter havalanamayıp yerde kaldı 1907 yılında,Fransız Breguet,300 kiloyu geçen dikdörtgen biçimli bir helikopterle 4,5 metre yükseklikte 20-22 metre kadar uçtu Avrupa ve Amerika'da yapılan sayısız nice helikopter modeli, pratik olarak en ufak bir değer taşımamalarına rağmen, deneysel yönden hayli yararlı oldular Bu sıralarda Rusya'da İgor Sikorsky adında bir genç gerçek anlamıyla helikopter yapmanın ve bunu uçurabilmenin rüyasını kuruyordu 1908 yılında, babasını ikna ederek Paris'e gitti Orada,bu konuya ilişkin olarak bilmediği şeyleri öğrenmek için zorlu bir çabaya çirişti Rusya'ya dönünce, yerden havalanamayan bir helikopter yaptı Bundan sonra yaptığı ikinci model havalandı ama, pilotsuz olarak Sikorsky rüyasından vazgeçti ve sabit kanatlı uçak alanında çalışmalara koyuldu 1917 yılında Rus Devrimi olduğu zaman, ülkesinin ünlü bir uçak mühendisiydi ve henüz 27 yaşındaydı 1918'de Rusya'yı terk etti Bir yıl sonra tamamen meteliksiz ve tek tanıdığı olmaksızın New York'taydı Aralarında ünlü piyanist Sergei Rachmaninoff da bulunan bazı Rus göçmenleri,para yönünden onu desteklediler Connecticutda Stratford'da yerleşip işe başlamasına yetecek kadar sermaye sağladılar Sikorsky S-29'larını böylelikle gerçekleştirebildi Pan Amerikan Havayollarının Atlantik ve Pasifik Okyanusları aşırı seferler için kullandığı dört motorlu Flying Clippers (Uçan Tekneler)de Sikorsky'nin daha sonraki çalışmalarının ürünüdür Bu tür çalışmalarına rağmen, Sikorsky helikopter yapmak rüyasını tam anlamıyla terk etmemişti Gerçekten başarılı büyük uçak projelerini gerçekleştirdiği yıllar boyunca, bir yandan da helikopter konusunda çalışıyordu En sonunda,onun için asıl güçlü sorun olan şeyin cevabını, çözüm yolunu buldu Bu sorun,büyük rotor tarafından meydana getirilen kıvrılma etkisiydi Bu tür uçağın kapaklanması durumu söz konusuydu Sikorsky, yaptığı yeni modelin kuyruğuna enlemesine bir pervane yerleştirdi Bu pervane,ana rotorun yarattığının tersine bir etki sağlıyordu Öteki genç mucitler de Sikorsky'i izlediler Stanley Hiller, henüz yirmi yaşına varmadan,ünlü Hiller-Copter'in tasarısını ortaya koydu Arthur Young,daha lisedeyken,başarılı Bell helikopterinin gerçekleştirilmesi yolunda denemeler yapıyordu Ağır helikopterler iki türdür: sabit kanatlı ve döner kanatlı Döner kanatlıların biri de Autogiro olup, modern helikopterin gelişmesi bakımından büyük ölçüde etki göstermiştir Hipokrat Kimdir? Bir hekimin (doktor) oğlu olan Hipokrat,belirli bir tarihten beri tıp ilminin babası sayılmakta,böylece anılmaktadır Tıp fakültelerini bitirip meslek hayatına atılacak olan doktorların , "meslek hayatında belirli kurallara uyacaklarına,bundan şaşmayacaklarına ,insan hayatını her şeyden üstün tutacaklarına" ilişkin yeminleri bile "Hipokrat Yemini" diye tanımlanır Hipokrat M Ö 460 yılında, Ege'deki Cos adasında doğmuştu Eski Yunanlıların, insan vücudunun parçalanarak bilimsel inceleme ve çalışmalara konu olmasına, yani "teşrih" ilmine kötü gözle bakmalarına rağmen, Hipokrat anatomi çalışmalarını o çağa göre hayli yüksek bir düzeye ulaştırmıştı Yardımcılarının da elbirliğiyle,devri için gerçekten şaşırtıcı sayılabilecek yargılara, sonuçlara varmıştı Her şeyden