GuncelMekan.com

Güncel Mekan

Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

GüncelMekan'ın En Büyük Genel Kültür Arşivi

Genel Kültür icinde GüncelMekan'ın En Büyük Genel Kültür Arşivi konusu , arkadaşlar bir çok konu var o yüzden ulaşmak istediğiniz bilgiyi F3 tuşuna basarak anahtar kelimeler girerek daha rahat bulabilirsiniz Alyuvarlar Nedir? Kanın onda dokuzundan fazlası alyuvarları kapsar Bunlar öylesine küçüktür ...

Geri git   GuncelMekan.com >
..:: Eğitim & Kültür & Güncel Köşe ::..
> Eğitim Köşesi > Genel Kültür

Anlık İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 07-22-2008
UA DεLтA Fσяcε - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Nerden: SoNSuZLuGuN SoNuNDaN
Mesajlar: 809
UA DεLтA Fσяcε is a jewel in the roughUA DεLтA Fσяcε is a jewel in the roughUA DεLтA Fσяcε is a jewel in the roughUA DεLтA Fσяcε is a jewel in the rough
Question GüncelMekan'ın En Büyük Genel Kültür Arşivi


arkadaşlar bir çok konu var o yüzden ulaşmak istediğiniz bilgiyi F3 tuşuna basarak anahtar kelimeler girerek daha rahat bulabilirsiniz


Alyuvarlar Nedir?

Kanın onda dokuzundan fazlası alyuvarları kapsar Bunlar öylesine küçüktür ki,büyükçe bir damla kanda 250 milyon dan fazla alyuvar vardır Alyuvarlar disk biçiminde olup, kenarları dışa doğru kabarıktır Alyuvarlarda "emoglobin" diye tanımlanan bir öz (cevher) bulunur Emoglobin, demir bileşiği bir maddedir Ciğerlerden gelen oksijenle çok iyi birleşir Alyuvarların görevi oksijeni vücudun bütün kısımlarına taşımak,orada bulunan hücrelere ulaşarak onlara oksijen sağlamaktır

Emoglobin oksijenle birleşince iyice kırmızılaşır Bir kesikten akan kanın daima kırmızı olması, havanın oksijeniyle birleşen emoglobin nedeniyledirAlyuvarlar sadece elli ile yetmiş gün arasında yaşarlarDevamlı olarak yenilenmeleri,yani yerlerini yenilerinin alması gereklidir Bir kemiğin iç yapısındaki kırmızımsı dokunun,kırmızı kan hücreleri dolayısıyla olduğunu öğrenmiştik Bazı kemiklerin iliğinde de kırmızı hücreler oluşur

Alyuvar eksikliği çeken bir kimsede "anemi" olduğu söylenir Genellikle halsiz ve incedir Çünkü vücut hücreleri, yeterince oksijen alamaz Anemi hastalıkları, hasta kişinin besin maddelerinde "demiri bol" şeylerin arttırılmasıyla tedavi edilirler

Görüldüğü gibi,alyuvarlar vücut sağlığı bakımından son derece önemli bir unsur niteliğindedirler


Anestezi Nedir?

Genel anlamda anestezi,ameliyat,ya da herhangi bir cerrahı müdahale öncesi, insan ve hayvanların vücudunun bütününde veya belirli bir kesimindeki duyunun (hissin) yok edilmesi demektir

Bunların dışında bir de kendiliğinden, bazı nedenler dolayısıyla olan anestezi hali varsa da, konumuzun dışında kalmaktadır Özel ve belirli bir amaçla uygulanan anestezi iki çeşittir :

1 - Genel anestezi:Bu tür anestezide,hastanın acı,ağrı duymaması için uygulanan şey, vücudun bütünündeki duyuyu geçici bir süre için yok eder Kullanılan anestezi maddesi, sinir sisteminin bütününü etkiler Halk arasında bu tür anestezi "uyutma" diye tanımlanır

2 - Lokal (yerel-mevziî) anestezi: Vücudun sadece müdahale edilecek bölgesinde geçici bir duyusuzluk (hissizlik) yaratır O bölgede acı duyulması önlenmiş olur

Anestezide ana amaç,acının kontrol altına alınmasıdır İnsanlar,çok eski tarihlerden beri bu alanda bazı uygulamalar yapmışlardır M S birinci yüzyılda yazılmış olan bir tıp kitabında, "uyutucu" bazı ilaçlardan söz edilmiştir Doğu'da aynı uygulamanın bu tarihten önce de yapıldığını güvenilir kaynaklardan biliyoruz Belirli bazı otlar,gazlar,yağlar,hatta hipnotizma (ipnotizma),geçmişte yaygın ölçüde anestezi uygulamaları olarak kullanılmıştır

Modern anestetikler (kloroform,nitrik asiteter ve etileni kullanılmadan önce bütün ameliyatlar hastaya dayanılmaz acı verir,dolayısıyla ameliyatın iyileştirici etkisine karşı bir dayanıksızlığa sebep olurdu Modern cerrahî, ancak acının azaltılması,hastanın sükûn ve dayanıklılığının sağlanabilme-sinden sonra yüksek oranda başarılı sonuçlar vermiştir

Daha yukarda değinmiş olduğumuz gibi, anestetik maddelerin çoğu gazdır Bunu koklayarak soluyan hasta, geçici bir süre için bilincini kaybeder Başka türlü söylemek gerekirse kendinden geçer Ayrıca, kan dolaşımına enjekte edilen (iğneyle verilen) anestetik maddeler de vardır Özellikle "lokal -yerel" anestezi, ameliyat edilecek uzuva ve çevresine bu bölgedeki duyuyu geçici bir süre için öldürecek ilaçların enjeksiyonuyla yapılır

Lokal-yerel anestetik olan kullanılan ilaçların en önemlileri, kokain, novakain, morfin gibi maddelerdir Bir hastaya anestezi uygulanmasında dikkat edilecek en önemli husus, hastanın vücudunun (kalbinin, ciğerlerinin, sinir sisteminin, vs) durumunu, tepkilerini önceden kontrol etmektir

Arşimet Kimdir?

Bundan 2000 yılı aşkın bir süre önce, eski Yunanistan Via Siraküze şehrinde bir bilim adamı,herkese açık genel bir hamamda suyla dolu banyo küvetine girmişti Arkasına yaslanıp da, suyun banyo küvetinin yanlarından dışarı aktığını görünce aklında parlak bir fikir kıvılcımlandı

-Evreka,evreka,diye bağırarak küvetten fırladıBir hamam havlusuna sarındı ve doğru evine koştu

Bilim tarihine geçen bu banyo olayındaki adam, "evreka, evreka"yani "buldum,buldum" diye sokaklarda koşan ünlü Yunan bilgini, Arşimet�ten başkası değildi

Arşimet'in küvetteki suyu gözlerken farkına vardığı gerçek, bu olguyla bulduğu şey,uzun süreden beri üzerinde çalıştığı, cevap aradığı bir sorunla ilgiliydi Yunan Kralı Hiero , saray kuyumcusuna yeni bir taç hazırlamasını emretmişti Bunu yapması için de belirli miktarda altın verilmişti Kral, kuyumcunun altının bir kısmını çaldığından ve onun yerine daha ucuz olan gümüş kullandığından şüpheleniyordu Saray bilgini Arşimet'ten de gerçeği ortaya çıkarmasını istemişti

Arşimetmadenlerin değişik ağırlıkları olduğunu biliyordu Küçük bir altın küpü,boyutları aynı olan gümüş bir küpten daha ağırdı Altından tacı eritip boyutları belirli bir tüp kalıbına dökebilir ve bunun ağırlığını aynı boyutlarda gümüş bir küpün ağırlığıyla kıyaslayabilirdi Fakat bu durumda taç bozulacaktı Onun için başka bir çare bulması gerekiyordu

Banyo yaparken farkına vardığı gerçek şuydu Küvete girdiği zaman,küvette bulunan suyun seviyesi yükselmişti Başka türlü söylemek gerekirse, vücudunun ağırlığı (kitlesi),belirli miktarda bir su kitlesinin yerini almıştı

