GuncelMekan.com

Güncel Mekan

Türkiye'nin En Güncel Forum Sitesi

Türk Edebiyatı Dönemleri

Genel Kültür icinde Türk Edebiyatı Dönemleri konusu , Türk Edebiyatı, Türklerin dâhil oldukları üç medeniyet ve kültür dairesine paralel olarak üç safhada incelenmektedir 1 İslâmiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı, 2 İslâmî Devir Türk Edebiyatı, 3 Batı Tesirinde Gelişen Türk ...

Geri git   GuncelMekan.com >
..:: Eğitim & Kültür & Güncel Köşe ::..
> Eğitim Köşesi > Genel Kültür

Anlık İletiler Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et


Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 06-14-2008
SouL_OF_RocK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Nerden: odamdan
Mesajlar: 789
SouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond repute
SouL_OF_RocK - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Türk Edebiyatı Dönemleri


Türk Edebiyatı, Türklerin dâhil oldukları üç medeniyet ve kültür dairesine paralel olarak üç safhada incelenmektedir



1 İslâmiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı,

2 İslâmî Devir Türk Edebiyatı,

3 Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatı



Bu tasnif Fuat Köprülü tarafından ortaya atılmış ve edebiyat araştırmacıları tarafından bugüne dek kullanılagelmiştir



Türk Edebiyatının Devirlere Ayrılmasında Kullanılemm Kıstaslar


Türk edebiyatı devirlere ayrılırken değişen dil anlayışı, kültürde görülen farklılaşma, yeni dinî hayat, dil coğrafyasındaki gelişme, kısaca medeniyet değişikliği kıstas olarak alınır

Çünkü Türk tarihinde görülen üç medeniyet (iki medeniyet değişikliği), edebiyatın da seyrini değiştirmiş, onun konu ve şekil özelliklerini de etkilemiştir

Bu arada tanışılemm ve alış verişte bulunulan uluslar da edebiyatı etkilemişlerdir

Meselâ, Araplardan ilmî eserlerle birlikte Arapça kelime ve tamlamalar, İranlılardan da İslâmiyet’le birlikte nazım tür ve çeşitleri alınmıştır



Türk edebiyatının üç devire ayrılmasını sağlayan iki medeniyet değişikliği vardır



1 İslâmiyet’in kabul edilmesi,

2 Batı medeniyetinin tanınması ve benimsenmesi



Bu bilgiler ışığında Türk edebiyatının devirlerini şöyle belirleyebiliriz



I İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI (?-11 yy)


İslâmiyet’ten önceki Türk Edebiyatı, Türklerin Orta Asya’da yaşadıkları devirlerde bütün Türk boyları arasında müşterek ve büyük bölümü sözlü olan edebiyattır

İslâm öncesi Türk edebiyatı ulusal bir edebiyattır; nazım şekil ve türleriyle kullanılemm ölçü tamamen millîdir

Bu dönem edebiyatı, İslâmiyet’in kabul edilmesinden sonra oluşmaya başlayan yeni edebiyat anlayışına kadar devam etmiş, hatta etkisi daha sonraki dönemde de görülmüştür



İslâm öncesi Türk edebiyatı sözlü dönem ve yazılı dönem olmak üzere ikiye ayrılır



A Sözlü Dönem ( ?-8 yy)


Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdir Yani başlangıçtan 8 yüzyıla kadar olan dönemdir

Bu dönem ürünleri tamamen sözlüdür ve genellikle şiir şeklindedir

Bazı ürünlerin bazıları günümüze kadar gelmiştir



Sözlü Dönemin Özellikleri


Ø Bu döneme ait yazılı eser yok denecek kadar azdır

Ø Bu dönemde Türkler, göçebeliğe dayanan günlük hayatlarında ve özellikle düzenledikleri törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) bir araya geldiklerinde “ozan”, “kam” veya “baksı” denilen şairler “kopuz” denilen saz eşliğinde “koşuk”lar ve “sagu”lar söylerlerdi

Ø Bu şiirler (sagu, koşuk, destan) hece ölçüsüyle söylenen ve yarım kafiye kullanılemm şiirlerdir

Ø Anlatım söze dayanır

Ø Düşünce ve hayaller şiirle anlatılmıştır

Ø Nazım biçimi dörtlük, vezin hece veznidir

Ø Yarım kafiye kullanılmıştır

Ø Dil sadedir

Ø Bu ürünler düzenlenen törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) ortaya çıkmıştır

Ø Şiirler kopuz denilen saz eşliğinde söylenir

Ø Daha çok somut konular işlenmiştir

Ø Kahramanlık, savaşlar, tabiat ve aşk konuları işlenir

Ø Şairlere ozan, kam, baksı, oyun, şaman gibi adlar verilir



Sözlü dönem ürünleri


1 Koşuk


Ø Hece vezni ve yarım kafiye ile söylenen şiirlerdir

Ø Kopuz eşliğinde söylenir

Ø Yiğitlik, aşk, tabiat konularını işler

Ø Nazım birimi dörtlüktür

Ø Bu şiirlerde düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb)

Ø Bu şiirlerin İslâm sonrası halk edebiyatındaki adı koşma’dır

Ø Sığır denilen sürek avlarında söylenen lirik şiirlerdir



2 Sagu


Ø Ölen bir kişinin arkasından söylenen ağıt şiirleridir

Ø Ölen kişinin kahramanlıklarını, başarılarını, erdemlerini anlatır; ölümlerinden duyulan üzüntüyü dile getirir

Ø Koşuk nazım şekliyle söylenir

Ø Bu şiirlere İslâm sonrası halk edebiyatında “ağıt”, Divan edebiyatında “mersiye” denir

Ø “Yuğ” denilen ölüm törenlerinde söylenir

Ø Divanu Lûgatit-türk’teki Alp Er Tunga sagusu bu türün önemli bir örneğidir



3 Sav


Ø Türk toplumunun dünyaya bakışını, geleneklerini, varlık anlayışlarını ortaya koyan özlü sözlerdir

Ø Bugünkü “ata sözü”nün karşılığıdır

Ø Divanu Lûgatit-türk’te pek çok sav vardır



4 Destan


Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikâyeleridir

Türk destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı; Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebep açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır

Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır

Milletlerin toplumu derinden etkileyen, tarihî önem arz eden önemli olaylarını (doğal afetler, savaşlar, göç, yangın vb) konu edinirler

Manzum hikâyelerdir

Destanlarda olağan üstü olaylar ve olağan üstü özellikte kahramanlar vardır

Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir

Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır

Destanlarda anlatılemm olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez

Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir



"!!Gerçek devrimciyi yöneten büyük aşk duygularıdır!!"