önce,hastalıklara ilişkin batıl inançlara karşı çıktı İnsan vücudundaki hastalıkların tabiat kanunlarıyla ilişkilerini belirtti Ona göre, hastalıkların nedeni iki gurupta sınıflandırılabilirdi: 1 - Mevsim ve iklimle ilgili nedenler 2 - Kişisel (besin sisteminin düzensizliği,yetersizliği, hareketsizlik vs gibi nedenler ) Hipokrat,her şeyden evvel düzenli beslenmeğe önem veriyordu Bu bakımdan sıkı, eksiksiz bir düzenin uygulanmasının şart olduğu inancındaydı İlaçlardan ve kan alınmasından ziyade ,beslenme konusunda duruyordu Fakat gerçekten etkili ve yararlı ilaçlar hazırlamaktan da geri kalmamıştı Bilindiği kadarıyla, tıp öğrenimini babasından sağlamıştı Ünlü Demokritus'dan da felsefe dersleri almıştı Bir süre gezip dolaştıktan sonra, doğduğu yer olan Cos adasına dönüp yerleşti Denemelerini, çalışmalarını orada sürdürdü Hipokrat hakkında en güvenilir bilgi kaynakları, iki çağdaşının (Eflatun ve Aristo) yazılı belgeleriyle, Hipokrat Külliyatı'dır Söz konusu külliyat,bizzat Hipokrat'ın,çalışmalarıyla, üzerine eğildiği konularla ilgili olarak kaleme aldığı yazılardan meydana gelmiştir Bu koleksiyonun en ilginç bölümlerinden biri "Baştaki Yaralar Üzerine" adını taşır Hipokrat'ın bu bölümde anlattığı bazı ameliyatlar,bugün beyin cerrahisi alanındaki uygulamalardan pek farklı değildir Hipokrat'ın ölüm tarihi de kesinlikle bilinmeyip,85 ile 110 yaş arasında öldüğü tahmin edilmektedir İlk Denizaltı Ne Zaman Yapıldı? İnsanoğlu havada uçmak gibi,denizlerin altında yol almayı da asırlar boyu düşünegelmiş,bu rüyayı gerçekleştirmek için bir çok deneyler yapmıştır Bugünkü anlamı ile ilk denizaltı'yı gerçekleştirme şerefi, Hollandalı fizikçi Cornelius Van Drebbel'e aittir Drebbel,1620 yılında tek kişilik ve elle çalışan bir denizaltı yapmayı başardı Bu denizaltı'nın içten elle idare edilen eklemli kürekler vasıtası ile hareket ediyordu Drebbel,denizaltısı'nın ilk denemesini gene aynı yıl İngiltere�de, Thames nehrinde yaptı Denizaltı Thames'in altında başarılı bir yolculuk yaptıktan sonra yukarı çıkarıldı O tarihte,bu icat,gereği kadar önemsenmemişti Aradan otuz üç yıl geçtikten sonra, 1653 de François De Son adlı bir Fransız,Drebbel'inkine benzeyen bir denizaltı ile başarılı bir deneme yaptı Fakat o da gereken ilgiyi görmedi 1720 yılında Symons adındaki bir İngiliz, eski deneylerden de yararlanarak, daha gelişmiş bir denizaltıyı denedi Aynı tarihlerde İstanbul�da tersane mühendisleri tarafından yapılan bir denizaltı,üçüncü Ahmet'in huzurunda başarılı bir dalış yaptı Bütün bu denemeler, günün birinde, denizaltıların önemli işlerde kullanılabileceği gerçeğini ortaya koymuştu Bu tarihten sonra, ufak tefek değişikliklerle birçok denizaltı yapılıp denendi Fakat yapılanların henüz hiç biri pratikte kullanılabilecek mükemmeliyette değildi Denizin altında kalma süreleri çok az olduğu gibi, hareket kabiliyetleri de azdı 1776 da Amerikalı David Bushnell,daha önce yapılanlara benzemeyen daha gelişmiş bir denizaltı yapmayı başardı Kaplumbağa adını verdiği bu denizaltının dikey ve yatay olmak "üzere iki tip pervanesi vardı Ancak bu pervaneler elle çalıştırıldığından sürati çok azdı Pratikte herhangi bir amaç için kullanılması düşünülemezdi![]() |