Bunun üzerine hemen evine koşup bazı deneyler yaptıÇok geçmeden, değişik maddelerin aynı miktar suyun yerini almadığını gördü Altın gümüşten ağır olduğu için, saf altından yapılmış bir küp, saf gümüşten yapılmış bir küpten daha küçüktü Arşimet, altın küpün gümüş küpten daha az suyun yerini aldığını gördü

Tacın yapısında gümüş olup olmadığını bulmak için bu ilkeden yararlanmayı düşündü Bir su kabına, tacın ağırlığına eşit miktarda altın,başka bir kaba gene tacın ağırlığına eşit miktarda gümüş,üçüncü bir kaba da tacın kendini koyduYaptığı deneyde, tacın altından daha fazla ve gümüşten daha az su kitlesiyle yer değiştirdiğini ortaya yıkardı

Bu sonuca göre, taç sırf altın veya sırf gümüşten yapılmamıştı Bunların karışımından yapılmıştı Arşimet'in buluşuyla, kralın kuyumcusu sadece işinden değil hayatından da oldu

Arşimet böylelikle kralın derdini halletmişti ama,deneylerine son vermedi Katı maddelerin bünyesine ilişkin en önemli bilgileri,bir kapta yer değiştirdikleri su miktarını ölçerek, bundan vardığı sonuçlarla ortaya koydu "Arşimet Kanunu" diye tanımlanan bu ilke,aradan yirmi yüzyıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen bilim adamları tarafından yapılan bazı hesaplamalarda hâlâ güvenle uygulanmaktadır

C) çağdaki filozofların ve matematikçilerin çoğu,düşüncelerini kuramsal (teorik) olarak ortaya koymakla yetinirlerdi Bunların doğruluğunu ispatlamak çabasına girişmezlerdiArşimet, çalışmalarını ve vardığı sonuçların doğruluğunu deneyle re dayandırıyordu

Arşimet'in,çok büyük ağırlıkları çok küçük bir çabayla hareket ettirebilen bir makine yaptığı da ona ilişkin söylentiler arasındadır Söylentiye göre, Arşimet bu makinenin kasnaklarından geçirilen,bir ucu yüklü bir gemiye bağlı bir zincirin öteki ucunu Kral Hiero'ya uzatmıştı Kral Hiero da zinciri çekmiş ve büyük bir şaşkınlıkla koca geminin hareket ettiğini görmüştü

Bir süre sonra, Romalılar Siraküze şehrini kuşatmışlardı Yunanlılar, Roma gemilerine karşı Arşimet'in bu makinesinden yararlandılar Büyük kancalarını, kıskaç görünüşündeki kollarını denize doğru indiren ve Roma gemilerini böylece kavrayıp havaya kaldıran makine,onları kayalıkların üzerine atarak parçalanmalarını sağlıyordu Arşimet'in bir başka uygulaması da,dev büyüteçlerle Roma gemilerinin üzerine güneş ışığını düşürmesi ve gemileri yakmasıydıBilim tarihinde ölümsüz yeri olan Arşimet, matematik ve geometri konusunda çok değerli eserler yazmıştır

İsa'dan önce 212 yılında Romalılar nihayet Siraküze şehrine girmişler, Roma ordusunun komutanı Marcellus,bu büyük bilim adamına dokunulmamasını emretmişti Pazar yerinde toprağa çizdiği bir daireyle ilgili hesaplar yapan büyük bilim adamı sarhoş bir Romalı asker tarafından öldürüldü


Ateş Nedir?

Yanmanın bilimsel adı "ateşlenme" dir Ateşlenmenin değişik türleri vardır Fakat genellikle çok basit sayılabilecek bir olay meydana gelmektedir Ateşlenme, havadaki oksijenin "yanabilecek" nitelikte bir maddeyle birleşmesinin sonucudur

Bu tepki ısı üretir İşlem çok süratli olmuşsa, alevleri görürüz Ya da yoğun bir kızarıklığın oluştuğunu fark ederiz Bir patlamada olduğu gibi, ateşlenmenin kendini hissederiz Ağaç veya kağıt oksijenle birleştiğinde, kaçınılmaz bir şekilde alevler meydana gelir Fakat otomobillerimizin motorunda da bir "ateşlenme", içten bir yanma olur Burada,benzin havadan alınan oksijenle yanar

Otomobil motorunda yanma işlemi öylesine hızlıdır ki, buna "patlama" diyebiliriz Buna karşılık, çok yavaş tempolu, farkına varmamız için yılların geçmesi gereken "yanma" 1ar vardır Sözgelimi bir demir paslandığı zaman, aslında çok yavaş bir yanma söz konusudur

Yavaş bir yanma olduğunda, bunun sonucu ısı havaya Kaçamadığı zaman, sıcaklık aktif yanmanın başladığı bir ısı derecesine ulaşır Bu da "kendiliğinden ateşlenme" diye tanımlanır Kapalı bir yerde bırakılmış petrollü paçavra yığınlarını düşünelim Petrol yavaş yavaş oksitlenme veya yanma sonucu bir sıcaklık meydana getirir Bu sıcaklık dışarıya sız amaya cağından, paçavraların alev alabileceği bir dereceye kadar yükselir Ateşlenme için varlığı gerekli olan oksijentabiatta en yaygın ölçüde bulunan elemandır Çevremizi kuşatan havada yaklaşık olarak % 21 oksijen vardır Bu oksijen, yanma işlemi için her zaman hazır durumdadır

Herhangi bir madde ne kadar "yanıcı" olursa olsun,yanma işleminin gerçekleşmesi için oksijen gereklidir Aynı şekilde, yanma işleminin gerçekleşmesi bakımından bazı maddeler de oksijen kadar gereklidir Bu maddeler "yanıcı" diye tanımlanır Belirli yanıcı maddeler, ateşlenme-yanma işleminde "yakıt" olarak kullanılır Ağaç (tahta, odun),kömür,petrol,benzin, belirli gazlar, en belirli yakıt maddeleridir

Ateşlenme (yanma) esnasında,havadaki oksijenin iki atomu, yakıt maddenin bir karbon atomuyla birleşir "Karbondioksit" diye tanımlanan yeni bir maddenin molekülünü meydana getirir

Nitekim vücudumuzda ısı ve enerji meydana getirmek için olan yanma işlemi sonucu üreyen karbondioksit, verdiğimiz solukla havaya gitmektedir

Atomu Kim Keşfetti?

Eski Yunanlılar,bütün maddelerin atomlardan oluştuğuna inanırlardı Gerçekte, Yunanca asıllı "atom" kelimesi "bölünemez" anlamına geliyordu Yunanlılara göre, herhangi bir madde ne kadar bölünürse bölünsün (NOT:burada, bölünmekle "parçalanmak",daha ufak parçalara ayrışmak kastedilmektedir), sonunda hiç bölünemeyecek bir zerresi ortaya çıkacaktıBu en ufak ve daha öteye bölünemez zerre de "atom"du

Yunanlıların bu inancına rağmen, atomu onların keşfettiğini söyleyemeyiz Her şeyden önce, Yunanlıların bu konudaki inancı bilimsel olmaktan uzaktı Bilimsel deney ve gözlemlere dayanmıyor,onlarla desteklenmiyordu

Bildiğimiz anlamda atom,bilimsel gözlemler, kuramlar sonucu öğrenilmiştir 19 yüzyılın başlangıcına kadar, maddenin ve cevherinin (özünün)yapısı hakkında sadece filozofların öğretileri vardı Sonra John Dalton adında bir İngiliz kimyacı ve matematikçi,ilk kez bilimsel atom kuramından (teorisinden) söz etti Yıl 1803 de

John Dalton dikkatli bir deneyciydiÇeşitli gazlardan aldığı örnekleri tarttı ve ağırlıklarının farklı olduğunu gördü Gazların da, katı cisimler ve sıvılar gibi inanılmaz küçüklükte zerreciklerden oluştuğunu keşfetti Bu küçük zerrecikleri "atom" diye adlandırdı Dalton değişik elemanların atomlarının değişik özelliklerde ve farklı ağırlıklara sahip olduğunu açıkladığı zaman, atomla ilgili açıklama ve çalışmalar bilimsel bir nitelik kazanmış sayılırdı

Buna rağmen,bir atomun tam anlamıyla ne olduğu ve fonksiyonları hâlâ gereğince açıklanmamıştı Hemen hemen yüz yıl sonra,Ernest Rutherford adındaki başka bir İngiliz,güneş sistemine benzer, onunla kıyaslanabilecek bir tanımlama yaptı Merkezde pozitif elektrik yüklü bir çekirdek (nükleus) ve bunun çevresinde yer almış olan negatif elektrik yüklü elektronlara ilişkin açıklamalarda bulundu

Bugün,bilim adamları atomun elektronlar,protonlar,nötronlar,positronlar,nötrin onlar,mesonlar ve hiperonlardan meydana geldiğine inanmaktadırlar Gerçekte, atomun göbeğinde 20 den fazla ayrı zerrecik bulmuşlardır Gene de,atomun her şeyi izah edebilecek,buna yardımcı olacak bir tek tam resminin bulunmadığını özellikle belirtelim

Eınsteın Kimdir?