"!!Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı öldüremezsiniz!!"

"!!Kağıttan bir gemidir devrim; kim bilir kaç yunus görmüş, kaç Deniz Gezmiş!!"




Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 06-14-2008
SouL_OF_RocK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Nerden: odamdan
Mesajlar: 789
SouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond repute
SouL_OF_RocK - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

İlk Türk Destanları


Altay-Yakut: Yaradılış Destanı

Sakalar Dönemi: Alp Er Tunga Destanı, Şu Destanı

Hun Dönemi: Oğuz Kağan Destanı

Köktürk Dönemi: Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı

Uygur Dönemi: Türeyiş Destanı, Göç Destanı



B Yazılı Dönem ( 8-11 yy)


Bu dönemde Göktürkler ve Uygurlar tarafından kendi alfabeleriyle eserler verilmiştir

Türk dilinin tespit edilebilen en eski yazılı metinleri VII asrın sonlarına ve VIII asrın ilk yarısına ait olan dikili taşlar (Yenisey ve Orhun anıtları) ve Uygur dönemine ait olan dinî metinlerdir

Anıtlar arasında yer alan, Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk adına dikilen Orhun Anıtları, gerek muhtevaları, gerekse mükemmel dil ve üslûplarıyla Türk dilinin, edebiyatının ve tarihinin şaheserleri arasında yer almaktadır Abidelerin yazarı Yolluğ Tigin’dir



Yenisey Kitabeleri


Yenisey ırmağı çevresinde daha çok mezar taşlarından oluşan bu kitabelerin edebi olarak fazla bir önemi yoktur



Göktürk Kitabeleri


Tonyukuk Anıtı
720 yılında Göktürk devleti veziri Tonyukuk adına dikilmiştir Kitabede Tonyukuk, anılarını ve dönemin tarihini anlatmıştır Anlatımda, atasözlerine bolca yer verilmiştir



Kültigin Anıtı
732 yılında dikilen anıt Yolluğ Tigin tarafından yazılmıştır Anıtta Kültigin’in ölümü ve yas töreni anlatılmıştır



Bilge Kağan Anıtı
735 tarihini taşır Bilge Kağan’ın yiğitlikleri ve Türk milletine iletmek istediği mesajlar anıtın içeriğini oluşturur Bu anıt da Yolluğ Tigin tarafından yazılmıştır



Göktürk (Orhun) Kitabelerinin Özellikleri


Türklerin ilk yazılı eseridir

Doğu Göktürklerin tarihine ışık tutar

Söylev türünde yazılmıştır

Oldukça gelişmiş ve işlenmiş bir dil kullanılmıştır

Türk dilinin gelişmişlik düzeyine ilişkin etraflı bilgiler edinilebilir

Hem dinî hem de din dışı konular işlenmiştir

Tarih, coğrafya ve edebiyata kaynak olacak niteliktedir

Türk tarihini, toplumun yaşam biçimini, dünyaya bakış tarzını ortaya koyar

Kitabelerde idarecilerin ve sultanların halkı aydınlatması, yaptıklarının hesabını halka vermesi söz konusudur

Kitabeleri Strahlenberg bulmuş, 1893’te Wilhelm Thomsen okumuştur

Bir yüzleri Göktürk alfabesiyle, diğer yüzleri Çince yazılmıştır



Dinî Eserler


İslâm öncesi Türk edebiyatı yazılı eserleri arasında, Uygur alfabesiyle yazılmış olan çeviri dinî eserler de sayılabilir Bunlar Mani ve Buda dinlerine ait eserlerdir







II İSLÂMÎ DEVİR TÜRK EDEBİYATI (11-19 yy)


8 yydan itibaren yerleşik hayata geçen, Müslümanlıkla tanışan Türkler, 10 yyın ilk yarısında (920) Karahanlı Devleti hükümdarı Satuk Buğra Han’ın Müslümanlığı kabul etmesiyle başlayan süreçte Müslümanlıkla Türklüğü birleştirip bir sentez ortaya çıkarmışlar, hayat tarzlarını buna göre belirlemişler, bu sayede birlik sağlamışlar ve İslâm dininin, Farsların ve Arapların etkisiyle yeni bir edebiyat oluşturmaya başlamışlardır

Bu edebiyatta sözlü eserlerin yanı sıra yazılı eserler de çoğalmıştır

İlmî eserler ve Kur’an-ı Kerim aracılığı ile Arapçadan; Edebî eserler aracılığıyla da Farsçadan etkilenilmiştir

Yine bu yolla o zamana kadar dış etkilerden uzak olan Türk dili Arapça ve Farsçanın etkisine girmeye başlamıştır

İslâm kültürü, ortak İslâm edebiyatının şekil ve tekniği, zevki, hayat görüşü, temaları, motifleri, Türklerden önce Müslüman olarak bir İslâmî edebiyat geliştiren İranlıların aracılığı ile Türk Edebiyatına girmiştir

İslâmî edebiyat şiirinde ortak teknik malzeme (şekiller, temalar, motifler) ile ortak bir dünya görüşü ve estetik kavramı benimsenmiştir