Hayatlarını, çalışmalarını,buluş ve eserlerini okuyup öğrendiğiniz bilim adamlarının çoğu,mikroskoplar, teleskoplar , bir takım makineler ya da laboratuar aletleriyle çalışmışlardır Sorunlarını çözmek,düşüncelerini,tasarılarını,fikirlerini gerçekleştirip uygulamak için deneyler yapmışlardır

Albert Einstein (Aynştayn)başka tür bir bilim adamıdır İcatlarını, buluşlarını laboratuarda değil, kafasının içinde,aklında yapan kuramsal (teorisyen) bir fizikçidirAynştayn, teorilerini ispatlamak için deneyler yapmak gereğini duymamıştır Bütün dehasını,yeteneklerini,fikirlerini geliştirmek karşısına aldığı soru ve sorunları cevaplayıp çözümlemek , düşüncelerini matematik formüllerine dönüştürmek, böylece ortaya koymak yolunda harcamıştır

Aynştayn�ın bazı teorileri, bu teorilerin ileri sürüldüğü , ortaya konulduğu zamanın çok ilerisindedirÖyle ki,söz konusu teorilerin uygulamaya dökülebilmesi için, bilimsel araç ve gereçlerin daha gelişmiş, daha mükemmellerinin icat edileceği zamana kadar uzun yılların geçmesi gerekmişti Bu teorilerden birinde hiç kimsenin görmemiş olduğu belirli bir yıldızın varlığı öne sürülüyordu Bir başka teori, evrende bulunan bütün maddelerin en küçük parçası,bölünmez cüzü olarak kabul edilen atomla ilgiliydi Gerçekte atomun daha küçük zerreciklerden oluştuğu açıklanıyordu Nitekim her iki teorinin de doğru olduğu ispatlanmıştır

Albert Aynştayn,dünyaya,insanlığa,evrenin kanunlarının açıklanmasında yardımcı ve yararlı olan sayısız yeni matematiksel formül vermiştir Işık, enerji, hareket, yerçekimi, uzay ve zaman gibi esrarengiz kavramlar konusunda, bunların anlaşılması,çözümlenmesi bakımından,dünyaya Aynştayn kadar yararlı olmuş bir kimse daha yoktur

Aynştayn, Almanya'da küçük bir şehir olan Ulm'da doğmuştu Babasının küçük bir elektrik aletleri fabrikasına sahip olduğu Münih şehrinin varoşlarında (dış, kenar mahallelerinde)yetişti Çocukkenilerde nasıl bir adam olacağının en ufak belirtilerine sahip değildi Öğretmenleri onu �donuk,zihni tersine işleyen" bir çocuk diye tanımlıyorlardı

Gerçekte Aynştayn son derece zekiydi12 yaşındayken kendi kendine geometri öğrenmişti



ATOM BOMBASININ TEMEL FORMÜLÜ

2 Dünya Savaşı'na kesin son sağlayan atom bombası, Aynştayn'ın 1905 yılında ortaya koyduğu bir gerçeğin ürünüdür Eskiden bir maddenin yaratılamayacağı ve yok edilemeyeceği kuramı geçerliyken, Aynştayn maddenin enerjiye ,enerjinin de maddeye dönüşebileceğini ileri sürmüştür

E =enerji M= kitle C=ışığın hızı

olarak kabul edildiğinde,bu gerçeği

E=MC2

formülü ile ortaya koymuştur



Babası fabrikada çalışması için zorladıFakat Aynştayn öğrenimine devam etmek arzusundaydı Özellikle matematik ve fizikle ilgileniyordu

Bir fizik öğretmeni olmağa karar verdi İsviçre'de Zürih şehrine gitti Orada Politeknik Akademisi'ne girdi İyi dereceyle mezun oldu Öğrenimini tamamlarken,sonradan eşi olacak Mileva Mareç adında bir öğrenciyle de tanışmıştı

Okulu bitirdikten sonra fizik öğretmeni olarak uygun bir iş bulamadı Özel dersler veriyordu ama el ine, geçen para azdı Ancak o da güçlükle boğazına yetiyordu 1902 yılında, İsviçre Patent Ofisinde memur oldu İşin parası azdı ama kolaydı Çok az vaktini alıyor, asıl ilgilendiği şeylerle meşgul olabilmesi için bol zamanı kalıyordu

Bundan sonraki üç yılın her dakikasını,zaman ve uzay konusunda yeni matematiksel açıklamalar getirecek bazı formüller üzerinde harcadı 1905 yılında henüz 26 yaşındayken, kendine dünya ölçüsünde ün kazandıracak olan "İzafiyetin Özel Teorisi" isimli eserini bastırdı Bazı bilim adamları,bu eseri "dünya tarihinde en önemli belge" diye tanımışlardır

Aynştayn'ın İzafiyet Teorisi, bilim adamı arkadaşları arasında pek coşkuyla karşılanmadı Bunun nedeni, onların kendi çalışma ve eserlerindeki nice yanlış ve yanıltının ortaya dökülmesiydi 1912 de karşı tavır silindiHerkes onun büyüklüğünü kabul etti Teorisi çok karmaşıktı Fakat matematikçilerin ve fizikçilerin uzun yıllardan beri bocaladıkları,çözümleyemedikleri sayısız sorunu cevaplandırıyordu

İsviçre Patent Dairesindeki silik,belirsiz katip,dünya çapında ün kazanmıştı Avrupa üniversitelerinde dersler vermeğe çağrıldı Profesörlerden biri "yeni bir Kopernik doğmuştur" dedi 1914 yılında, Berlin Üniversitesinde fizik profesörü oldu Orada, Nobel Armağanını kazandığı 1921'e kadar dokuz yıl kaldı

1933 yılında ansızın bütün hayatı yön değiştirdi Adolf Hitler adında hırslı,kana susamış bir çılgın, Almanya'da diktatör olmuştuHitler ve omuzdaşları,"üstün Cermen ırkı" saplantısıyla Yahudilere karşıydılar Aynştayn Hitler'e ve Nazilerin zorbalıklarına, zulümlerine karşı bir tavır takındı Hitler de onun evini yıktırdı, malına mülküne el koyduTutuklanması için büyük paralar vaat etti Dünyanın onurlandırdığı Aynştayn,yersiz,yurtsuz bir mülteci durumuna düşmüştü Sonra Amerika'dan çağrıldı 1933 yılında Princeton'a geldi 22 yıl orada yaşadı 1940 yılında Amerikan vatandaşlığına geçti

1945 yılında 2 Dünya Savaşını sonuçlandıran atom bombası Amerikalılar tarafından atıldığı zaman,Aynştayn bilimin ölüm ve yıkımlar amacıyla kullanılmasından büyük üzüntüye kapıldı Bütün uluslara bir çağrıda bulunduBarışçı bir dünya devletinin kurulmasını istedi 1955 de öldüğü zaman 76 yaşındaydı


Atom Enerjisi Nedir?

Atomik enerji atomdan elde edilen enerjidirHer atom kendi bünyesinde bir enerjiye sahiptirBu enerji,bir atomun parçalarını bir arada tutar Dolayısıyla, atomik enerjide bir atomun çekirdeği enerjinin kaynağıdır Atom parçalandığı zaman bu enerji serbest kalacaktır

Gerçekte atomla enerji sağlamanın iki yolu vardır Bunlardan biri "fission /birleştirme",öteki ise "flssion/bölme " diye tanımlanır "Birleştirme" reaksiyonu gerçekleştiğinde iki atom bir tek atom teşkil edecek yapıdadırAtomların birleşmesiIsı formunda çok büyük miktarda bir enerjinin serbest kalması sonucunu verir Güneş tarafından yayılan enerjinin çoğu, güneşte meydana gelen "fission" işleminin sonucudurAtomik enerji sağlamanın bir başka şekli, "fission/bölünme" işlemidir Bir atom ikiye bölündüğü zaman bu işlem olmuştur Bu reaksiyon, atomların nötron gibi atomik cüzlerle (zerreciklerle) bombardımana tutulması sonucu yapılır

Nötronlarla bombardıman edilen bir atomun mutlaka bölünmesi beklenemez Aslında atomların çoğunu parçalayamayızBuna karşılık, uranyum ve plütonium atomları uygun şartlarda daima parçalanır

"U-235" diye tanımlanan bir tür uranyum ( ki " uranyum izotopu" diye bilinir),nötronlarla bombardıman edildiğinde iki parçaya ayrışacaktır Bunun verdiği enerji ne kadardır tahmin edebilir misiniz ?

Yaklaşık olarak 1 kilo kömürün yandığı zaman verdiği enerjinin bir milyon kat fazlasıdır Bu yüzden, küçük bir uranyum parçası kocaman bir geminin,bir uçağın hareketini sağlayabilir Bir jeneratörü çalıştırabilir

Görüldüğü gibi, atomik enerji insanın geleceği için eşi benzeri bulunmaz bir güç kaynağıdır


Bir Atomun Büyüklüğü Ne Kadardır?

Her şeyden önce,söze bugün atom hakkında bildiklerimizin yarına değişebileceğini belirterek başlayalım Atom parçalama (ayrıştırma) makinelerinin yapılmasıyla,bilim atom konusunda devamlı olarak yeni yeni şeyler öğreniyor

Ne gariptir ki, Yunanca asıllı atom kelimesinin karşılığı "bölünemez,parçalanamaz" anlamına gelmektedirBundan kolaylıkla anlaşılacağı gibi, eski Yunanlılar atomu maddenin en küçük parçası diye kabul etmekteydiler

Oysa,günümüzde atomun çekirdeğinde 20 den fazla muhtelif zerrecik bulunduğu öğrenilmiştirBilim adamları, atomun elektronlar, protonlar, nötronlar, positronlar,nötrinolar,mesonlar ve hiperonlardan oluşan bir yapıya sahip bulunduğuna inanıyorlar Elektronlar, çok küçük negatif elektrik yükü taşıyan zerreciklerdir Proton ise,elektrondan 1836kere ağır olup pozitif elektrikle yüklüdür Buna karşılık, nötron daha ağırdır Fakat herhangi bir elektrik yükü taşımaz Positron, yaklaşık olarak elektron büyüklüğündedir ve pozitif elektrik yükü taşır Nötrino,bir elektronun iki binde biri kadardır Elektrik yükü yoktur Mesonlar, pozitif veya negatif elektrik yüklü olabilir Hiperonlar protonlardan daha büyüktür Ancak, bunların nasıl bir arada bulunduğu veya elektrikle yüklü oluşu bizler için hala meçhuldür Bilinen şey,bu atomların elemanları meydana getirdiği ve birbirlerinden farklı olduğudur Farklılıklarının belirgin gerçeği, ağırlıklarıdır Dolayısıyla, elemanlar atomik ağırlıklarına göre gruplandırılırlar Sözgelimi hidrojenin atomik ağırlığı "l",demirinki ise "55"dir Bunun anlamı, demirin atomunun hidrojen atomundan 55 kez daha ağır olduğudur

Gene de bu ağırlıklar son derece küçüktür Hidrojenin bir tek atomu,bir gramın milyonlarca kere milyonda biridirBunu başka bir örnekle de belirtebilirizBir gram hidrojende bulunan atom sayısı, 6 sayısını izleyen 23 sıfırlı rakamla belirtilecektir

Bir hidrojen atomu,çapı yaklaşık olarak 65 metreye varacak kadar büyütüldüğü zaman, yüksekliği 15 katlı bir yapıya eşit olacaktır Aynı atomun elektronu,aşağı yukarı bir toplu iğne başı büyüklüğünü bulacaktır Bu atomun protonu ise ancak mikroskopla görülebilir



BİZİMKİ AYRILIK DEĞİL !

Yokluğunla durmadan savaşıyorum
sensizlikte kendimi bile kaybediyorum
hayatın bir oyunu deyip kalbimi avutuyorum
yine akşam oldu, buram buram hasretin yüreğimde
hiçbişey senin yerini doldurmuyor ki,
çok geceler oldu uyayamadığım
kabuslarla birden uyandığım
yokluğunda ağladığım;ama yılmadığım
saymadım gittinden beri geçen zamanı
döneceksin birgün biliyorum

şimdi sessizliğe bürünmüş lal misali
yollarını özlemlerimle beraber gözlüyorum
şimdi tek sırdaşım kağıtlar oldu
şimdi tek tesellim resimlerin oldu
şimdi tek sevdiğim yokluğunda bile sen oldun
şimdi hayalin bile güzel geliyor

yapraklar dökülüyor,mevsimlerden sonbahar
sonbahar için ayrılık derler ya
ben biliyorum ki bizim sonbaharımız olmayacak
bizimki ayrılık değil
bizimki ayrığa direnecek

Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 07-22-2008
UA DεLтA Fσяcε - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Özel Üye
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Nerden: SoNSuZLuGuN SoNuNDaN
Mesajlar: 809
UA DεLтA Fσяcε is a jewel in the roughUA DεLтA Fσяcε is a jewel in the roughUA DεLтA Fσяcε is a jewel in the roughUA DεLтA Fσяcε is a jewel in the rough
Thumbs up

Cam Nasıl Keşfedildi?

Pencerelerimizden güneşin girmesini, dışarının görüşebilmesini sağlayan, sofralarımızda bardak, su şişesi yapısında bulunan, daha bir çok yerlerde kullanılan camın tarihi çok gerilere kadar uzanmaktadır

Ancak camın ilk olarak ne zaman ve nerede yapıldığına ilişkin kesin bir fikrimiz yok Camın yapımında temel maddeler olarak kullanılan kum, soda külü (veya potas) ve kireç, yüksek ısıda birlikte eritilir Bu maddeler dünyanın çok yerinde fazla miktarda bulunabileceği için, cam yapımı da söz konusu çevrelerdeki ülkelerden herhangi birinde keşfedilmiş olabilir

Bazı kaynaklara göre,bu keşfin onuru eski Fenikelilere verilmektedir Sözde bir geminin mürettebatı, Suriye'deki bir nehrin ağzında karaya çıkmış Yemek pişirmek için hazırlık yaptıklarında,kaplarını desteklemek, üzerine oturtmak için taş bulamamışlar Geminin ambarındaki-bir cins sodyum bileşimi olan-güherç ile kalıplarından yararlanmayı düşünmüşler

Ateş güherçileyi eritmiş,çevredeki kumla karışan eriyik sodyum bileşiği, sıvı cam halinde akmağa başlamış

Bu söylenti ne ölçüde doğrudur, gerçeğe uyarlığı nedir kesinlikle bilemeyiz Fakat Suriye'nin cam yapımının eski kaynaklarından biri, belki de birincisi olduğu gerçektir Ticaret konusunda ünü dünyayı tutmuş Fenikeliler, Akdeniz çevresindeki bütün ülkelere camdan yapılmış şeyler satarlardı

İlk çağlarda cam yapıldığı bilinen bir başka ülke de Mısırdır Orijini İsa'dan 7000 yıl önceye kadar uzanan eski Mısır mezarlarında, cam boncuklar ve süs eşyaları bulunmuşturAncak,bunların Sıriye'den gelmiş olması da düşünülebilir

Bildiğimiz kadarıyla İsa�dan 1500 yıl önce Mısırlılar kendi camlarını yapıyorlardı

Mısırlılar dövülüp ufalanmış kuvartz taşlarını kumla karıştırır ve camın rengini değiştirirlerdi Zamanla,bu karışıma kobalt,bakır ya da manganez katmayı da öğrenmişlerdi Böylelikle, canlı mavi, yeşil veya mor renklerde camlar elde edebiliyorlardı

İsa'dan önce 1200 yıllarından sonra,Mısırlılar cama şekil vermeyi de öğrendiler Fakat boruyla üflenerek camın şekillendirilmesi, Hıristiyanlığın ilk dönemlerine ait bir uygulamadır

Eski Romalıların da cam yapımı konusunda hayli usta oldukları bilinmektedir Romalılar camdan dekor ve süsleme unsuru olarak büyük ölçüde yararlanmışlar, duvar kaplamaları için ince cam panolar (ilkel vitray taslakları) bile yapmışlardı

Hıristiyanlık döneminde,cam artık pencerelerde kullanılmaya başlamıştı Üzerinde tarihi yazılı en eski cam, M Ö 1551 -1527 yıllarında yaşayan Firavun Amenhotep'e ait iri bir boncuktur Bu boncuk şimdi, İngiltere�de Cboford müzesindedir

Dikiş Makinasını Kim İcat Etti?