XIV asırda yazıya geçirilen "Dede Korkut Kitabı" destan döneminin hatıralarını saklayan, gerek muhteva gerekse dil ve üslup mükemmeliyeti bakımından Türkçenin şaheserleri arasında yerini daima muhafaza eden çok değerli bir eserdir



İslâmiyet’ten sonra da destansı edebiyat devam etmiştir



İslâmiyet’in Kabulünden Sonraki Türk Destanları


Karahanlı Dönemi: Satuk Buğra Han Destanı

Kazak-Kırgız Kültür Dâiresi: Manas

Türk-Moğol Kültür Dâiresi: Cengiz-name

Tatar-Kırım: Timur ve Edige Destanları

Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri: Seyid Battal Gazi Destanı (Battal Gazi’nin İslamiyet’i yayış mücadelesini ve yiğitliklerini anlatır), Danişmend Gazi Destanı (Danişmendname), Köroğlu Destanı



A ilk Eserler
1 Kutadgu Bilig


Dönemin ilk edebî eseridir

İlk siyasetname

1070 yılında Balasagunlu Yusuf tarafından Karahanlılar devrinde yazılmış ve Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur (Eseri beğenen hükümdar bunun üzerine Yusuf’a Has Haciplik unvanı vermiştir)

Eserin adı “Mutluluk Veren Bilgi” anlamındadır

Mesnevi nazım şekliyle ve ¬²²/¬²²/¬²²/¬² (Şehname vezni) vezin kalıbıyla yazılmıştır

6600 beyittir Ayrıca 173 tane de dörtlük vardır

Beyit nazım birimiyle yazılmıştır; ancak dörtlük nazım birimi de kullanılmıştır

Aruz ölçüsüyle yazılmış ilk eserimiz kabul edilir

Didaktik (öğretici) bir nitelik taşır Bir ahlâk ve öğüt kitabıdır

Hükümdara siyası öğütlerde bulunur

Eserde allegorik[1] (sembolik) bir anlatım vardır Hükümdar Kün Toğdı: Adaleti, Vezir Ay Toldı: İyi yönetimi, Vezirin Oğlu Ögdilmiş: Aklı, Vezirin Kardeşi Odgurmış: Öbür dünyayı temsil eder

Eser Hakaniye (Çağatay) Türkçesiyle kaleme alınmıştır

Dili oldukça sadedir



2 Divanü Lûgati't-türk


“Türk Dilleri Sözlüğü” anlamına gelir

Kaşgarlı Mahmut tarafından 1072-1074 tarihleri arasında yazılmıştır

Eser bir sözlük olarak hazırlanmasına rağmen, Türk sosyolojisi, psikolojisi, edebiyatı, gelenek ve görenekleriyle ilgili bilgi veren önemli bir eserdir

Türkçenin önemini anlatmak ve Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmıştır

Mensur (düzyazı) bir eserdir

Türkçenin ilk sözlüğü kabul edilir Kelimeleri göçebe boylar arasında gezerek bizzat kendisi derlemiştir (Diğer önemli sözlükler: Ali Şir Nevai, Muhakemetü’l-Lugeteyn, Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki)

İslamiyet öncesi edebiyatın sagu, koşuk ve sav örneklerini içerir

Eserde 7500 kelime ve Arapça karşılıklarıyla bunların kullanıldığı örnek cümle veya şiirler, dilbilgisi kuralları ve bir harita (o devirdeki Türk boylarının yerleşim alanını gösteren) bulunmaktadır

Etnografik bir eser olarak kabul edilir

Zamanında konuşulan ve yazılemm Türk lehçelerindeki 7500 Türkçe kelimeye Arapça karşılıklar veren ve harf sırasına göre düzenlenmiş bir sözlük durumundadır

Ayrıca manzum-mensur parçalar (sav, sagu, koşuk), örnekler ve bazı olaylarla donatılmış bir ansiklopedidir

Zamanın Türk tarih ve efsanelerine, coğrafya, halk edebiyatı ve folkloruna dair geniş bilgiler vererek Türkoloji'nin temellerini atmıştır



3 Atabetü'l-hakayık


“Hakikatlerin eşiği” anlamına gelir

12 yy’da Edip Ahmet Yügnekî tarafından yazılmıştır

Didaktik bir eserdir, ahlak ve öğüt kitabıdır

Cömertlik, ilim, doğruluk gibi konuları işler

Aruz ve hece ölçüsü birlikte kullanılmıştır

Nazım biçimi mesnevidir

Hakaniye (Çağatay) Türkçesiyle yazılmıştır



4 Divan-ı Hikmet


Mutasavvıf Hoca Ahmet Yesevi tarafından 12 yyda yazılmıştır

İlâhî aşkın, ibadetin, cennetin vb konu edildiği didaktik bir eserdir

7’li ve 12’li hece ölçüsüyle yazılmıştır

Dörtlükler halinde yazılmıştır Dörtlüklerin adı eserde “hikmet”tir

Tasavvufi bir eserdir

Dili oldukça sadedir



5 Kitab-ı Dede Korkut


Destandan halk hikâyesine geçiş dönemi ürünüdür

12 hikâyeden oluşur

Eserde bir yandan Türklerin İslâm öncesi hayatları anlatılırken diğer yandan İslâm’a ait unsurlara da yer verilir

Dede Korkut, hikâyelerin içinde adı geçen, yaşlı, bilge, meçhul bir halk ozanıdır

Eser 15 yyda yazıya geçirilmiştir

Nazımla nesir iç içedir

Kahramanlık, yiğitlik, boylar arası savaşlar, aşk, aile birliği eserde işlenen konular arasındadır

Özellikle Deli Dumrul hikâyesinde olduğu gibi Türk aile yapısı, aile bağları, ailenin kutsallığı önemli yer tutan bir konudur


"!!Gerçek devrimciyi yöneten büyük aşk duygularıdır!!"

"!!Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı öldüremezsiniz!!"