Dikiş bütün insanlık için öylesine önemli bir şeydi ki, bu alanda pratik kolaylıklar ve seri yapım sağlayacak bir makinenin icadı kaçınılmaz bir sonuçtu İşte bu noktada, dikiş makinesinin kimin tarafından icat edildiği sorusu karşımıza çıkmaktadır

Dikiş makinesinin icadının tarihçesi, gerçekten tam anlamıyla trajiktir İlk dikiş makinesi Thomas Saint adında bir İngiliz tarafından icat edilmiştir 1790 yılında, Thomas Saint daha ziyade deri üzerinde çalışmak amacıyla tasarlanmış bir makinenin patentini (buluş ruhsatını) aldı Fakat hiç kullanılmayan bu makine, mucidine en ufak bir yarar sağlamadı

Daha sonra 1830 yılında, Barthelemy Thimmonier adındaki yoksul bir Fransız terzisi, modern makinelere daha çok benzeyen bir dikiş makinesi icat etti Bu makine Fransa'da kullanıldı Ancak, el dikişiyle geçinen kalabalık topluluklar işlerini kaybetmek korkusuna kapıldılarMakinelerin yapıldığı atölyeleri bastılar Yerle bir ettiler Thimmonier tam bir yoksulluk içinde öldü

Hemen hemen aynı tarihte, New York'ta Walter Hunt adında bir adam, kan camsı, eğri bir iğneyle çalışan bir dikiş makinesi icat etmişti Bu iğnenin ucunda bir delik vardı İpliğin ilmiği bu delikten geçiyordu Fakat Walter Hunt makinesi için patent almamak hatasını işledi

Böylece 1851 yılı gelip çattı New York'un ünlü eğlence merkezi Broadway'deki "Orpheum" Tiyatrosunda yeni sahnelenecek bir operanın kostümleri hazırlanıyordu Kostümleri hazırlamakla görevli iki dikişçi kız, üzüntünün ağır bastığı bir telaş içindeydiler Başrolü oynayacak sopranonun kostümü, oyunun başlamasına iki saat kaldığı halde yetiştirilememişti O esnada, orta boylu, esmer bir adam ilgililerin yanına geldi ve kostümü "yarım saat sonra" getireceğini söyledi Nitekim bu sözünü gerçekleştirdi de

Orta boylu, esmer adamın adı İsaac Singer'di Amerika'ya Hollanda'dan göç etmişti Mekanik işlere büyük merakı vardı Önceleri küçük bir atölye açmış, sonra işini genişleterek Boston'da bir fabrika kurmuştu Halen, elinde kendi tarafından tasarlanıp yapılmış bir dikiş makinesi vardı İsaac Singer,kendi yapımı dikiş makinesi için patent de almıştı Fakat Elias Howe adında bir başkası ortaya çıkarak, İsaac Singer'i kendi buluşunu çalmakla suçladı Avukatı George Bliss'in aracılığıyla büyük bir tazminat istedi

Böylece açılan mahkeme tam üç yıl sürdüSonunda mesele anlaşıldı Howe'un elindeki makine,on iki yıl önce tanımış olduğu Walter Hunt'a aitti Walter Hunt,kendi buluşu olan makinenin planını Elias Howe'a vermişti Daha önce de belirttiğimiz gibiHunt'ın makinesi mekikliydi Oysa İsaac Singer'inki tamamen farklı, geliştirilmiş bir dikiş makinesiydi

Duruşmalar sonunda,davayı İsaac Singer kazandı Günümüzde en yaygın ölçüde kullanılan dikiş makineleri de onun adını taşımaktadır

Dinamit Nedir?

Dinamit Nedir?

1846 yılında, Ascanio Sobrero adında bir İtalyan kimyacısı, gliserini sülfirik asit ve nitrik asitle karıştırarak,"nitrogliserin" adını verdiği, sıvı halinde son derece etkili ve tehlikeli bir patlayıcı madde yapmıştı Bu sıvı patlayıcı ve en ufak sarsıntıya karşı çok duyarlı olduğundan,taşınması ve kullanılması son derece sakıncalıydı

Alfred Nobel adında İsveçli bir kimyacı,nitrogliserin'i belirli ölçüde tehlikesiz kılmanın yolunu ancak yirmi yıl sonra buldu Düşüncesini uygulayarak, nitrogliserini, "İdeseiguhr " denilen bir tür kumlu toprakla karıştırdı ve buna " dinamit" adını verdi Dinamit deyimi, Yunanca "güç,kuvvet" anlamına "dynamis "kelimesinden geliyordu Daha sonraları, söz konusu kumlu toprak yerine talaş,un,magnezi ve sodyum karbonat kullanıldıBöylece, nitrogliserinin daha az duyarlı ve tehlikeli olması sağlanmıştı

Esas (temel)unsurlarının karışımıyla meydana gelen dinamit,hamur halinde plastik gibi,camcı macununu andıran bir görünüş alır Sonra çapı yaklaşık olarak 5 santim, uzunluğu 20 santim olan çubuklar haline getirilir Her çubuk su geçirmez kağıtla sarılır Su geçirmez kağıt aynı zamanda parafine batırılmıştır Yol ve büyük binaların yapımında,barajlar için, tüneller açmak amacıyla delinmez, aşılmaz kayalıkların havaya uçurulmasında kullanılan dinamit, bu tür uygulamalarda insanlık için çok yararlıdır Ancak, kötü, yıkıcı,öldürücü amaçlarla da kullanılır

Alfred Nobel, buluşunun karşılığında milyonlara sahip olmuş, buna rağmen,dinamitin kötü ve ölümcül amaçlarla kullanılması ihtimalini hiçbir zaman aklından silememişti Bunun savaşlarda öldürücü bir silah niteliğiyle kullanılabileceğinin farkındaydı, insanlığı daha barışçı bir yolda yürümeğe sevk etmek için,servetiyle "Nobel Armağanı" denilen uluslararası bir kurum tasarladı Bu kurumun denetimi İsveç Hükümetinin elinde olacaktı Her yıl çeşitli konularda ve dallarda (tıp, matematik, fizik, edebiyat, politika ve diplomasi gibi ) insanlığa en yararlı olduğu kabul edilen ve özel bir kurul tarafından seçilen kimseler, o konuda veya dalda "Nobel Armağanı"nı alacaklardı

Dinamo Nedir?

İngiliz fizik bilgini Michael Faraday, 1831 yılında yaptığı bir deney esnasında,bakır tel türünden bir iletkeni bir mıknatıs yakınında hareket ettirmekle elektrik akımı meydana getirilebileceğini keşfetmişti Bilim dilinde "jeneratör" diye tanımlanan "dinamo"nun temel çalışma ilkesi, işte bu keşfe dayanmaktadır

Basit ve kısa bir tanımlamayla ,dinamo mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren makinedir Teknoloji çağının en büyük unsuru olan elektrik akımı çoğunlukla dinamolar ta rafından sağlanır

Dinamolar kullanıldıkları amaçlara göre değişik boyarlarda olabilir Bir otomobilde gerekli elektrik akımını sağlayacak dinamoyla, büyük bir şehrin elektrik ihtiyacını karşılayan dinamonun aynı boyutlarda olmayacağı tabii bir şeydir

Dinamolar iki türdür Bu türlerden biri "doğru akım",tekiyse "alternatif akım" meydana getirir

Hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın, bir dinamo temelde iki kısımdan meydana gelir:

1 - Duraç (Stator bobin)

2 - Döneç (Döner bobin)

Doğru akım verecek dinamolarda ayrıca bir kollektör ve madeni fırçalar bulunmaktadır Dinamolarda kuvvetli bir manyetik alana ihtiyaç olduğu için,bunu oluşturacak elektrik mıknatısı kullanılır Buna karşılık, "manyeto" denilen küçük dinamolar sabit mıknatıs kullanılarak çalışır

Endüstri alanında kullanılan dinamolar,büyük enerji meydana getirmek zorundadırlar Dolayısıyla, bunlarda dört,altı, sekiz,yerine göre daha fazla kutup kullanılır Bu tür dinamolarda, döneçler bir merkez (bir eksen) çevresinde birleştirilmiş ayrı bobinler yapısındadır Alternatif akım sağlayan dinamolar (alternatörler),döneçleri bakımından değişiklik gösterirler Bu tür dinamolarda,döneçler genellikle her manyetik alan için iki,üç bobin ihtiva eder Söz konusu bobinler, birbirleriyle ayrı bir "endükleme" devresi meydana getirecek şekilde birleştirilmiştir Bobin sayısına göre, iki ya da üç alternatif akım meydana getirirler Bu nedenle de, alternatif a kim sayısına göre "iki fazlı" veya "üç fazlı" alternatörler olarak tanımlanırlar

Dinamoların kullanılış alanı çok yaygındır Bunlara aynı zamanda "jeneratör" denilmesinin nedeni, mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürmek suretiyle elektrik akımı yaratmalarıdır "Jeneratör" de "meydana getirici " anlamına kullanılan bir deyimdir

Dizel Motorunu Kim Buldu?

Bazı taşıt araçları, yol ve yapı makineleri söz konusu olduğunda, bunlarla beraber Dizel motorunun adı da anılır Bunun nedeni, sözü edilen taşıt aracının, yol veya yapı makinesinin Dizel motoruyla çalışmasıdır Başka türlü söylemek gerekirse, Dizel motoru bu araçların ve makinelerin hareketini,çalışmasını sağlayan güç kaynağıdır Dizel motoru sadece taşıt araçlarında,yol ve yapı makinelerinde kullanılmakla kalmaz Kuvvet santrallerinde,büyük yolcu gemilerinde,trenleri çeken lokomotiflerde,fabrikalarda da kullanılmaktadır

Dizel motoru da,aslında benzin motorları gibi içten patlamalıdır Söz konusu patlama,bir silindirin içindeki yakıtın yanmasıyla olur Patlamayla oluşan gazlar silindirin içindeki bir pistonu harekete getirir Yani ısı enerjisi mekanik enerjiye dönüşür

Yukarda değinmiş olduğumuz gibi, modern teknolojide Dizel motorunun uygulandığı yerler, bunlardan yararlanılan teknik çalışma alanları saymakla tükenmezKuvvet santrallerinde Dizel ayarında iş veren diğer motorlar,cıva buharı ve gaz türbinleridir Buna karşılık, cıva buharı ve gaz türbinlerinin, ağırlıkları çok fazla,taşınmaları son derece güçtür

Bütün bunları belirttikten sonra,insanın aklında belirli bir sorunun sivrilmesi tabii bir şeydir Dizel adı nereden gelmiştir? Bu motoru icat eden kimdir?Gerçekte,her iki sorunun cevabı aynıdır Dizel motoru, 1858 yılında Paris'te doğan ve Alman asıllı bir ailenin çocuğu olan Rudolph Diesel tarafından icat edilmiştir Dolayısıyla, bu motor " Dizel motoru " diye tanımlanır1858 ve 1870 yılları arasında Paris'te yaşayan,burada okula giden Rudolph Diesel,1870 de Fransa ile Almanya arasında çıkan savaş nedeniyle İngiltere'ye göç etmek zorunda kalmıştı Sonra Münih�teki Teknik Kolej'de okudu 21 yaşındayken mühendis olarak bu koleji bitirdi

Kolejdeyken,öğretmeni termodinamik profesörü ünlü Von Linde idi Von Linde, havayı sıvı haline dönüştüren ilk bilim adamı olarak tanınır Profesör Von Linde derslerinden birinde buhar makinesinin düşük randımanından söz ettiği zaman, Dizel'in aklında daha mükemmel bir motoru gerçekleştirmek fikri doğmuştu Böyle bir motorun pratik yönden daha büyük ölçüde yararlar sağlayacağını matematik olarak ispatlamış , 1893 yılında da bu tür bir motor yapmıştıMotoru çalıştırmağa kalkıştığında, ilk patlamayla motor tahrip olduFakat kompresyonla (sıkıştırmayla) ateşlemeli motorun çalışacağını ispat etmişti

1897 yılında başarıyla çalışan ilk Dizel motorunu yaptıDünya ölçüsünde ilgi ve hayranlık yarattıRudolph Diesel,buluşu olan motor sayesinde büyük bir servet kazanmıştı Gittiği her yerde saygıyla karşılanıyor, onurlandırılıyordu

29 Eylül 1913 tarihinde, Antwerp'ten hareketle Manş'ı geçecek olan (Dresden) gemisine bindi Londra'ya gidiyordu Yıldızlı,açık bir geceydi Deniz alabildiğine durgundu Ertesi sabah (Dresden) rıhtıma yaklaştığı zaman, Dr Rudolph Diesel'in kaybolduğu fark edildi Yatağı bozulmamıştı Gece boyunca onu gören kimse yoktu Yolcular ve gemi mürettebatı arasında, Rudolph Diesel'in akıbeti konusunda yararlı bilgi verebilecek bir kişi çıkmadı

Bunu izleyen bir yıl boyunca, Dr Diesel'in kayboluşu hakkında çeşitli fikirler, tahminler,ihtimaller ileri sürüldü Bazı kimseler öldüğüne inanmaktaydılar 1914 de Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle,bu büyük mucit de unutuldu

O tarihten sonra sadece Dizel motorunun adı anıldıFakat bu motoru icat eden insanı herkes unutmuştu



Elektriği Kim Buldu?

Gerçekten ilginç bir konu ve merak kaynağı olan elektrik, aslı bilinmeksizin binlerce yıl insanı meşgul etmiştir Bugün bile elektriğin tam anlamıyla ne olduğunu kesinkes biliyoruz sayılamaz

Günümüzde kesinlikle bilinen, maddenin elektrikle yüklü çok küçük zerrecikleri ihtiva ettiğidir Bu çıkış noktasından şekillenen kurama (teoriye) göre, elektrik, elektronların ya da elektrik yükü taşıyan öteki zerreciklerin hareketli bir akışıdır

"Elektrik" deyimi, Yunanca "elektron"dan gelmektedirBunun anlamını mı merak ediyorsunuz ? Yunanca "elektron" kelimesi, bildiğimiz "amber" karşılığıdır Açıklamadan da anlaşılacağı gibi, İsa'dan 600 yıl önce, Yunanlılar bir yere devamlı olarak sürtüştürülen, böylece kızan amberin ,mantar ve kağıt parçaları türünden hafif maddeleri çekebilme yeteneğini biliyorlardıBuna rağmen,1672 yılına kadar bu konuda kayda değer bir gelişme olduğu söylenemez 1672 yılında, Otto von Guericke adında bir adam,elini hızla dönen bir sülfür (kükürt) kürenin karşısına tutarak, daha güçlü elektrik üretti

1729 yılında ise, Stephen Gray,bazı maddelerin (örneğin metaller) bir yerden başka bir yere elektrik ilettiklerini keşfetti Bu tür maddeler "kondüktör-iletken" diye tanımlandılar Cam,kükürt,amber,balmumu gibi diğer bazı maddelerde elektriği taşımıyor,bir yerden bir yere iletmiyorlardıBunlara genel olarak "yalıtkan" adı verildi

Aynı doğrultuda son derece önemli bir başka adım, 1733 yılında du Fay adında bir Fransızın negatif ve pozitif elektrik yüklerini bulması olmuştur Du Fay, negatif ve pozitif şarjların (elektrik yüklerinin),iki ayrı tür elektrik olduğunu sanmıştı

Gene de, elektriğin gerçeğe en yakın tanımlamasını yapan Benjamin Franklin'dir Benjamin Franklin'in fikrine göre, tabiattaki bütün maddelerin bünyesinde "elektriksel bir akış" vardı Belirli iki madde arasındaki sürtünme, bu akıştan bir kısmının, miktar bakımından fazlalık meydana getirecek şekilde öteki maddeye geçmesine sebep oluyordu Bugün, bu akışın negatif yüklü elektronlardan oluştuğunu söyleyebiliyoruz

Elektrik konusunda en önemli gelişmelerin, 1800 yılında Alessandro Volta tarafından ilk pilin (bataryanın ) keşfiyle başladığı tartışma kabul etmeyen bir gerçektirSöz konusu batarya, ilk devamlı ve güvenilir elektrik kaynağı olmak niteliğiyle, öteki buluşlar ve uygulamalar yolunda dünyaya kılavuzluk etmiştir



Elektronik Beyin Nedir?