"!!Kağıttan bir gemidir devrim; kim bilir kaç yunus görmüş, kaç Deniz Gezmiş!!"




Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 06-14-2008
SouL_OF_RocK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Nerden: odamdan
Mesajlar: 789
SouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond repute
SouL_OF_RocK - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

B Türk Halk Edebiyatı


Türk Edebiyatı, İslâmiyet’in kabulünden ve tarihindeki siyasî gelişmelerden dolayı Anadolu beylikleri, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde iki farklı tarzda gelişme göstermiştir: ÐÐ



1 Saray, konak, medrese ve bunlara yakın çevrelerde tahsilli kişilerin yarattığı ve Arap ve Fars geleneğine dayanan Klâsik Türk Edebiyatı veya Divan Edebiyatı



2 Eğitimleri daha çok sözlü kültür birikimine dayanan, daha çok kırsal kesime ve yeniçeri ocaklarına has olan kişilerin, din ve tasavvuf çevrelerinden olan kişilerin ve halkın kendisinin oluşturduğu ve Orta Asya geleneğine dayalı Türk Halk Edebiyatı



Bugün de bir ölçüde yaşamakta olan Türk Halk Edebiyatı geleneği, Türklerin Orta Asya edebiyat geleneklerinin İslâmiyet ve yeni yaşayış şart ve şekilleri içinde tekabül etmiş millî edebiyatlarıdır

Türk Halk Edebiyatı, dış yapıda ve bir ölçüde icra töresinde müştereklik gösteren muhteva ve fonksiyonları ile farklı olan Anonim (din dışı), Aşık tarzı (din dışı) ve Tekke (dinî) edebiyatından oluşur

Türk Edebiyatı içinde yer alan ve aynı zamanda folklorun da bir alt disiplini olarak değerlendirilen Halk Edebiyatı; edebî zevk, düşünce ve anlatım gücüne ulaşmış âşık ve tekke tarzı sahibi belli eserlerle, malzemesi dile dayalı destan, efsane, halk şiiri, mani, ağıt, türkü, bilmece, masal, halk hikâyesi, fıkra, atasözü, deyimler, tekerlemeler gibi sözlü gelenekte yaşayıp kuşaktan kuşağa aktarılemm anonim ürünlerden oluşur

Halk Edebiyatı kavramı içinde toplanan bu türlerin bir bölümü günümüzde de bazı bölgelerde dinamik olarak yaşamaktadır

Çok zengin ve çeşitlilik gösteren sözlü edebiyattaki anlatım türleri ve manzum eserler özellikle kırsal kesimde yaşayan halkın kültür birikimini sağlamakta, duygu, düşünce ve hayal hazinelerini zenginleştirmektedir

Doğu Anadolu bölgesinde canlı olarak devam eden Âşıklar geleneği, kahvelerde, düğünlerde, bayramlarda, sohbetleri zenginleştirirken, aynı zamanda dinleyenleri düşündürmekte ve eğlendirmektedir

Nasrettin Hoca, Bektaşî, Laz ve benzeri tipler etrafında teşekkül etmiş ve etmekte olan fıkralar güldürürken düşündürmekte toplumu ve kişileri eleştirirken anlatanı ve dinleyenleri daha iyiye, daha güzele yöneltmektedir

Bilmeceler yetişen genç nesillerin zihin gelişimine yardımcı olmaktadır

Atasözleri ve deyimler eski nesillerin tecrübelerini ve tavsiyelerini yeni nesillere aktarmaktadırlar

Millet hayatındaki, savaşlar, göçler, destanlarda anlatılmış, ölenlerin ardından yakılemm ağıtlar ve her konuyu işleyen türküler kederi, neşeyi ve sevgiyi yansıtmaktadır

Dini ve kutsî yaşayıştaki heyecan ve vecd ilâhîlerle anlatılmış, âşıklar Türk dilinin anlatım gücünü, inceliğini musiki ile dile getirerek yüzyıllarca yaşatmışlardır



Türk halk edebiyatının başlıca özellikleri


Türk halk edebiyatı 12 yydan başlayarak Anadolu’da dinî ve din dışı olmak üzere iki koldan gelişmeye başlamıştır

Halk edebiyatında daha çok şiir türünde ürünler verilmiştir

17 yyda halk hikâyesi ve halk tiyatrosu türlerinde de ürünler verilmiştir



Şiirde
Nazım birimi dörtlüktür

Ölçü, millî ölçümüz olan hece ölçüsüdür Hecenin en çok 7’li, 8’li ve 11’li kalıpları kullanılmıştır Fakat şehirde yaşamış, medrese eğitimi almış bazı ozanlar aruzu da kullanmışlardır

Genellikle yarım kafiye kullanılır Daha çok redifle ahenk sağlemmır Kafiyenin yanı sıra “ayak” da söz konusudur

Şiirler (önceleri kopuz, şimdilerde) bağlama eşliğinde okunur

Dil halkın kullandığı Türkçedir

Konu, şekil ve dil bakımından dış tesirlerden uzaktır

Nazım şekil ve türleri arasında türkü, koşma, mani, ninni, semai, varsağı, destan, ilâhî, nefes sayılabilir

Şiirlerin konuya göre özel başlıkları olmaz Türe ve şekle göre genel adları vardır: koşma, destan vb

Konular, halkın sürekli iç içe olduğu, aşk, tabiat, ayrılık, hasret, ölüm, yiğitlik, din, şikâyet gibi konulardır Daha çok somut konular işlenir

Halk edebiyatının da kendine özgü mazmunları, mecazları vardır Sevgilinin kaşı, gözü, yanağı, boyu her şiirde aynıdır



Nesirde
Nesir halk edebiyatında nazma göre çok çok önemsiz kalmıştır Çünkü duygu ve düşüncelerin kalıcılığı şiirle daha kolay sağlanmaktadır