Bağım büyük ölçüde yararlandığımız robotların çoğu elektronik beyinli olup,bunlar (komputer) diye tanımlanırlar Yapı ve fonksiyonlarında elektronik beyinleri temel unsur olduğundan, daha genel bir şekilde "elektronik beyin " adıyla anılırlar

Computer) kelimesinin sözlükte karşılığına bakacak olursanız,matematik problemleri çözen bir makine" anlamına geldiğini görürsünüz Elektronik beyin veya komputer "düşünen makine", ya da düşünen robot" diye isimlendirilse de, bu tanımlama yanlıştır Aslında hiç bir makinenin düşünemeyeceği tabii bir şeydir

Masa üzerinde kullanılabilecek küçük boyutlulardan,bir oda büyüklüğündekilere kadar,elektronik beyinler değişik yapıda olabilirler Bunlar, çok karmaşık matematiksel problemlerin çözümünde,uzaya atılan uyduların yörüngelerini hesaplamakta, balistik roketlerin atılmasında,yükseklerdeki hava şartlarının tespit edilerek fırtınalara karşı hazırlıklı olmak bakımından kullanılırlar

Bir elektronik beyinin birkaç saat içinde çözümleyeceği bazı matematik problemler, aynı şeyi kağıt kalemle yapmağa kalkışan bir insanı hayatı boyunca meşgul edebilir

Bundan yüz yılı aşkın bir süre önce,Charles Babbage adında bir İngiliz matematikçisi,"analitik-çözümleyici" bir makine tasarlamıştı Ancak, tasarının gerçekleştirilmesi için, gerekli mekanik parçaların olmayışı,teknik yetersizlik, bu fikrin uygulamaya dökülmesine meydan vermedi 1936 yılında Profesör Howard Aiken adında genç bir Harvard Profesörü, Doktor Charles Babbage'in notlarını okumuştu Aynı fikrin gerçekleştirilebileceğini düşündü Yardımcılarıyla beraber, 1944 yılında gerçek anlamıyla çalışır durumda ilk elektronik beyini ortaya koydu

İki yıl sonra, tamamen elektronik ve genel kullanışlar için uygun,ENİAK adı verilen ilk elektronik beyin yapıldı ENIAK, bugünkü elektronik beyinlerin hepsinin büyükbabası sayılabilir ÜNİVAK, MANİAK, ÜNİKALL, MİNİVAK, SEAK ve BİZMAK gibi daha nice elektronik beyinler, ENİAK'ın torunlarıdır

Günümüzde kullanılan elektronik beyinler iki türdür:

l - Analog komputerler

2 - Dijital komputerler

Analog komputerler (elektronik beyinler), problem çözümleyecek yapıdadırGenellikle,belirli bir problemi veya özel bir gurup problemi çözümleyecek şekilde tasarlanıp yapılmışlardır Cevaplar, taksimatlı bir skala üzerinde kaydedilir

Dijital komputer (elektronik beyin)ise, daha yaygın ölçüde kullanılmaktadır Daha değişik türde iş yapar Dijital komputerler ölçmez,sadece sayarlar Zaten isimleri de,iki elimizin on parmağını esas tutan ve "parmak" kelimesi anlamına "digit-dijit" den kaynaklanmıştır

İki elimizde yirmi,oniki veya altı değil de on parmak olduğundan, saymaların çoğunda 0,1,2,3,4,5,6,7, 8 ve 9 üzerinden "ondalık" sistem esas tutulmuştur En ilkel ve basit dijital komputer deparmaklarımızdırNitekim onlardan yararlanarak basit saymalar, hesaplamalar yaparız







En Hızlı Tren Nerededir ?

1904 yılında, "Truro Şehri" diye isimlendirilen ve Plymouth ile Bristol arasında çalışan bir İngiliz buharlı lokomotifi saatte 164 kilometre sürat yaparak rekor kırmıştı Şimdiye kadar bir buharlı lokomotifin yaptığı en büyük sürat, 1938 yılında ünlü "Mallard" lokomotifinin kaydetmiş olduğu saatte 203 kilometre hızdır

Öteki tip trenler daha da hızlı gidebilirler 1903 yılında denemeye çıkan elektrikli bir Alman lokomotifi saatte 209 kilometre hızla yol almıştı Bir Fransız lokomotifi 1955 yılında saatte 330 kilometre hızla rekor kırdı Halen bu rekor aşılamamıştır Fakat alelade trenlerin hızı da giderek artmaktadır Japonya'da "Tokkaido Hattı" diye tanımlanan özel bir hatta çalışan trenler saatte 161 kilometre hızla gitmektedirler İngiltere'de ise saatte 241 kilometre hızla yol yapacak yeni bir demiryolu servisi tasarlanmaktadır

Helikopteri Kim İcat Etti?

Basit ve kısa tanımlamayla ,helikopter döner kanatları olan, dikine havalanabilen ve havada belirli bir noktada hareketsiz kalabilen bir uçaktır Ayrıca yan yan ve geriye doğru da uçabilir

Aslında yakın tarihlerde icat edilmiş olmasına rağmen,bu tür bir uçakla ilgili fikirlerin geçmişi hayli eski zamanlara kadar uzanmaktadır Nitekim 16 yüz yılda, Venedikli büyük sanatçı-bilim adamı Leonarda da Vinci helikopterin temel ilkeleri konusunda ciddi çalışmalar yapmıştır Fakat 16 yüzyıl teknolojisinin yetersizliği, ne yazık ki onun fikir ve tasarılarının gerçekleşmesine imkan vermemişti

18 yüzyılda Paucton, adale gücüyle çalıştırılan ilkel bir uçak taslağı üzerinde uğraştı Onu izleyen Launoy,güç kaynağı olarak yaylı bir iticiden yararlanmayı düşündü

Sonraki yüzyılın bitimine yakın,Sör George Cayley adında ki bir İngiliz, aynı esasa dayanan güç kaynağım daha geliştirdi Deneme yaptığı model,yerden 30 metreye kadar yükselebildi Ayrıca,buhar gücüyle çalışan başka bir modeli de tasarlıyordu

l9yüzyılda,birçok mucitler buhar gücünden yararlanmayı düşündüler Mortimer Nelson adında Amerikalı bir bilim adamı, dörder bıçaklı iki rotor taşıyan bir uçak tasarısını gerçekleştirdi Bu modelde,ileriye doğru,öne hareketi sağlayan bir pervane de burna oturtulmuştu Gövdenin üzerinde, uçağın düşmesi halinde açılıp paraşüt görevini yapacak bir kumaş kaplıydı Nelson, sanki kristal bir küreye bakarak gelecekteki paraşütü görmüştü

Thomas Edison da bu konuya ciddi bir ilgiyle eğildi Helikopterde elektrik gücünden yararlanmayı düşünüyordu20 yüzyılın başında, Maurice Leger, Monaco'da iki pervaneli bir helikopter yaptıysa da,bu helikopter havalanamayıp yerde kaldı

1907 yılında,Fransız Breguet,300 kiloyu geçen dikdörtgen biçimli bir helikopterle 4,5 metre yükseklikte 20-22 metre kadar uçtu