Nesir örnekleri arasında halk masalları, halk hikâyeleri, efsaneler, ata sözleri, deyimler, halk tiyatrosu, bilmeceler, fıkralar sayılabilir

Bunlardan en yaygınları -tür olarak- masallar, hikâyeler ve efsanelerdir

Ata sözü, bilmece ve deyimler zaten -halkın ürünü olmakla beraber- her alanda herkes tarafından kullanılmaktadır



Anonim Halk Edebiyatı


Hece ölçüsünü esas alan ürünlerle, atasözü, destan, masal, hikâye, efsane, fıkra, ninni, türkü, bilmece, mani, ağıt gibi söyleyenini genellikle belirleyemediğimiz sözlü ürünler "anonim halk edebiyatı" adı altında toplanmaktadır

Tamamen sözlü bir edebiyattır Ürünler sözlü yolla oluşur; yine ağızdan ağıza aktarılarak yayılır



Âşık Tarzı Türk Edebiyatı


Şiirini, aşk, doğa, kahramanlık gibi konularda, sazıyla birlikte söyleyen şairlere İslâm’dan önce “ozan”, “baksı”, “kam” denilirken, İslâm’ın kabulünden sonra “âşık” ya da “saz şairi” denmiştir Âşık, bir yönüyle eski destan (epope) geleneği sürdüren, ama başka bir yönüyle, adının da belirttiği gibi “sevda şiirleri” (lirik türden şiirler) söylemekle görevlenmiş bir sanatçıdır

Bu âşıkların oluşturduğu edebiyata da “âşık tarzı Türk edebiyatı” denir

Âşık tarzı Türk edebiyatı (şiiri), Anadolu’da XVI yydan sonra -daha önce de var olmasına rağmen- anonim halk şiirinin etkisinde gelişen ve saz şairlerinin meydana getirdiği bir edebiyattır

Önceleri anonim halk şiirinin etkisinde ve dili sade iken zamanla klâsik şiirin etkisine girmeye başlamış ve dili de buna paralel olarak kısmen sadeliğini kaybetmiştir

Âşık edebiyatı şiirden ibarettir Bu şiir din dışı bir şiirdir; âşık da denilen şairlerin kopuz, bağlama, cura, tambura eşliğinde söyledikleri sözlü-besteli edebiyat türüdür

Gelişme alanları arasında kahvehaneler, asker ocakları, kervansaraylar, bozahaneler, tekkeler, konaklar vardır

Halk âşığı sözünün yerine "halk ozanı" ifadesi de kullanılır Halk âşıkları hemen her konuda sayısız eserler bırakmışlardır Bu ürünlerin önemli bir bölümü okuma yazma bilmeyen âşıklarca irticalen söylendiği için unutulmuş bir bölümü de cönklerle, yazılı olarak korunmuştur

Âşık, Türk Halk Edebiyatında XVI yy’ın başından itibaren görülen şair tipidir

Âşığın şairlik gücünü rüyasında pirin sunduğu “aşk badesini” içmekle ve “sevgilisinin hayalini” görmekle kazandığına inanılır Rüyada genellikle âşık adayının karşısına bir sevgili veya saz çıkmaktadır Rüyaların süsü ak sakallı bir derviş ve bazen bir bazen üç dolu bardaktır Bardağın rüyada tas hâlinde görülmesine de sık sık rastlanır Ozanlara rüyada sunulan tasların içindeki mayilere “aşk dolusu” denir Fars Edebiyatı’nın etkisiyle bâde adını da almaktadır Bunlar; erlik, pirlik ve aşk badesi diye adlandırılırlar

Âşıklar, saz şairliğini usta âşıkların yanında öğrenir, sonra onlardan mahlâs alarak diyar diyar gezmeye, ellerinde saz şiirler söylemeye başlarlar

Âşıklarımız genellikle bir usta âşığın yanında yetişirler Ondan hem usta deyişlerini hem de sanatın icrasına ilişkin yol ve yöntemleri öğrenirler Âşık meclislerinde, kahvelerde bu ustaların sanatlarını icra ediş biçimlerini yeterince kavradıktan sonra, ustalaşan ozanlarda kendilerine çırak alırlar ve gelenek bu şekilde devam eder

Âşık, bilgi, duygu ve becerisini yaptığı atışmalarda gösterir Atışmalardaki amaç; yarışmak ve kazanmaktır Atışmalarda en az iki âşık karşı karşıya gelir Mecliste bulunan saygın bir kişinin ya da usta bir ozanın ayak söylemesiyle atışma başlar Ayağa uygun dörtlük söyleyemeyen âşığın yenilgisiyle atışma sona erer

Âşık Edebiyatının başlıca unsurlarından birisini hikâye anlatma oluşturur Saz şairleri içerisinde geleneğe bağlı olanların çoğu âşık meclislerinde hikâye anlatırlar Bir kısım usta saz şairleri ise, bir yandan usta malı halk hikâyeleri anlatırken bir yandan da kendi düzdükleri hikâyeleri anlatırlar Çıldırlı Âşık Şenlik, Ercişli Emrah, Sabit Müdami geleneğe bu yanıyla katkıda bulunmuş saz şairleridir

Tunguzların, “şaman”; Moğolların ve Boryatların “bo” veya “bugue”; Yakutların “oyun” (ouioun); Altay Türklerinin “kam”; Samoyetlerin “tadibei”; Finovaların “tietoejoe” (bakıcı); Kırgızların “baksı/bakşı”, Oğuzların “ozan” dedikleri ve halk arasında büyük bir yer ve ehemmiyetleri olan bu temsilciler, toplumun yaşam biçimlerini düşünce ve duygularını, olaylara bakış açılarını şiirleriyle dile getirmişlerdir

Aşıklık geleneği Anadolu coğrafyasında bugün de canlı olarak yaşatılmaktadır



Âşık tarzı Türk şirinin nazım şekil ve türleri şunlardır:



Şekiller: koşma, semai, varsağı, destan

Türler: güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt



Âşık edebiyatının önemli temsilcileri:


13 yy: Yunus Emre

16 yy: Karacaoğlemm, Pir Sultan Abdal,

17 yy: Köroğlu, Âşık Ömer, Gevherî, Kayıkçı Kul Mustafa, Ercişli Emrah

19 yy: Dadaloğlu, Dertli, Erzurumlu Emrah, Batburtlu Zihni, Seyrani, Ruhsati

20 yy: Âşık Veysel, Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova, Sefil Selimi



Günümüz Halk Edebiyatı
Genel Özellikler
Türk halk edebiyatı Anadolu’da 13 yyda Yunus Emre’yle ve 14 yyda yazıya geçirilen Dede Korkut Hikâyeleri’yle ilk olgun ürünlerine vermeye başlamıştır

Anadolu’da “ozan”ın ve “kopuz”un yerini “âşık” ve “bağlama” almıştır

Baştan beri anonim olarak süregelen halk edebiyatı özellikle 15 yydan itibaren hem anonim hem de kişisel ürünlerle gelişmesini sürdürmüştür Son dönem Türk halk edebiyatı sadece kişisel ürünlerle kendini göstermektedir

Şehirde yaşayan eski halk şairleri divan şiirinden de etkilenmiş, günümüz halk şairleri ise konu ve tema bakımından şiiri daha da genişletmişleridir

Şekil bakımından halk şiirinde değişiklik görülmez; muhteva ise değişen zamanın ve diğer edebiyat dallarının tesiriyle çağdaşlaşmıştır Buna rağmen mazmunlar, sıfatlar, dertler, sevinçler aynıdır

Âşık Veysel, Ali İzzet Özkan, Talibî Coşkun, Erzurumlu yaşar Reyhanî, Şeref Taşlıova, Karslı Murat Çobanoğlu günümüz halk şiirinin başlıca temsilcileridir





Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı


Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatı İslâmiyet’in ve Tasavvufun etkisiyle ortaya çıkmıştır

İslâmiyet’in kökleşip yayılmasında büyük etkisi olan tasavvuf, zamanla edebî eserlerde de işlenmiş, din ve tasavvuf, edebiyat aracılığıyla yayılmaya çalışılmıştır

Tasavvuf, fizik ötesi gerçekleri, insanı, insanlığı ve evreni kapsayan bir düşünce düzeni, bir din felsefesidir Kalbi dünya alâkalarından ayırarak, Allah sevgisiyle doldurmayı amaçlayan tasavvuf, bir düşünüş ve inanç sistemidir İçinde yaşadığımız âlemin esrarı nedir? Niçin yaşıyoruz? Niçin geldik bu dünyaya? Biz neyiz? Yaşamanın anlamı, var olmanın aslı, gerçek başlangıç ve son nelerdir? İşte tasavvuf bu sorulara cevap vermeye çalışır

Tasavvufa göre her şeyin kaynağı Tanrı’dır Evrenin varlığı Tanrı’nın güzelliğinin yansımasıdır Tanrı tek güzelliktir ve tek varlıktır İnsanlar da Tanrı’nın birer parçasıdır İnsan yaratılmakla, dünyaya gönderilmekle aslında gurbete gönderilmiştir Herkes ona kavuşmak için çalışmalıdır O’na kavuşmak için çabalayanlara ve O’nun mutlak ve eşsiz güzelliğine hayran olanlara âşık denir Mutasavvıf ise âşık olmanın yanı sıra, tasavvuf felsefesini yazı ve şiirlerinde işleyen, insanlara tasavvufu, dolayısıyla insan ve Allah sevgisini aşılayan kişilerdir

Bunlardan Hoca Ahmet Yesevî (Öl1167), Anadolu Türklerinin geliştirdiği tasavvuf edebiyatının ilham kaynağıdır Onun Divan-ı Hikmet adlı tasavvufî eseriyle ve Orta Asya’dan Anadolu’ya gönderdiği öğrencileriyle Türk Tasavvuf edebiyatının XIII yyda temelleri atılmıştır Bu edebiyat, Bektaşîlik tarikatiyle gelişmiş, Yunus Emre ile en mükemmel anlatım yeteneğine ulaşmıştır

Yunus Emre’yi bu kadar üne kavuşturan bir başka özellik de dinî-tasavvufî konuları ayrımsız bir insan sevgisiyle anlatmış olmasıdır XIII asrın ikinci yarısıyla XIV Asrın başlarında yaşamış olan Yunus Emre, şiirde çığır açmış büyük sufî ve şairdir Yunus Emre; Divan, Aşık, Tekke ve Tasavvuf Edebiyat tarzlarının her üçünde de etkili olmuştur Eserlerini sade bir dille söylemiş, hem heceyi hem aruzu kullanmış, lirik şiirin en güzel örneklerini vermiştir

Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatına Tekke edebiyatı da denir

Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatında asıl olan sanat yapmak değil, dinî-yazavvufî düşünceyi yaymaktır Şair, mensup olduğu tarikatin düşünce sistemini, felsefesini yaymak için şiiri bir araç olarak kullanmıştır Bunda anonim halk edebiyatının büyük etkisi olmuştur

Tekke şairlerinin çoğu tarikatlerde yetişmiş şeyh ve dervişlerdir Onlar dinî inançları yasaklama ve korkutma yöntemiyle değil, insanı, Allah’ı, tabiatı, cenneti vb sevdirmekle yaymışlardır

Tekke şiir, halk şiirinden de divan şiirinden de nazım şekilleri almıştır

Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır

Dil sadedir, çünkü halka yöneliktir



Önemli temsilcileri:

13 yy: Mevlânâ, Sultan Veled, Yunus Emre (Divan, Risaletün-nushiye)

14 yy: Âşık Paşa

15 yy: Süleyman Çelebi, Hacı Bayram Veli, Eşrefoğlu Rumî

16 yy: Pir Sultan Abdal
C Klâsik Türk Edebiyatı


Divan Edebiyatı başlangıçta iki yabancı gelenek olan Arap-Fars (özellikle Fars) edebiyatları geleneğine dayanarak kurulmuş, zaman içinde taklidi aşan Osmanlı terkibi ve üslûbuna ulaşarak millî edebiyat hüviyetini kazanmıştır

Klâsik Türk edebiyatı gibi Batı tesirinde gelişen Türk edebiyatı da zamanla kendi benliğini kazanmıştır Doğuş ve gelişme serüvenleri birbirine benzer

İslâmîyet’in yerleşmesi sürecinde oluşmaya başlayan bir edebiyattır Bundan dolayı konuları arasında din, Allah, peygamber, tasavvuf vb önemli bir yer tutar

13-19 yüzyıllar arasında ürün veren bu edebiyata şairlerinin şiirlerini “divan” adı verilen yazmalarda toplamaları dolayısıyla Divan edebiyatı denir

Bu edebiyat, medrese kültürüyle yetişen aydın şairlerin Arap ve İran edebiyatını örnek alarak oluşturdukları klâsik bir edebiyattır Zamanla bu taklit sona ererek özgünlük yakalanmıştır

Klâsik Türk edebiyatı, eski Türk edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı diye de adlandırılır

Aydın tabaka, yüksek zümre edebiyatı denmesinin sebebi bu edebiyatı yapanların ve ona ilgi gösterenlerin seçkin çevrelerden oluşu olarak gösterilir Bu bir iddiadan öteye gitmiş değildir

Klâsik edebiyatta nesirden çok nazım önemlidir Nesirde de nazım unsurları (seci, ahenk vb) kullanılmıştır Nesirdeki dil nazma göre daha anlaşılmazdır

Bu edebiyatta şekil ve muhteva bakımından belirli kalıplar vardır: güzellik anlayışı, mecazlar

Tezkireler, şairlerin hayatlarını anlatan ve şiirlerinden örnekler veren eserler olarak bu edebiyatın tarihinin ve başarısının vesikalarıdır



Divan Şiirinin Başlıca Özellikleri


Divan şiirinin kökleri İslâm öncesi Arap şiirine dayanır

Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra, bu dine giren çeşitli milletlerin katkısı ile önce Arapçada, daha sonra Farsça ile Doğu ve Batı Türkçelerinde, en sonra da Hint Müslümanlarının yazı dili olan Urducada gelişmiştir

Nazım birimi genel olarak “beyit”tir Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır

Ölçü aruz ölçüsüdür Son zamanlarında az da olsa hece kullanılmıştır

Tuyuğ ve şarkı hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır

Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsçadan oldukça çok etkilenmiştir Süslü, sanatlı ve ağır bir dil kullanmışlardır

Redif ve kafiyeye önem verilmiştir Göz için kafiye esastır, tam ve zengin kafiye kullanılmıştır

Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer

Nazım şekil ve türleri kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır

Şiirlerde genellikle konu bütünlüğü olmadığı gibi bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilir Kısmen kasidede ama özellikle mesnevilerde konu bütünlüğü vardır

Sanat için sanat ön plândadır

Anlam da söyleyiş de son derece önemlidir Bu yüzden söz sanatları bolca kullanılmıştır

Konular genellikle gerçek hayattan uzaktır Aşk, sevgili, ölüm, ıstırap, şarap, övgü ve din gibi konular en çok işlenen konulardır Soyut konular işlenir

Duygu ve düşünceler, kalıplaşmış “mazmun”larla anlatılır Fikirler ve duygular neredeyse ortaktır Boyun servi; kaşı keman; çenenin elma; ağzın nokta oluşu her şairde aynıdır

Divan şairlerinin müstakil dünya görüşleri ve felsefeleri yoktur Hepsi aynı fikirleri değişik bir biçimde söylemişlerdir

Divan şairleri Fars edebiyatının üstatlarına yetişmeyi hedefleyip zamanla onları geçtikleri gibi birbirlerine de benzemeye çalışmışlardır Bundan dolayı nazirecilik geleneği oluşmuştur

Şairin kişiliğini ve büyüklüğünü, söyleyiş orijinalliği ve güzelliği sağlar

Divan şairi daima aşıktır Bu aşk onulmaz dert olmakla beraber şair bu dertten memnundur, onlara göre bu derdin dermanı gene bu derdin kendisidir Hatta zamanla beşerî aşk yerini Allah aşkına bırakır Bu sebeple âşık mecazî sevgilisine kavuşmak istemez

En başarılı ve tanınmış divan şairleri Baki, Fuzuli, Nedim ve Nefi'dir



Divan Nesri


Divan edebiyatında nesre inşa, nesir yazana münşi, nesirlerin toplandığı eserlere münşeat denir Nesir türündeki eserler; tarihler, münşeat, tezkireler; ilmî, dinî ve ahlâkî eserlerdir



Divan nesri üç bölümde incelenir:



Sade Nesir


Halk için yazılemm sade anlatımlı nesirlerdir

Bu nesirle halka yönelik masal, efsane, öykü, destan, dinî ve tasavvufî konular anlatılır

Aşıkpaşazade Tarihi, Mercimek Ahmet’in Kabusname’si, Kul Mesut’un Kelile ve Dimne çevirisi, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si bu nesrin önemli örnekleridir


"!!Gerçek devrimciyi yöneten büyük aşk duygularıdır!!"

"!!Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı öldüremezsiniz!!"

"!!Kağıttan bir gemidir devrim; kim bilir kaç yunus görmüş, kaç Deniz Gezmiş!!"




Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 06-14-2008
SouL_OF_RocK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: Aug 2007
Nerden: odamdan
Mesajlar: 789
SouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond reputeSouL_OF_RocK has a reputation beyond repute
SouL_OF_RocK - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Orta Nesir


Tarih ve bilim kitaplarında gördüğümüz nesirdir Ustalık göstermek amacı güdülmediği hâlde dili sade nesirden ağırdır Katip Çelebi’nin bazı eserleri ve Naima’nın kendi adıyla anılemm tarihi bu nesre örnektir



Süslü ve Sanatlı Nesir


Seciler (düz yazıda kafiye), söz ve anlam sanatları, bağlaçlarla uzayıp giden cümleler bu nesrin ayırıcı özelliğidir

Dili, yabancı söz ve tamlamalarla yüklüdür

Sanatçı bu nesirle ustalığı göstermeye çalışır

Süslü nesir, ahlâk ve felsefe konularını işler ve bazı mektuplarda görülür

Sinan Paşa’nın Tazarruname’siyle Veysî ve Nergisî’nin nesirleri bu türün örnekleridir



Nesir Türleri:


Münşeat: Mektuplar ve düzyazı örnekleri

Tarih: Tarihî olayları anlatan eserler Örn: Naima, Neşrî

Siyer: Peygamberimizin hayatı ve savaşları

Tezkire: Çeşitli sınıftan meşhur insanların, özelikle şairlerin biyografileri Örn: Ali Şir Nevai, Mecalisün-nefais; Lâtifî, Tezkire; Sehî, Tezkire; Kınalızade Hasan Çelebi, Tezkiretüş-şuara

Surname: Büyük düğün törenleri

Gazavatname: Çeşitli kahramanların savaşları

Seyahatname: Gezi yazıları Örn: Evliya Çelebi, Seyahatname (17 yy)

Hilye: Peygamberimizin iç ve dış özellikleri



Yüzyıllara göre Divan edebiyatı


13 yy
Hoca Dehhanî
İlk divan şairi olarak kabul edilir

Din dışı konularda ve lirik şiirler yazmıştır Aşk en önemli temadır

Sultan Veled
Mevlevilik tarikatinin kurucusu ve Mevlânâ’nın oğludur

Şeyyad Hamza
Lirik şiirleriyle tanınır



14 yy
Ahmedî
Din dışı ve şiirleri vardır

Divan şiirinin ilk başarılı şairi kabul edilir

Eserleri: Cemşid ü Hurşid (mesnevî), İskendername (mesnevî), Divan

Nesimi
Tasavvufî ve lirik şiirleriyle, özellikle tuyuğlarıyla tanınır Şiirleri coşkulu ve akıcıdır

Azerî Türkçesi ile yazmıştır

Sonraki şairleri de etkilemiştir

Divanı vardır

Âşık Paşa
Garipname’si meşhurdur





15 yy
Şeyhî
Harname adlı mesnevisi ünlüdür Mesnevi hiciv türündedir Hüsrev ü Şirin adlı bir mesnevisi daha vardır

Bir gazel şairidir

Asıl mesleği hekimliktir

Süleyman Çelebi
Mevlid’i ünlüdür

Necatî Bey
Ahmet Paşa
Ali Şir Nevaî
Çağatay şairidir Eserlerini Çağatay Türkçesi ile yazmıştır

Lirik şiirleri vardır

Çok sayıda eser vermiş önemli bir şairdir Otuza yakın eseri vardır

Edebiyatımızdaki ilk şairler tezkiresi olan (biyografi) Mecalisü’n-Nefais ona aittir

Hamse’si de ünlüdür

Muhakemetül-lûgateyn adlı eseri ünlüdür Eserde Türkçe ile Farsçayı karşılaştırarak Türkçeyi üstün tutmuştur Eseri, o dönemde Türkçenin ikinci plâna itilmesine tepki olarak ve yeni yetişen şairlere Türkçenin de üstün bir şiir dili olduğunu kanıtlamak için yazmıştır



16 yy
Bakî (1526-1600)
Divan şiirinin üstatlarındandır

Kanunî döneminin ihtişamı onun şiirlerine de yansımıştır

İyi bir medrese eğitimi almıştır

Çeşitli medreselerde müderrislik yapmıştır Kadılık görevlerinde bulunmuştur

Çok istediği şeyhülislâmlık mertebesine gelememiştir

Rindane gazel şairidir Dünya zevkini, hayattan kâm almayı prensip edinmiştir

Daha çok din dışı konuları işlemiştir Aşk, tabiat, devrin zenginliği şiirlerinin konularıdır

Şiirlerinde tasavvufa da yer vermiştir

Ahenkli bir dili vardır söyleyişe önem vermiştir

Söz sanatlarını da başarıyla kullanmıştır

Sultanuş-şuara unvanını kazanan şair, divan şiirini İran şiiri seviyesine yükseltenlerdendir

Divanının yanı sıra başka eserleri, nesirleri de vardır

Kanunî Mersiyesi meşhurdur

Fuzulî (1495-1556)
Divan edebiyatının en büyük şairi olarak kabul edilir

O bir gazel şairidir

Bağdatlıdır Kerbelâ’da yaşamış, türbedarlık yapmıştır Hayatı sıkıntılar içinde geçmiştir

İyi bir eğitim görmüş, Arap ve Fars dillerini öğrenmiştir

Şiirlerini Âzerî Türkçesi ile yazmıştır

Tasavvuf ve aşk şiirinin vazgeçilmez konularıdır

Onun aşkı mecazî aşk değil hakikî aşktır Mecazî aşkı -tasavvuf anlayışına uygun olarak- hakikî aşka bir köprü olarak kullanmıştır Aşk acısından hoşnuttur Derman istemez Kavuşmayı da istemez Çünkü bilir ki derman ve kavuşma aşkı bitirecektir

Istırabın yanında rintlik de vardır şiirlerinde

Fuzulî ilme çok önem verir İlimsiz şiirin temelsiz duvara benzediğine inanır

Mesnevi dalında da Leylâ vü Mecnun’u meşhurdur Leylâ ile Mecnun aşkını en içli bu eser dile getirmiştir denilebilir Eser daha sonra yazılemm ve aynı adı ta