Avrupa ve Amerika'da yapılan sayısız nice helikopter modeli, pratik olarak en ufak bir değer taşımamalarına rağmen, deneysel yönden hayli yararlı oldular Bu sıralarda Rusya'da İgor Sikorsky adında bir genç gerçek anlamıyla helikopter yapmanın ve bunu uçurabilmenin rüyasını kuruyordu1908 yılında, babasını ikna ederek Paris'e gitti Orada,bu konuya ilişkin olarak bilmediği şeyleri öğrenmek için zorlu bir çabaya çirişti Rusya'ya dönünce, yerden havalanamayan bir helikopter yaptı Bundan sonra yaptığı ikinci model havalandı ama, pilotsuz olarak Sikorsky rüyasından vazgeçti ve sabit kanatlı uçak alanında çalışmalara koyuldu 1917 yılında Rus Devrimi olduğu zaman, ülkesinin ünlü bir uçak mühendisiydi ve henüz 27 yaşındaydı

1918'de Rusya'yı terk etti Bir yıl sonra tamamen meteliksiz ve tek tanıdığı olmaksızın New York'taydı

Aralarında ünlü piyanist Sergei Rachmaninoff da bulunan bazı Rus göçmenleri,para yönünden onu destekledilerConnecticutda Stratford'da yerleşip işe başlamasına yetecek kadar sermaye sağladılar

Sikorsky S-29'larını böylelikle gerçekleştirebildi Pan Amerikan Havayollarının Atlantik ve Pasifik Okyanusları aşırı seferler için kullandığı dört motorlu Flying Clippers (Uçan Tekneler)deSikorsky'nin daha sonraki çalışmalarının ürünüdür

Bu tür çalışmalarına rağmen, Sikorsky helikopter yapmak rüyasını tam anlamıyla terk etmemiştiGerçekten başarılı büyük uçak projelerini gerçekleştirdiği yıllar boyunca, bir yandan da helikopter konusunda çalışıyordu En sonunda,onun için asıl güçlü sorun olan şeyin cevabını, çözüm yolunu buldu Bu sorun,büyük rotor tarafından meydana getirilen kıvrılma etkisiydi Bu tür uçağın kapaklanması durumu söz konusuydu Sikorsky, yaptığı yeni modelin kuyruğuna enlemesine bir pervane yerleştirdi

Bu pervane,ana rotorun yarattığının tersine bir etki sağlıyordu

Öteki genç mucitler de Sikorsky'i izledilerStanley Hiller, henüz yirmi yaşına varmadan,ünlü Hiller-Copter'in tasarısını ortaya koydu Arthur Young,daha lisedeyken,başarılı Bell helikopterinin gerçekleştirilmesi yolunda denemeler yapıyordu

Ağır helikopterler iki türdür: sabit kanatlı ve döner kanatlı Döner kanatlıların biri de Autogiro olup, modern helikopterin gelişmesi bakımından büyük ölçüde etki göstermiştir





Hipokrat Kimdir?

Bir hekimin (doktor) oğlu olan Hipokrat,belirli bir tarihten beri tıp ilminin babası sayılmakta,böylece anılmaktadır Tıp fakültelerini bitirip meslek hayatına atılacak olan doktorların , "meslek hayatında belirli kurallara uyacaklarına,bundan şaşmayacaklarına ,insan hayatını her şeyden üstün tutacaklarına" ilişkin yeminleri bile "Hipokrat Yemini" diye tanımlanır

Hipokrat M Ö 460 yılında, Ege'deki Cos adasında doğmuştu Eski Yunanlıların, insan vücudunun parçalanarak bilimsel inceleme ve çalışmalara konu olmasına, yani "teşrih" ilmine kötü gözle bakmalarına rağmen, Hipokrat anatomi çalışmalarını o çağa göre hayli yüksek bir düzeye ulaştırmıştı Yardımcılarının da elbirliğiyle,devri için gerçekten şaşırtıcı sayılabilecek yargılara, sonuçlara varmıştı

Her şeyden önce,hastalıklara ilişkin batıl inançlara karşı çıktı İnsan vücudundaki hastalıkların tabiat kanunlarıyla ilişkilerini belirtti Ona göre, hastalıkların nedeni iki gurupta sınıflandırılabilirdi:

1 - Mevsim ve iklimle ilgili nedenler

2 - Kişisel (besin sisteminin düzensizliği,yetersizliği, hareketsizlik vs gibi nedenler)

Hipokrat,her şeyden evvel düzenli beslenmeğe önem veriyordu Bu bakımdan sıkı, eksiksiz bir düzenin uygulanmasının şart olduğu inancındaydı İlaçlardan ve kan alınmasından ziyade ,beslenme konusunda duruyordu Fakat gerçekten etkili ve yararlı ilaçlar hazırlamaktan da geri kalmamıştı

Bilindiği kadarıyla, tıp öğrenimini babasından sağlamıştı Ünlü Demokritus'dan da felsefe dersleri almıştı Bir süre gezip dolaştıktan sonra, doğduğu yer olan Cos adasına dönüp yerleşti Denemelerini, çalışmalarını orada sürdürdü

Hipokrat hakkında en güvenilir bilgi kaynakları, iki çağdaşının (Eflatun ve Aristo) yazılı belgeleriyle, Hipokrat Külliyatı'dır Söz konusu külliyat,bizzat Hipokrat'ın,çalışmalarıyla, üzerine eğildiği konularla ilgili olarak kaleme aldığı yazılardan meydana gelmiştir Bu koleksiyonun en ilginç bölümlerinden biri "Baştaki Yaralar Üzerine" adını taşır Hipokrat'ın bu bölümde anlattığı bazı ameliyatlar,bugün beyin cerrahisi alanındaki uygulamalardan pek farklı değildir

Hipokrat'ın ölüm tarihi de kesinlikle bilinmeyip,85 ile 110 yaş arasında öldüğü tahmin edilmektedir



İlk Denizaltı Ne Zaman Yapıldı?

İnsanoğlu havada uçmak gibi,denizlerin altında yol almayı da asırlar boyu düşünegelmiş,bu rüyayı gerçekleştirmek için bir çok deneyler yapmıştır

Bugünkü anlamı ile ilk denizaltı'yı gerçekleştirme şerefi, Hollandalı fizikçi Cornelius Van Drebbel'e aittirDrebbel,1620 yılında tek kişilik ve elle çalışan bir denizaltı yapmayı başardı Bu denizaltı'nın içten elle idare edilen eklemli kürekler vasıtası ile hareket ediyordu

Drebbel,denizaltısı'nın ilk denemesini gene aynı yıl İngiltere�de, Thames nehrinde yaptı Denizaltı Thames'in altında başarılı bir yolculuk yaptıktan sonra yukarı çıkarıldı

O tarihte,bu icat,gereği kadar önemsenmemişti Aradan otuz üç yıl geçtikten sonra, 1653 de François De Son adlı bir Fransız,Drebbel'inkine benzeyen bir denizaltı ile başarılı bir deneme yaptı Fakat o da gereken ilgiyi görmedi

1720 yılında Symons adındaki bir İngiliz, eski deneylerden de yararlanarak, daha gelişmiş bir denizaltıyı denedi Aynı tarihlerde İstanbul�da tersane mühendisleri tarafından yapılan bir denizaltı,üçüncü Ahmet'in huzurunda başarılı bir dalış yaptı

Bütün bu denemeler, günün birinde, denizaltıların önemli işlerde kullanılabileceği gerçeğini ortaya koymuştu Bu tarihten sonra, ufak tefek değişikliklerle birçok denizaltı yapılıp denendi Fakat yapılanların henüz hiç biri pratikte kullanılabilecek mükemmeliyette değildi Denizin altında kalma süreleri çok az olduğu gibi, hareket kabiliyetleri de azdı

1776 da Amerikalı David Bushnell,daha önce yapılanlara benzemeyen daha gelişmiş bir denizaltı yapmayı başardı Kaplumbağa adını verdiği bu denizaltının dikey ve yatay olmak "üzere iki tip pervanesi vardı Ancak bu pervaneler elle çalıştırıldığından sürati çok azdı Pratikte herhangi bir amaç için kullanılması düşünülemezdi